Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Şeyh Bedreddin Meselesi
04-16-2010, 12:43 PM
Mesaj: #1
Şeyh Bedreddin Meselesi
Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Şeyh Bedreddin meselesi, Osmanlı tarihi açısından tam bir bilmecedir. Üzerinde çok söz söylenmiştir. Bir kısım peşin hükümlü tarihçiler Şeyh Bedreddin’i, Osmanlı döneminin Cumhuriyetçisi ve ihtilalcisi diye başlarına tac etmişlerdir. Komünizm’in revaçta olduğu günlerde, “kadın hariç her şey ortaktır” dediğini iddia ederek, tarihin ilk Türk komünisti diye Nazım Hikmet’e manzum medhiye bile yazdırmışlardır. Alevî grup ise, Osmanlı Devleti’ne isyan eden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in haline bakarak onu bir Alevî Dedesi olarak görmüşlerdir; hatta kendilerine rehber edinenleri bile çıkmıştır. Bunun yanında, Osmanlı tarihçilerinin mühim bir kısmı, başlangıçta Şeyh Bedreddin’in büyük bir İslâm âlimi ve hukukçusu olduğunu, ancak sonradan Şeyh’likden şahlığa heveslendiğini ve devlete isyan ettiği için idam edildiğini ifade etmişlerdir. Bazı samimi araştırmacılar ise, Şeyh Bedreddin’in başından beri Bâtınî fikirlere sahip bir ehl-i dalâlet olduğunu hükme bağlamışlardır. Acaba hangisi doğrudur?

Kanaatimize göre ifrat da tefrit de doğru değildir. Meseleyi olduğu gibi yansıtmaya çalışmak en güzelidir. Bu sebeple Şeyh Bedreddin’i yakından tanımak en doğrusudur. Hayatı hakkında en geniş bilgiyi torunu Halil tarafından Menâkıb-ı Şeyh Bedreddin adıyla kaleme alınan eserden öğreniyoruz. Şeyh Bedreddin hakkında şunları biliyoruz: Asıl adı Mahmûd olan bu zatın babası İsrail, bir Osmanlı emiri, bir gazi ve de 1361’de Edirne fethedildikten sonra ele geçirilen Dimetoka’ya bağlı Simavna veya Samavna denilen beldenin de ilk kadısıdır. Burada kadılık yaparken oğlu Mahmûd dünyaya gelmiş ve adına İbn-i Kâdî Simavna veya Simavna Kadısı oğlu denmiştir. Bunun Kütahya Simav ile ilgisi yoktur. Tahsilini Kadi-zâde-i Rumî ile birlikte onun babasının yanında yapan ve sonra da Kahire’ye giderek başta Seyyid Şerif Cürcânî olmak üzere büyük âlimlerden ders okuyan Mahmûd, Kahire’de inzivada olan Hüseyin-i Ahlâtî’den tasavvuf dersi almış ve Timur’un huzurunda yapılan ilmî tartışmada İslâmî ilimlere olan vukufunu ispatlamıştır. Bu arada Tebriz ve ilim merkezi Kazvin’e uğrayan Şeyh, orada bazı nakillere göre Bâtınîlik fikirlerinin etkisinde az da olsa kalmıştır. 1397 yılında şeyhi Hüseyin Ahlâtî’nin vefatı üzerine onun yerine geçen Şeyh Bedreddin, daha sonra Anadolu’ya gelmiş ve nihayet özellikle İslâm Hukuku konusundaki uzmanlığından dolayı Sultân Musa’nın Kazaskerliğine tayin edilmiştir.

Sultân Musa tasfiye edilince Şeyh Bedreddin çoluk çocuğuyla birlikte, 1000 akçe maaşla İznik’e getirilmiş ve gereken saygı gösterilmekle beraber, göz hapsinde tutulmuştur. Daha evvel anlattığımız gibi, Börklüce Mustafa denilen ve Dede Sultân diye de bilinen alevi dedesinin isyanı, bunu Torlak Kemal denilen bir Yahudi dönmesinin takip etmesi ve Şeyh Bedreddin’in de bunlarla olan irtibatı, Şeyh’in gizli bir şekilde Rumeli’ye geçmesine, Eflak Beyine sığınmasına ve neticede ortaya çıkan bu Alevî isyanının reisi gibi görünmesine yol açmıştır.

Önemle ifade edelim ki, Şeyh Bedreddin aslında alevi falan değildir. Bunun en büyük delili, hem neslinin ortada oluşu ve hem de telif ettiği eserleridir. Bunun tek istisnası Vâridât adlı eseridir ki, bunun gerçekten onun tarafından yazılıp yazılmadığı da tartışmalıdır. Gerçek olan Şeyh’in şahlığa heveslenmesi, fesad grubunun içinde yer alması ve de Sultân Mehmed’e isyan edenlerin manevi reisi durumuna düşmesidir.

Şeyh Bedreddin’in eserlerine baktığımızda, İslâm Hukukuna dair Letâif’ül-İşârât başta gelir. İznik’te göz hapsinde iken kaleme aldığı bu eser, Hanefi mezhebi ile alakalı mükemmel bir mukayeseli hukuk kitabıdır. Bunu Câmi’ul-Fusûleyn adlı Üstrûşenî ve İmâdî isimli büyük Hanefi hukukçularının kaleme aldığı Fusûl isimli hukuk eserlerini birleştirerek ve asrın meselelerini de ilave ederek telif ettiği mükemmel bir hukuk kitabı takip eder. Bu zikredilenler ve edilmeyenler, tamamen Sünnî ve Hanefî esaslarına göre kaleme alınmış eserlerdir. Bunlarda Bâtınîlik, Alevîlik veya materyalist bir vahdet’ül-mevcudculukla alakalı tek bir cümle yoktur.
Geriye Vâridât adlı ona isnad edilen tasavvufa dair bir eser kalmaktadır. Bu kitabın ona ait olmadığı ve hatta onu isyan için kullanan bazı bozuk fikirli insanlar tarafından uydurulduğu, ileri sürülen iddialar arasındadır. Ancak bu kitaba baktığımızda, Şeyh Bedreddin’in öteki eserlerinin tam tersine, İslâm’ın temel esaslarına ters düşen ve insanı tamamen dinden çıkarabilecek hususlar bulunmaktadır. Bu eserin bazı yerlerinde Allah’dan ve O’nun peygamberlerinden bahsederken, bazı yerlerde vahdet’ül-vücud’dan ziyâde vahdet’ül-mevcud nazariyesiyle tam bir materyalist gibi hareket ettiği görülmektedir. Alemin ezeli ve ebedi olduğu ileri sürülen aynı eserde, kıyamet inkâr edilmekte ve buna bağlı olarak haşr-i cismânî denilen haşir redd olunmaktadır. Cennet ve cehennemin de inkâr edildiği eserde, melek, cin ve şeytanla alakalı İslâm’ın esasları da tamamen saptırılmaktadır. Eğer bu eser, Şeyh Bedreddin’e ait ise, İslâmiyetin telkin ettiği şekliyle Allah, Peygamber ve ahiret inancı olmayan, eskilerin tabiriyle kadınlar dışında her şeyin insanlar arasında ortak olduğuna inanan İbâhiyye mezhebinin mensubu bulunan bir zındık ve mülhid karşımızda demektir.

Acaba Şeyh Bedreddin bu mudur? Bu soruya hemen evet diye cevap vermek çok zordur. Zira hapisteyken yani idamından bir kaç sene önce kaleme aldığı İslâm Hukuku eserinde tam bir ehl-i sünnet gibi İslâm’ın esaslarını anlatan bir âlimin bir iki sene içinde bu hale gelmiş olması akla zor gelmektedir. Nitekim Sa’deddin Teftezânî’nin talebesi olan Mevlânâ Haydar Herevî, ilim meclisinde Şeyh Bedreddin ile tartışmış, Kur’ân, sünnet ve diğer kaynaklara dayanarak Şeyh’i ilzâm etmiş ve bizzat Şeyh Bedreddin’in kendi suçunun cezasını ikrâr ettikten sonra ıslâh-ı âlem ve hıfz-ı nizâm-ı Beni Âdem için idamına fetvâ vermiştir. Çoğu Osmanlı tarihçilerinin kanaati de bu yöndedir.

O halde karşımızda bir kaç tane Şeyh Bedreddin vardır: Birincisi, Sünnî-Hanefi İslâm Hukukçusu ve eserleri âlimlerce asırlarca ders kitabı olarak okutulan ve Musa Çelebi’nin Kazaskeri olan Şeyh Bedreddin’dir. İkincisi, İslâm’ın temel esaslarını reddeden, Simavîler diye bilinen müritleri namaz ve oruç gibi İslâm’ın hükümlerinden habersiz bulunan ve en önemlisi de vahdet’ül-mevcudcu yani neredeyse panteist ve inkârcı bir Şeyh Bedreddin’dir. Üçüncüsü, kerametleri olan veli ve mutasavvıf bir Şeyh Bedreddin’dir. Dördüncüsü ise, toplumda karışıklık çıkaranların rehberi olan, bu vesileyle aslında Alevî olmadığı halde Anadolu’da isyan eden Alevî grupların mercii haline gelen ve şeyhliği Şahlığa değiştirmek isteyen ihtilâlci Şeyh Bedreddin’dir.

Osmanlı kaynaklarından ve Ebüssuud’un fetvâsından anladığımız, Şeyh Bedreddin’e ait gibi görünen bu şahsiyetlerden birincisi ve dördüncüsünün birleştirilerek kabul edilmesi şeklindedir. Yani Şeyh Bedreddin, büyük bir İslâm âlimidir; alevî değildir; Kazvin’de Bâtınîlikden etkilenmiş olması kuvvetle muhtemeldir; Osmanlının kargaşa döneminde tahriklere aldanmış ve isyancı Alevîlerin ve hatta Alevîlerin de kabul edemeyeceği vahdet’ül-mevcudcu bir dalalet grubunun dairesine girmiş ve neticede kamu düzeni gereği isyanı sebebiyle idama mahkum edilmiştir; Vâridât’ın böyle bir âlimin eseri olmasını akıl kabul etmemektedir. Ebüssuud’un sorulan bir soruya verdiği cevapta “Anın müridlerinden olan kâfirlerdir’ demek lâzımdır; Sâir kefere gibi adın anmayub la’net etmeyüb kendi halinde olan Müslüman kâfir olmaz” demesi çok manidardır. Herevî’nin idam fetvâsında, ısrarla “insanları bilerek dalâlete sevk edenlerden olduğunu isbat etmesi” de önemlidir. Fakat, Âli ve benzeri tarihçiler, Bedreddin’in büyük bir âlim olduğunu, devlete isyanının çevresinin planlarına ve yapılan isnadlara dayandığını açıkça ifade etmekte ve Şeyh Bedreddin’i övmektedirler[1].

[1] Âli, Künh’ül-Ahbâr, c. V, sh. 142-144; Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, sh. 73-74; Solakzâde, sh. 134-136; Aksun, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 99-106; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 360-367; Bozkurt, Mahmûd Esat, Inkılâb Tarihi, İstanbul 1997, sh. 104-106; Mecdî Efendi, Hadâık, c. I, sh. 71-73; Ayrıntılı bilgi için bkz. Ocak, Ahmed Ya’şâr, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15. –17. Yüzyıllar), İstanbul 1998, sh. 136-202; Kâtip Çelebi, Keşf’üz-Zunûn, (neşr. Yaltkaya, Şerafettin- Bilge, Kilisli Rıfat), İstanbul 1971, c. I, 566, c. II, 1551; Yılmaz, Ömer Faruk, Belgelerle Osmanlı Tarihi I-II, İstanbul 1998, c. I, sh. 185-188; Uyanık, Mevlüt, “Osmanlı Düşünce Tarihinde Toplumsal Bir Muhalefet Olarak Şeyh Bedreddin ve Haraketinin Tahlili”, Belleten, c. LV, sayı 212-214(1991), sh. 341-349.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
04-16-2010, 02:58 PM
Mesaj: #2
RE: Şeyh Bedreddin Meselesi
Bildiğim kadarıyla idamından on yıllar sonra fıkıh kitapları medreselerde okutulmaya devam etmiş, idamı için fetva verecek alim bulunamamış, Suriyeden getirilen bir alim "kanı helal, malı haramdır" diye fetva vermiş...

Düşünüyorum o halde vurun...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
04-07-2011, 10:25 PM
Mesaj: #3
RE: Şeyh Bedreddin Meselesi
Semavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin

Büyük bir fıkıh âlimi olmasının yanında, inanç sınırlarını zorlayan sözleriyle tanınan Şeyh Bedreddin’in babasının Semavne kadısı olduğu söylenir. Bu sebeple Semavne Kadısı Oğlu diye bilinir. Burası Rumeli kasabalarındandır. Karaağaç ile Dimetoka arasındadır. Simavî diyenler varsa da yanlıştır. Edirne, Konya ve Mısır’da zamanın ileri gelen âlimlerinden din ve fen dersleri aldı. Âlimler kendisini herkese numune gösterirdi. Mısır’da Sultan Berkuk’un dikkatini çekti. Oğluna hoca tayin etti. Câriyesi ile evlendirdi. Burada Şeyh Ahlâtî’ye intisap etti. Sonra Tebriz’e gidip Emir Timur ile görüştü. Timur kendisini kızıyla evlendirip şeyhülislâm yapmak istedi ise de hocasının yanına dönmek iştiyakı sebebiyle kabul etmedi. Şeyhi vefat edince de postuna oturdu. Fakat Kahire’de ulemâ ile geçinemedi. Edirne’ye döndü. Yolda çok mürid edindi. Karaman Beyi ve Aydınoğlu Cüneyd Bey bile müridi oldu. Somuncu Baba ile görüştü. İleri hayatında mühim rol oynayacak Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile bu esnada tanıştı. Sakız adasının Rum idarecileri kendisini adaya davet etti. Burada çok kişinin ihtidasına sebep oldu.
Bu esnada Sultan Yıldırım Bayezid vefat etmiş; şehzâdeleri arasında taht mücadelesi başlamıştı. Şehzâde Musa Çelebi, biraderi Süleyman Çelebi’ye galip gelip Edirne’yi aldı. Şeyh Bedreddin’i kazasker yaptı. Bilahare Musa Çelebi, biraderi Mehmed Çelebi’ye yenilince, Bedreddin 1000 akçe maaşla İznik’te ikamete tâbi tutuldu. Mağrur ve hırslı bir tabiati olan Şeyh bu sürgünü hazmedemedi. Padişaha karşı siyasî bir propagandaya girişti. Etrafında çok adam topladı. İznik’teyken kethüdası olan Börklüce Mustafa İzmir’de 5000 kişiyle isyan etti. Onu Manisa’da 3000 adamla Torlak Kemal izledi. Her iki isyan da zorlukla bastırıldı.

SELÂNİK’TEN MÜHİM
Bedreddin Kahire’ye gitmek istedi. Ancak padişah izin vermedi. Börklüce isyanından mesul tutulacağından korkarak Kastamonu’ya kaçıp İsfendiyar Bey’e sığındı. Böylece bizzat padişahın verdiği mecburi ikamet kararını bozmakla suçlu vaziyete düştü. Üstelik “Musa Çelebi’nin adamı” hüviyeti, suçunun vahametini arttırıyordu. Ancak İsfendiyar Bey, padişahı karşısına almamak için Şeyh’e itibar etmedi. Umduğu desteği göremeyince Kırım’a gitmek üzere Sinop’tan gemiyle ayrıldı. Ceneviz gemilerinin yolunu kesmesi üzerine Rumeli’de karaya çıkarak vaktiyle Musa Çelebi’nin müttefiki Eflâk Prensi’ne iltica etti. Eski tımar beyleri, bir memnuniyetsiz kitle kendisine katıldı. Taraftarları gitgide çoğaldı. Silistre’ye geldiğinde artık fiilî bir isyan başlatmış haldeydi.
Bu sırada padişah Selânik’in fethine çıkmıştı. “Fitnenin ortadan kaldırılması, Selânik’in fethinden daha mühimdir” diyerek Serez’e geldi. Üzerine gönderilen 200 kişi, Şeyh’in kuvvetlerini dağıttı. Şeyh Zağra’da bir ormana saklandı. Börklüce’nin ölüm haberi gelince, Bayezid Paşa Şeyh’e mürid olmak oyunuyla adamlar gönderdi. Tuzağa düşen Şeyh, adamları tarafından teslim edildi. Serez’deki padişah huzuruna çıkarıldı. Basit bir ihtilâlci değil, aynı zamanda âlim olduğundan âlimler huzurunda muhakemesi emredildi. Gayet âdil geçen muhakeme esnasında heyetteki âlimlerle, hatta padişahla rahatça karşılıklı münakaşa etti. Neticede âsi olduğuna karar çıktı. Padişah hükmü bizzat Şeyh’in vermesini istedi. Şeyh de bu suçun cezasının idam olduğunu söyledi. Börklüce’nin acele davrandığını eklemeyi de ihmal etmedi. 1420 senesinde Serez’de asıldı. Ailesi ve mallarına ilişilmedi. 1924 nüfus mübadelesinden sonra İstanbul’a gelen muhacirler naaşını da taşıyıp, yıllarca çinko bir tabutta sakladılar. 1960 darbecilerinin emriyle Sultan II. Mahmud türbesine gömüldü. Padişaha ayaklanan birinin kemiklerinin bir padişah türbesine defni talihin garip bir cilvesidir.

HÂLLERİNE GÜVENEN ŞEYH
Bazı Osmanlı tarihçileri Bedreddin’in isyan etmediğini, tamamen masum olup hasedçilerin iftiralarına kurban gittiğini söyler. Çoğu tarihçi ise onun saltanat davasında olduğunu yazar. Şeyh Bedreddin, yeni rejim muhalifi aşırı uçlar tarafından kullanılmış; gururuna mağlup olmuş bir isyancıdır. İdris Bitlisî, Şeyh’in riyazet ve mücahedeye çok ehemmiyet verdiğini, sonra bunlardan elde ettiği hallere güvenerek kibre düştüğünü, kâmil bir mürşidden feyz alamadığı için bu hâle sürüklendiğini, böyle birinin etrafında toplananların da ibahacılığa (her şeyi mübah görmeye) kaydığını söyler. Vefatından sonra Şeyh’in yolunda olduğunu iddia eden bir grup çıkmış; bilahare Şah İsmail‘in dedesi Şeyh Cüneyd’e tâbi olmuştur.
Şeyh’in yazdığı kitaplar Hanefî fıkhının en kıymetli eserlerindendir. Ancak Vâridat adlı eserinde vahdet-i vücuda dayanan bazı aşırı ve sapkın fikirler ileri sürmüş; âlemin mahlûk olduğunu ve cismanî haşri inkâr ederek, cennet, cehennem, melek, şeytan gibi mefhumlara sembolik mânâlar yüklemiştir. Önceleri çok büyük bir âlim iken, zekâ ve cerbezesiyle öne çıkan; komünizmin ilk umdelerini ortaya attığı iddia edilen Şeyh Bedreddin, en çok münakaşa mevzuu olmuş şahsiyetlerdendir. Nazım Hikmet, Şeyh Bedreddin Destanı adıyla hayatını şiirleştirmiştir. Ancak hususi mülkiyeti reddeden sosyalist görüşlerin kendisine değil, müridlerinden Börklüce’ye ait bulunduğu; yani Şeyh’in bu hususta masum olduğu anlaşılmaktadır.
Prof. Ekrem Buğra Ekinci

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledet...81#Scene_1

rasti rusti
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
04-08-2011, 07:06 PM
Mesaj: #4
RE: Şeyh Bedreddin Meselesi
Ben de buradaki anlatılanlara katılıyorum, onun bir eseri olduğu söylenilen Varidat'a dayandırılan Komunizm meselesi diğer kitaplarıyla çelişkilidr, belki de ortada bir Şeyh Bedrettin daha vardır da onunla ismi karıştırılıyor olabiliri. Simavnalının eserleri fıkıhi olarak oldukça kuvvetlidir. 7'DEN 77'YE DÜNTA TARİHİMİZE YOLCULUK, isimli kitap da ve BİLİNMEYEN OSMANLI'da da aynı şeylerden bahsediyor.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Foruma Git: