|
Kostantinopolis'i Savunan Türkler
|
|
01-16-2010, 07:34 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Kostantinopolis'i Savunan Türkler
1453'teki son İstanbul kuşatmasında şehri savunanlar arasında bir Türk birliği de bulunduğunu...
Bu birliğin mevcudunun 200 ila 600 arasında olduğunu... Birliğin başında imparator tarafından Osmanlı saltanatına ortak koşulmaya çalışılan Şehzade Orhan Efendi'nin bulunduğunu... Şehzade Orhan komutasındaki bu birliğin kuşatma esnasında Samatya-Kumkapı arasındaki sahil surlarını savunmakla görevlendirildiğini... Türklerin diğer müdafilerin aksine savaşmaktan ya da ölmekten başka çaresi bulunmadığını... Şehzade Orhan'ın şehir düştükten sonra dahi surlarda çarpışmaya devam ettiğini, kaçacak yer kalmadığını anladığında ise kendini surlardan aşağı atarak intihar ettiğini... Fatih'in fetih sonrası Orhan Efendi'yi arayıp buldurduğu ve cesedinin önüne getirildiğini... Kara Murat serilerinden birinde bu şahsa yer verildiğini (Bülent Kayabaş oynamıştır)... Biliyor muydunuz? Ya da bu ilginç konuda bildiklerini paylaşmak isteyen dostlarımız var mı? İttihatçılar vardı, hilâl bıyıklıydılar.. Sustasına basılmış birer çakıydılar... |
|||
|
01-17-2010, 02:13 AM
(En son düzenleme: 01-17-2010 02:13 AM bayundur.)
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Kostantinopolis'i Savunan Türkler
Öncelikle açığa çıkması gereken husus Orhan Çelebi'nin Osmanlı Hanedanlığı ile olan bağıdır. Prof. Halil İnalcık'a ve Bizans dönemi tarihçisi Donald M. Nicol'e göre Orhan Çelebi, I. Bayezid Han'ın oğlu olan ve fetret devri boyunca en uzun süreli olarak Edirne'de hakimiyet kuran Süleyman Çelebi'nin torunudur. Hayatının ilk dönemlerine ait bilgiler kısıtlıdır. Dolayısı ile birileri tarafından katledilebilir mülahazası ile korunduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Orhan Çelebi Varna Savaşının olduğu senelerde (1444 civarı) tarih sahnesine çıkmış ve taht için bir tehlike oluşturmuştur. Bizans'ın himayesinde ortaya çıkan Orhan Çelebi, önce Çatalca yakınlarında ki İnceğiz'e gelmiş burada ayaklanma girişiminde bulunmuştu. Ancak Rumeli Beylerinden destek göremediği için burada herhangi bir teşebbüse bulunmadan Deliorman tarafına doğru geçti. Deliorman mıntıkasında ise aradığı desteği kısmen bulan şehzade burada isyan etti ve etrafa hakim oldu. Ancak devrin önde gelen komutanlarından Şehabeddin Şahin Paşa II.Mehmet tarafından isyanı önlemek gayesiyle bölgeye sevk edildi. Şehzade'nin Bizans'tan herhangi bir destek almasını önlemeyi önceliği olarak belirleyen paşa bu işe muvafak olduktan sonra emrindeki komutanlarından Koç Hüseyinoğlu'nun Deliorman üzerine gönderdi. Durumun vehametini gören şehzade Karadeniz kıyısından Midye'ye buradan da gemi vasıtasıyla İstanbul'a kaçmış ve bu isyan girişimi başarıyla önlenebilmiştir. (Prof. Ahmet Şimşirgil, Kayı II, Şems Kitapları, İstanbul 2006, s. 65) Varna zaferi sonrası oğlu II. Mehmet'in tahtını sağlama almak için II. Murat tahtan çekilmiş ve oğlu II. Mehmet'i herhangi bir cülus törenine gerek duymadan tekrar Osmanlı tahtına oturtmuştur. (Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1995, s. 76-80)
1451 senesinde II. Murat'ın vefatını müteakip II. Mehmet Han Manisa'dan Edirne'ye gelerek Osmanlı tahtına oturdu. Tahtını sağlama almak isteyen ve İstanbul'u fethetmek için ince bir siyaset yürüten genç padişah Bizans'ı işkillendirmemek maksadıyla yıllık 300 bin akçe karşılığında Şehzade Orhan'ı Bizans'ta göz hapsinde tutturdu. (Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, Oğlak Yayınevi, İstanbul 2003, s. 77) Ancak daha sonra Karamanoğullları meselesi ile uğraşmak zorunda kalan genç padişaha karşı Bizans İmparatoru verilen haracın iki misline çıkarılmasını ve gereği yapılmazsa tutsak şehzadenin Osmanlı tahtına ortak olması maksadıyla salıverileceği tehdidinde bulundu. İşte bu aşamadan sonra Bizans ile ilişkiler koptu ve genç padişah Orhan Çelebi için Bizans'a yapılan ödemenin durdurulması ve Osmanlı ülkesinde Orhan Çelebi'ye ait olan gelirlere el konulması ve nihai olarak Bizans'ın abluka altına alınmasına dair fermanları yayınladı. (Donald M. Nicol, Bizans'ın Son Yüzyılları (1261-1453), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s. 402-403) Burada Orhan'a dolayısı ile Bizans'a ait gelirlerden de kısaca bahsedersek; Çorlu ve civarının Bizans'a terki ve Selanik yakınlarında ki Karasu mıntıkasının gelirlerinin Orhan Çelebi namına Bizans'a bırakılmasıdır. (Şimşirgil, a.g.e., s. 115) Bahse konu anlaşmanın bozulması hadisesi ise bir başka kaynakta şöyle geçmektedir. Osmanlı sultanı Karaman seferinde iken Polatlı taraflarında bulunan Osmanlı karargahına gelen Bizans elçileri ilk olarak veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile görüşme tesis ettiler ve kendisine şunları söylediler: "Şehzade Orhan'da Sultan Mehmet gibi Osmanlı hanedanındandır. Kendisini her gün yüzlerce insan ziyaret etmektedir. Bunlar onu padişah olarak görmek istemekte ve bu işe girişmeye teşvik etmektedir. Sevenlerine ihsanda bulunmak ve gönüllerini elde etmek isteyen Orhan Bey ise maddi bakımdan yeterince güçlü olmadığından devamlı olarak imparatora müracaat etmektedir. İmparatorumuz ise onun bu dileğini yerine getirecek durumda değildir. Bu itibarla Orhan için kararlaştırılmış bulunan üç yüz bin akçeyi iki katına çıkarmanız gerekmektedir. Yoksa imparator kendisini serbest bırakmak zorunda kalacaktır. İmparatorumuz Osmanoğullarını beslemek zorunda değildir." (Dukas, Bizans Tarihi (çev. V.L. Mirmiroğlu), İstanbul Fethi Derneği İstanbul Enstitüsü, İstanbul 1956, s. 143) Durumun Bizans ile bir çatışmaya gideceğini sezinleyen ancak böyle bir çatışmadan da kaçınan sadrazam ise elçilere kızgınlıkla şu yanıtı vermiştir. "Ey akılsız ve şaşkın Bizanslılar! Tasavvurlarınızdaki şeytanlıları ben çoktan bilirim. Bu bildiklerinizi unutun. Merhum II. Murat, halim tabiatlı, herkese karşı ciddi ve sadık bir dosttu. Şimdiki padişah ise sizekarşı onun kadar iyi niyet beslememektedir. Kendisinin cesaretini, sertliğini ve şiddetini bildiğimden, şayet istanbul onun eline geçmekten kurtulursa bunu Cenab-ı Hakk'ın size büyük bir lütfu bileceğim" demiş daha sonra ise "Ey akılsızlar! Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda sizinle yeminle kararlaştırılmış bir sözleşme yaptık. Diyebilirim ki henüz mürekkebi dahi kurumamıştır. Şimdi ise Anadolu'ya sefer yaptığımızı ve Frigya'da bulunduğumuzu gördüğünüzden istifade ederek, adetiniz olduğu üzere uydurduğunuz öcülerle bizi korkutmak, ürkütmek istiyorsunuz. Biz fikir ve kudretten mahrum çocuk değiliz. Orhan'ı Trakya padişahı yapmak isterseniz, hiç durmayınız! Macarları Tuna'dan bu tarafa geçirtmeyi düşünüyorsanız, onlar da gelsinler. Siz de çok zaman evvel kaybettiğiniz yerleri geri almak için taarrruza geçmek isterseniz, bunu da yapınız. Yalnız şunu biliniz ki, bunlardan hiç birisine muvaffak olamayacaksınız, bilakis elinizde bulunanları da kaybedeceksiziniz. Mamafih isteklerinizi padişahıma arz edeceğim. O ne arzu ederse o olacak." (Dukas, a.g.e., s. 143-144) Yukarıda bahsi geçen görüşmelerden sadrazam tarafından haberdar edilen genç sultan ise hiddetlenmesine rağmen, hislerini elçilere hissettirmeden sukunet içinde dinleyip, yakın bir zamanda Edirne'ye varacağını ve orada devlet adamlarıyla istişare ettikten sonra bir yanıt verebileceğini söyleyerek elçileri geri gönderdi. Padişahtan beklenmedik bir tavır ve yanıt alan Bizans elçileri umutla İstanbul'a dönerken genç padişahın kendileri için yaptığı planlardan habersizlerdi şüphesiz. Bizans'ın oyununu farkeden genç sultan, taktik değiştirerek gelen Karamanoğlu elçi ve devlet adamlarının isteklerinin çoğunu olumlu karşılayarak tamamen Bizans'ın fethi meselesine yönelmiştir. (Şimşirgil, a.g.e., s. 119) Dolayısıyla Osmanlı-Bizans antlaşmasının bozulmasına Şehzade Orhan doğrudan tesir yapmış ve İstanbul'un fethi ile noktalanacak harekatın başlamasının zahiren başlıca amili olmuştur. 23 Mart 1453 tarihinde başlayan İstanbul Muhasara esnasında Bizans kuvvetleri arasında yer alan Şehzade Orhan'da Marmara kıyısına yakın bir yerdeki bir bölüğün komutasını üstlenmiştir. (Franz Babinger, a.g.e., s. 77) 29 Mayıs günü Türklerin eline geçen şehirde Fatih'in ele aldığı ilk işlerden biri de taht üzerindeki iddiasının kaldırılması için Şehzade Orhan'ın bulunup, ortadan kaldırılması idi. (Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2003, s. 31) Nitekim rahip kılığında şehirden kaçmakta olan şehzade teşhis edilip, ele geçirildi ve vakit kaybetmeden idam edildi. (Donald M. Nicol, a.g.e., s. 419-420) rasti rusti |
|||
|
01-17-2010, 02:24 AM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: Kostantinopolis'i Savunan Türkler
Çok ilginç bir detaymış. Fetih gibi muhteşem büyüklükte ki tarihi bir olayın altında kaybolup gitmiş.
KARADENİZ OKUSUN
|
|||
|
05-29-2010, 08:53 PM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: Kostantinopolis'i Savunan Türkler
İstanbul'un fethinin yıldönümüdür.
Fatih ve tüm silah arkadaşlarını aziz ruhları şâd olsun. Konstantinopolis'in tüm saygıdeğer müdafiilerinin toprakları da bol olsun.. İttihatçılar vardı, hilâl bıyıklıydılar.. Sustasına basılmış birer çakıydılar... |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım


