|
İlhanlı-Memlük Mücadelesi ve Savaşları
|
|
01-16-2010, 06:20 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
İlhanlı-Memlük Mücadelesi ve Savaşları
Yakın bir zamanda bu hususta çalışmalara başlamıştım ve ana sitemiz olan e-tarih.org'da yayınlanması için eksik olan savaşlarla ilgili yaptığım çalışmaları sitenin kurucularından "baybars" rumuzlu arkadaşımıza göndermiştim ancak henüz bir yazı yayınlanmadığından buraya taşımayı uygun gördüm. Bahse konu sitede ancak geçtiğimiz senelerde Ayn Calut Savaşı hakkında çıkan yazım http://www.e-tarih.org/sayfa.php?sfid=520 linkinde yayınlanmıştı ancak kaynak belirtmemiştim. Bahse konu yazıda yararlandığım kaynakları aşağıda sunmaktayım. Daha sonra sırasıyla diğer savaşlara el atacağız Allah nasip ederse.
Ayn-Calût Savaşı adlı yazı için yararlanılan başlıca kaynaklar. 1. Robert Cowley; Geoffrey Parker (2001). The Reader's Companion to Military History. Houghton Mifflin. pp. 44. ISBN 978-0618127429. (http://books.google.com/books?id=qOEu4AL...22&f=false linkinden ulaşabilirsiniz) 2. Christopher Pratt Atwood, Encyclopedia of Mongolia and the Mongol Empire. 678 pp., New York: Facts on File, 2004. ISBN 0816046719. 3. Tschanz, David W. (July/August 2007). "History's Hinge: 'Ain Jalut". Saudi Aramco World. (http://www.saudiaramcoworld.com/issue/20....jalut.htm linkinden ulaşabilirsiniz) 4. René Grousset, Histoire des Croisades, III, Editions Perrin, 1991 ISBN 226202569X. 5. Reuven Amitai-Preiss, Mongols and Mamluks: The Mamluk-Ilkhanid War, 1260-1281. Cambridge University Press, Cambridge 1995. ISBN 978-0521462266. rasti rusti |
|||
|
01-23-2010, 07:15 PM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: İlhanlı-Memlük Mücadelesi ve Savaşları
Birinci Huma Savaşı
Birinci Huma Savaşı Eylül 1260 tarihinde Filistin’de yapılan Ayn Calut Savaşından kısa bir süre sonra 10 Aralık 1260 tarihinde İran Moğolları Devleti olan İlhanlılar ile Mısır Memlukları Devleti arasında Orta Suriye’de bulunan Huma şehrinin yakınlarında cereyan etmiştir. (1)
İlhanlı hükümdarı Hülagü 1257 senesinde Bağdat’a girip, Abbasi halifeliğini ve halifeyi ortadan kaldırdıktan sonra yaza doğru başkenti olan Malaga (İran Azerbaycan’ında bulunmaktadır) şehrine geri döndü. Bağdat’ta yaşananlar ve akabinde Musul şehrinin de Moğolların eline geçmesi İslam dünyasında korkuya sebep oldu. Tebriz’e gelen Hülagü, birbirlerine rakip olan iki Selçuklu prensi II. İzzeddin Keykavus ile kardeşi IV. Rükneddin Kılıçaslan’ın her ikisini birden Selçuklu tahtına oturttu. Bu sıralarda Karakum’da bulunan Moğol Han’ı Möngke Han’dan gelen Suriye’nin ele geçirilmesinin talimatı kendisine ulaştı. O sıralarda Suriye umumi olarak Haçlı kalıntısı devletçikler ile daha Mısır egemenliğine girmemiş Eyyubi hanedanına mensup emirler arasında paylaşılmaktaydı. Eyyubiler özellikle Şam ve Halep gibi iki büyük şehri ellerinde tutmaktaydılar. Haçlılar ise Antakya Prensi ve Trablusşam kontu olan Bohemond, Kilikya Ermeni Kralı olan I. Hetum’un kızıyla izdivaç yaparak yeni bir ittifak cephesi oluşturmuşlardı. Oluşturdukları bu ittifak sonrası müttefik güçler Hülagü’ye elçiler yollayarak asla kendilerine karşı düşmanca bir siyaset takip etmeyeceklerini ve kendilerine sadık kalacakları bilgisini İlhanlı hükümdarına ilettiler. Şam ve Halep hükümdarı olan El Nasır Yusuf’da oğlu El-Aziz’i Hülagü’ye gönderdi ve bir ittifak oluşturma isteğini bildirdi. Ancak Eyyubilerden gelen çağrılara rağmen Hülagü, Suriye’yi ele geçirme kararını çoktan vermişti. (2) Moğolların takip edeceği yol haritası, Hülagü ve I. Hetum arasında karara bağlandı. (3) Hülagü istila hareketine Mezopotamya’da bulunan Eyyubi yerleşim yerlerine saldırarak başladı. Daha sonra Suriye’ye giren Moğol güçleri ilk olarak Halep şehrini ele geçirdi. (30 Ocak 1260 tarihinde şehir, 25 Şubat 1260 tarihinde ise şehrin kalesi düştü.) (4) Şehre giren Moğol güçleri sırasıyla şehrin duvarlarını ve camilerini yıkmakla işe başladı. Daha sonra ise bahçeler harap edildi, şehir yağma edilerek muazzam bir ganimet ele geçirildi ve şehirde bulunan esnaf ve zanaatkârlar şehrin kalesinde tutsak edildi. Şehrin sabık idarecisi olan El Nasır Yusuf’un çocukları ve zevceleri de Moğolların eline tutsak düştü. Ayrıca şehre yardıma gelen dokuz bahri memluk emiri de kalede ki tutsaklar arasındaydı ki bunların içinde en önemli isim ise kuşkusuz Şemseddin Sungur El-Aşkar idi. (5) Halep’in düştüğü sıralarda Hülagü Büyük Han Möngke’nin ölüm haberini aldı (Möngke 11 Ağustos 1259 tarihinde ölmüştü ancak ölüm haberi Hülagü’ye altı ay sonra ulaşabilmişti). Yeni han seçimi yapılacağı haberi üzerine komutanlarından Ketboğa’yı geride bıraktığı kuvvetlerin başına atayarak Suriye’den ayrıldı. Halep’ten ayrılmadan önce şehrin ve kalenin duvarlarını yerle bir etmeyi de ihmal etmedi. Bunu ise bu sıralarda Halep’e gelen ve Hülagü ile ittifak yapan El Nasır Yusuf’un torunu Humus valisi Eşref Musa önermişti, çünkü Hülagü, Huma ve Humus şehirlerinin istihkâmlarının da yıkılmasını istemekteydi. Eşref Musa ise buna mukabil şehri olan Humus’un küçük bir parçasını yıkarak mukabelede bulundu. Huma kalesini duvarları ise yok edildi ancak şehrin duvarlarına dokunulmadı. (6) Buradan harekâtlarına devam eden Moğol ardıl birlikleri 1 Mart 1260 tarihinde Şam’ı, 4 Nisan da ise Şam şehrinin kalesini ele geçirdi. El Nasır Yusuf ise Moğollara karşı şehri savunmaktansa kaçmayı yeğledi. Bundan sonra kendisine Mısır’ı hedef olarak seçen Moğol istilacıları buraya yürümek üzere hazırlık yaptı. Hatta Hülagü Mısır Sultanlığına henüz yeni getirilmiş olan Seyfeddin Kutuz’a ağır ve tehdit dolu bir mektup yazdı. (7) Kutuz’un buna yanıtı ise Moğol elçilerini öldürtmek oldu. Artık her iki devlette geri dönülmez bir yola girmişlerdi. Suriye’dekiler gibi Mısırlıları dolayısıyla Bahri Türkmenlerini çabuk sindireceklerini sanan Moğollar çok ciddi bir karşı hamle ile karşılaştılar. Hülagü adına hareket eden Ketboğa, Şam şehrinin yeni idarecilerine harap olan şehrin yeniden imarı için yüklü bir miktar ödeme yapılması üzerine bir sözleşme yaptıktan sonra, hedefini Mısır olarak belirlemişti. Ancak Filistin’e gelen Mısır ordusu 3 Eylül 1260 tarihinde Ayn Calut Savaşında Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşta ele geçirilen Ketboğa öldürüldü. Bu savaşın kazanılması Şam ahalisi içinde coşku ile kutlandı ve daha önceleri kendilerine pek sıcak bakılmayan Memluklar kurtarıcı olarak adlandırılmaya başlandı. Bunun sonucu olarak da Mısır’ı kaybettiği günden itibaren ancak tutunabildiği Suriye’de bağımsız emirler vasıtasıyla varlığını devam ettiren Eyyubi hanedanlığı nihayet bulmuştur. (8) Sultan Kutuz ile Kölemen emirlerinin önde gelenlerinden ve Ayn Calut savaşının kazanılmasında kritik bir rol oynayan Baybars'ın arasında savaş sonrası ithilaf oluşmaya başladı ve Emir Baybars 24 Ekim 1260 tarihinde bir tavşan avı esnasında sinsice yaklaştığı Kutuz’u sırtından bıçaklayarak katletti. Bundan sonra Memlukların askeri lideri olan Emir Aktay’a süratle ulaşarak durumu bildiren Baybars, Rükneddin (dinin direği) unvanını alarak katledilen Kutuz’un yerine Memluk Sultanlığına getirildi. (9) Baybars’ın Kölemen Sultanlığına getirilmesi İlhanlı-Memluk ilişkilerine daha derin bir boyut katacaktır. Müslümanlar tarafından kurtarıcı olarak Memlukların itibar görmesi üzerine Hülagü kendisini Hıristiyan olmamasına rağmen kendisini Hıristiyanların hamisi olarak tanıtacak ve bunun üzerine de Moğol hükümdarları içinde ilk Müslüman olan kuzeni ve Altınorda Devletinin dördüncü hükümdarı Berke Han’ın muhalefeti ile karşılaşacaktır. Bu süreç ise Hülagü’ye muhalif olan iki devletin hükümdarları Baybars ve Berke’yi birbirlerine yaklaştıracaktır. (10) Sonuç olarak Hülagü’nün Ayn Calut’un misillemesi olarak adlandıracağımız Suriye yönüne yaptığı ikinci istila hareketi 1260 senesinin Kasım ayları sonlarında başladı. Daha önce Moğolların ele geçirdiği Halep şehri ikinci kez ele geçirildi ve talan edildi. (11) Buradan hareket eden Moğol güçleri Huma ve Humus şehirleri üzerine yürümeye başladı. Ancak Baybars öncülüğünde yetişen az sayıdaki bir Memluk kuvveti Moğolları 10 Aralık 1260 tarihinde Huma şehrinin 6 mil kadar yakın mesafesinde karşıladı. Memluk ordusunun yetiştiğini gören Huma ve Humus şehirlerinden Arap emirlerden Zamil bin Ali kumandasında ki yaklaşık 1400 kadar atlı bir kuvvette Memluk ordusuna iştirak etti. Bu savaş esnasında Moğol güçlerinin rakamı yaklaşık olarak 6000 olarak verilmesine rağmen Memluk güçlerinin sayısı hakkında net bir bilgi yoktur ancak Memlukların en fazla Moğol ordusunun yarısı kadar bir sayılarının olabileceği değerlendirilmektedir. Ancak rakamsal dezavantaja rağmen, Moğollardan önce savaş alanına gelen ve arazi şartlarını iyi bilen Baybars ve Memluklar rakiplerine göre daha uygun pozisyon alarak Moğol ordusu ile savaşa tutuştu. Bozguna uğrayan ve geri çekilen Moğol ordusunun peşine düşen Memluk güçleri ise ele geçen Moğol askerlerini katletti veya esir aldı. (12) Savaşın hemen ertesinde Halep’e kaçan Moğol güçlerinin komutanı Gurga İlkay, şehirde ve şehre yakın yerlerde bulunan mültecilerin isyanı neticesi işkenceyle katledildi. Halep şehri bu sefer yağmacılar tarafından bir kez daha talan edildi. Bu gelişmeler üzerine Memluklar bir kefalet bedeli karşılığında şehri isyankârların elinden teslim aldılar. (13) Bu yenilgi sonrası üzüntüsü daha da artan ve rakiplerine karşı arka arkaya mağlubiyetler alan Hülagü ise 8 Şubat 1265 tarihinde vefat etti. Onun vefatı üzerine kendisine ve “Hıristiyanlığın kaderinin iki parlak yıldızı” olarak tanımlanan Hıristiyan hanımları Helen ve Konstatin’e karşı teveccüh besleyen Orta Doğu Hıristiyanlık dünyası yas tuttu. Hülagü’nün ölümü üzerine yaşça en büyük olan oğlu Abaka (1265-1282) İlhanlı hükümdarı oldu. Abaka’da babasının siyasetini devam ettirecek ve 50000 kişilik bir Moğol, ayrıca Frank, Ermeni ve Gürcü müttefiklerinin toplamından oluşan 30000 kişilik bir kuvvetin katılımıyla vücuda gelen 80000 kişilik bir kuvveti babasının intikamını almak üzere yaklaşık yirmi sene sonra kardeşlerinden ve generallerinden birisi olan Temür Mengü komutasında Suriye’ye gönderecek ancak bu seferde Seyfeddin Kalavun yönetiminde ki bir Memluk ordusuna karşı hemen hemen aynı yerde (bkz. İkinci Huma Savaşı) bir yenilgi daha tadacaktır. (14) Kaynakça: • Amin Malouf, Les Croisades Vues Par Les Arabes, 1983, Paris; Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, 2004, İstanbul, 265 s.) • Constantin d'Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852, 624 p. • René Grousset, L’empire des steppes, Attila, Gengis-Khan, Tamerlan, Payot, Paris, 1938, quatrième édition, 1965, 669 p. • Tschanz, David W. (July/August 2007). "History's Hinge: 'Ain Jalut". Saudi Aramco World. • http://www.roman-emperors.org/zenobia.htm Notlar: 1. Günümüze kadar Huma yakınlarında 6 önemli savaşın cereyan ettiğini bilmekteyiz. Bunlar; a) Roma İmparatoru Aurelian, Roma İmparatorluğu vasisi olan Palmira şehrinin kraliçesi Zenobya (Zennube ve Zeynep ismi buradan gelmektedir)önderliğinde bağımsızlıklarını ilan etmesi, Suriye’nin büyük bir kısmı ve Antakya’yı ele geçirmesi üzerine M.S. 272 tarihinde Palmira üzerine yürümüş ve Antakya yakınlarında başlayan ve Emesa (Huma) yakınlarına kadar süren savaşta Zenubya’nın oğlu olan Zadbas kumandasında ki Palmira güçlerini büyük bir bozguna uğratmış ve kraliçe Zenobya’yı da esir ederek bu imparatorluğa son vermiştir)( bkz. http://www.roman-emperors.org/zenobia.htm) b) Birinci Emesa (Huma) kuşatması da denilen, Halife Ömer döneminde Aralık 635 ile Mart 636 tarihleri arasında Arap komutanlardan Ebu Ubeyde Bin Cerrah önderliğinde Bizans İmparatorluğu yönetiminde ki Emesa şehrine yapılan kuşatma harekâtı. Bu kuşatmadan netice alınamamıştır. c) İkinci Emesa (Huma)kuşatması ise yine aynı halife döneminde ve aynı kumandan önderliğinde 638 tarihinde icra edilmiş olup, bu kez kuşatmanın dördüncü gününde Müslümanlar neticeye gidebilmişledir. Roma ve Bizans İmparatorlukları döneminde adı Emesa olan şehir bu fetihten sonra Huma ismi ile anılmaya başlanacaktır. d) Konumuz olan Birinci Huma Savaşı 10 Aralık 1260 tarihinde İlhanlı hükümdarı Hülagü komutasında ki Moğollar ile Memluk hükümdarı Rükneddin Baybars komutasında ki Mısır kuvvetleri arasında icra edilmiş ve Memluklar bu savaştan galibiyetle ayrılmışlardır. Bu savaşta Hülagü Moğol ordusuna doğrudan kumanda etmemiş, komutanlarından biri olan adını Gurga İlkay olarak öğrenebildiğimiz bir general bu rolü üstlenmiştir. e) İkinci Huma Savaşı ise 30 Ekim 1281 tarihinde İlhanlı hükümdarı Abaka’nın kardeşi Timur Mengü komutasında ki Moğol orduları ile Memluk hükümdarı Seyfeddin Kalavun komutasında ki Mısır kuvvetleri arasında icra edilmiş ve Memluklar bu savaştan da galibiyetle ayrılmışlardır. f) Üçüncü Huma Savaşı 22 ve 23 Aralık 1299 tarihinde İlhanlı hükümdarı Ahmet Gazan Han komutasında ki Moğollar ile Memluk hükümdarı En-Nasır Muhammed Bin Kalavun komutasında ki Mısır kuvvetleri arasında icra edilmiş ve bu kez İlhanlılar savaştan galibiyetle ayrılmışlardır. 2. René Grousset, L’empire des steppes, Attila, Gengis-Khan, Tamerlan, Payot, Paris, 1938, quatrième édition, 1965, (.pdf), p.451-460 3. Grousset, a.g.e. p.454 4. Grousset, a.g.e. p.455 5. Bu emirin hayatı için bkz. Constantin d'Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852 6. Constantin d' Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852, p.320-328 7. Tschanz, David W. (July/August 2007). "History's Hinge: 'Ain Jalut". Saudi Aramco World. 8. Grousset, a.g.e. p.451-466 9. Amin Malouf, Les Croisades Vues Par Les Arabes, 1983, Paris; Arapların Gözünden Haçlı Seferleri, çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, 2004, İstanbul, s. 227-228 10. Grousset, a.g.e. p.460-461 11. Grousset, a.g.e. p.451-460 12. Constantin d' Ohsson, a.g.e., p. 360-361 13. Constantin d' Ohsson, a.y. 14. Constantin d' Ohsson, a.y. ; bu kuvvet Suriye seferine iştirak eden Moğol güçlerinin toplamıdır, savaş esnasında ki Moğol güçlerinin rakamı değildir. İkinci Huma savaşı için aynı yazar her iki ordunun yaklaşık otuz biner bir kuvvetle çarpıştığını yazar. Ayrıntılı bilgi için adı geçen eserin III. cildinin 531’inci sayfasına bakınız. rasti rusti |
|||
|
02-12-2010, 06:27 PM
(En son düzenleme: 02-12-2010 06:35 PM bayundur.)
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: İlhanlı-Memlük Mücadelesi ve Savaşları
Elbistan Savaşı
Elbistan Savaşı 1277 tarihinde Memluk Sultanı Rükneddin Baybars’ın Suriye’den Moğol (İlhanlı Devleti) nüfuzu altında bulunan Anadolu Selçuklu Devleti toprakları üzerine yürümesi ve Moğol işgal kuvvetleriyle Elbistan (Abulustayn) şehrinin hemen yakınlarında çatışmasıyla cereyan etmiş olan bir savaştır. Tarihi kaynaklar Baybars’ın en aşağı on bin Memluk süvarisi ile Elbistan üzerine ulaştığını ve Baybars’ın Suriye’de Moğollar üzerine yapılabilecek herhangi bir harekât için otuz bine yakın askeri hazır tuttuğu bilgisini bize sunmakta. Bununla birlikte Moğol güçlerinin ise kuvvetlerinin (yaklaşık 7000) Memluklara (yaklaşık 10000) nazaran daha az olduğu ve bu ordunun da Selçuklu ve Gürcü (sayılarının yaklaşık 2000 civarında olduğu ileri sürülmektedir) askerlerce desteklendiğini sanılmaktadır. (1) Ancak başka kaynaklarda da Moğol askerleri sayısı (yaklaşık 11000 civarı Moğol ve 3000 Selçuklu ve Gürcü askeri olmak üzere toplam 14000 civarı) Memluk askerlerinin (10000 civarı) sayısından fazla verilmektedir. (2)
Savaşın öncesi ve oluşumu: Haziran 1243 tarihinde Anadolu Selçuklu Devletinin Baycu Noyan kumandasında ki Moğol güçlerine karşı Kösedağ Savaşında bozguna uğraması üzerine Moğollar Anadolu toprakları üzerinde istila hareketlerine giriştiler. Anadolu topraklarında bulunan yerel idarecilerin birçoğu Moğol egemenliğini kabul ederek vasal oldular ve böylece Tavaif Mülk dönemi diyeceğimiz beylikler dönemi Anadolu’da ikinci kez başlamış oldu. (İlki Büyük Selçuklu Devletinin çöküş sürecinde Anadolu’da ortaya çıkan beylik veya devletçiklerdir ki bunların çoğunu Anadolu Selçuklu Devleti ortadan kaldırarak Birinci Beylikler dönemine 13. yüzyılın ilk yarısında son vermiştir.) Ancak bu Müslüman emirlerden bazıları da zaman zaman Moğolların (İlhanlıların) en azılı düşmanı olan Mısır Memluk Sultanlığı ile müttefik olma teşebbüslerinde bulunmuşlardır. Moğolların 1260 tarihinde Sultan Rükneddin Baybars tarafından bozguna uğratılmasından beridir Moğolların Anadolu topraklarında ki yenilmezliğinin artık çok sürmeyeceği ortaya çıkmıştı. Baybars zaten Kilikya’ya birkaç kez saldırı düzenlemiş, burada bulunan Moğolların en sadık müttefiklerinden biri olan küçük bir Ermeni krallığını tahrip etmişti. 1265 tarihinde Anadolu Selçuklu vezirliğine, ele geçirdiği Sinop’ta kendi hâkimiyetinde olan ufak bir beyliği idare etmekte bulunan Muineddin Süleyman Pervane getirildi. Ancak kendisini bu makama getiren Sultan IV. Kılıç Arslan ile bir müddet sonra arası açıldı ve bu mücadeleden galip çıkarak, Moğolları kışkırtması sonucu sultanı ortadan kaldırarak kukla olarak yöneteceği maktul sultanın çocuk yaştaki oğlu III. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta oturttu. (3) Ayrıca maktul sultanın dul kalan eşine evlenme teklifinde bulunarak yeni hükümdarın naibi konumuna kendisini yükseltti ve sultan namına ahkâmlarda bulunmaya başladı. (4) Moğollarla arasında ki ilişkileri görünürde iyi seviyede olan bu dalavereci vezir, Memluk sultanı Baybars ile de gizli ilişkiler yürütmekteydi. Moğol vasiliğinden kurtulmak için muhtemelen ikili ilişkiler ve çıkarlar peşinde koşuyordu. (5) Bu dönemde savaş halinde bulunan iki Moğol Devleti (İlhanlılar ve Çağataylılar) arasında Çağatay Hanlığının kuzeybatısında bulunan topraklarının bir kısmı Anadolu topraklarından uzakta bulunan İlhanlı hükümdarı Abaka tarafından 1269-70 tarihleri arasında ele geçirilmişti. (6) Mayıs 1270 civarında Herat şehri yakınlarında meydana gelen savaşta İlhanlı hükümdarı Abaka’nın kardeşi olan Teküder (gelecekteki İlhanlı hükümdarı) komutasında ki İlhanlı kuvvetleri Çağatay Hanı Barak kumandasında ki Çağatay kuvvetlerini bozguna uğrattı. İlhanlılar bu başarı sonrası Afgan kökenli emirlerinden Şemseddin Kert’i (1381’de Timur ele geçirene kadar Kert ailesinin elinde kalacaktır şehir) Herat şehrine vali olarak atamış ayrıca Nişabur şehrini de haraca bağlamıştı. Bu başarıdan sonra rotasını Azerbaycan yönüne doğru çeviren Abaka, Barak komutasında ki Çağatay güçlerinin geri döndüğünü öğrendikten sonra Azerbaycan’dan hareket ederek kendisi bizzat ordusunun karşısında Herat yakınlarında Barak kumandasında ki Çağatay güçleri karşısına çıktı. 22 Temmuz 1270 tarihinde meydana gelen Herat Savaşı’nda Çağatay kuvvetleri büyük bir bozguna uğradı. Çağatay Hanı Barak, bu savaşta ağır yaralandı ve Buhara istikametine geri çekildi. Bir süre sonra Çağataylı ülkesinde iç karışıklıklar çıktı ve Barak otoritesini kaybetmeye aşladı. Büyük Han Kubilay’ın en büyük rakibi Kaydu’dan yardım isteyen Barak, önce Kaydu’nun desteği daha sonra ise düşmanlığı ile karşılaştı. Kaydu’nun eline geçmek üzereyken vefat etti ve ülkesi Kaydu’ya bağlandı. (1271). Çağataylılarla İlhanlılar arasında ki bundan sonraki mücadeleler ise daha ufak çaplı çatışmalarla 1280 tarihine kadar sürmüştür. (7) Memluk hükümdarı Baybars ise bu sıralarda İlhanlıların müttefiki olan Kilikya Ermeni Krallığına ait olan başta başkent Sis (Kozan) şehri olmak üzere Adana, Tarsus, Yumurtalık gibi şehirlere yağma harekâtında bulunmaktaydı. (8) Savaş: 1277 Şubat ayının son günlerinde ordusunun başında Kahire’den ayrılan Sultan Baybars, otuz sekiz gün sonra Halep şehrine ulaştı. Zaman kazanmak için ufak çaplı bir birliği Fırat nehri boyunca talan harekâtında görevlendirdi ki bu birliğin amacı Moğol ordusunun Fırat’ın batı yakasına geçişini mümkün mertebe önlemekti. Halep şehrinde kısa bir süre kalan ve gelen bilgileri değerlendiren Sultan, buradan Antep şehrine geçti. Öncü bir kuvvet olarak yanına 3000 kadar adam verdiği generallerinden Şemseddin Sungur’u Moğol güçlerinin yeri hakkında bilgi toplamak ve mümkünse çatışarak oyalamak maksadıyla buradan gönderdi. Kendisi ise Antep’ten harekete geçerek Ceyhan nehri kıyısı boyunca ilerleyen Baybars, Selçuklu topraklarında işgal gücü olarak bulunmakta olan Moğol güçlerine odaklandı. Aradığı Moğol ordusunu Elbistan düzlüğünde buldu ve ordusunu süratle savaş tertibine geçirdi. Savaş 16 Nisan 1277 tarihinde soğuk bir havada başladı. (9) Moğol ordusuna Möngke Temür, Memluk ordusuna ise Sultan Baybars kumanda etmekteydi. Savaşta ilk saldırı Moğollar tarafından geldi ve Moğollar Memluk ağır süvarilerine karşı yüklenmeye başladılar. Memluk ordusunda bulunan ve düzensiz birliklerden oluşan Bedevi askerlerinin birçoğu bu ilk saldırı sonucu öldürüldü. Moğollar bu saldırı sonucu Memluk ordusunun sol kanadına yüklenmişti. Bunun sonucu olarak Sultan’ın sancağını taşıyan askerlerde öldürüldü. İşlerin oldukça kötüye gittiğini fark eden Baybars, deneyimlerini kullanarak ordusunu tekrar bir araya toparladı ve Moğol ordusu üzerine beklenmedik şekilde ani bir saldırı gerçekleştirdi. Kendi sol kanadına yüklenen Moğol sağ kanadı üzerine birkaç bölükten müteşekkil kuvvet yolladı. (10) Gönderdiği birlikler Moğolları oyalarken, Baybars Hama’dan getirdiği ve ihtiyatta tuttuğu birliklerini sol kanadını takviye etme maksadıyla buraya yönlendirdi. Bu takviyeden sonra sorunlarını gideren Baybars tüm gücüyle Moğolların üzerine yüklendi ve savaşı lehine çevirmeye başladı. Büyük hezimete uğrayan Moğol ordusu geri çekilmeye başladı. Özellikle atlı birlikler süratle savaş alanından uzaklaştı. Kaçanların çoğu dağlık alanlara doğru yönelmeye başladı. Meydandan kaçamayanları ise etrafı Memluk askerlerince çevrildi ve çoğu öldürüldü. (11) Savaştan sonrası: Baybars zaferi sonrası herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Kayseri üzerine yürüdü ve 23 Nisan 1277 tarihinde büyük bir merasimle şehre girdi. Bir aydan biraz fazla bir zaman şehirde kalan Baybars, kurban bayramını burada idrak etti. Bayram müddetince emirlerine iyi dileklerini sunan Baybars Allah’ın lütfü olmadan bu zaferi kazanamayacaklarını, aslında karşısında daha çok Moğol askeri beklediğini ancak daha azıyla karşılaştığını, eğer ordusunun sayısının onlarla eşit veya daha fazla bulunması durumunda rehavete kapılıp savaşı çeviremeyeceklerini emirlerine anlattı. (12) Baybars’ın zaferinden sonra, Muineddin Süleyman Pervane hezimeti haber alarak yanında bulunan taze birliklerle Anadolu seferine hazırlanan Abaka komutasındaki orduya karşı Memlukluları savaştırmak için Baybars’ı ikna etme çabalarına girişti. Ancak Memluk kuvvetleri henüz böyle bir savaşa hazır olmadığından ve Elbistan savaşında oldukça yıprandığından dolayı yeniden güç kazanma gayesiyle Baybars küçük bir birlikle Kayseri’den yola çıktı ve ordusunu tazelemek için Suriye’ye çekildi. Bu çekilme esnasında Memluk ordusu baskına uğramamak için keşif kollarından gelen raporlara göre hareket etmiştir. Hatta Aybek el- Şayki kumandasında ki küçük bir birlik Moğolları oyalama gayesiyle harekâtlar icra etmişlerdir. Pervane ise bu geri çekilmeyi önlemek maksadıyla Baybars’a bir mektup yazarak artık geri çekilmek için geç olduğunu ve Moğollarla yüzleşmesi gerektiğini bildirmiş ve Memluk ordusunu savaşmaya zorlamıştır. Pervane’nin niyetini anlayan Baybars ise bu mektuba karşılık ağır bir mektup yazmış, Elbistan Savaşı esnasında kendisine daha önceden söz verdiği halde gerekli desteği vermediğinden ve kendisinin ikiyüzlülüğünden dem vurmuştur. Moğol öncü birliklerinin vurduğu el Rummana adıyla bilinen bir küçük Ermeni şehrinde Müslüman halk sıkıntı çekiyordu. Baybars geri çekilmeden önce Taybars el Veziri kumandasında ki bir öncü birliği buraya göndererek Moğol saldırılarını önlemeye çalışmıştır. (13) Memluk ordusu geri çekilirken Harim’e (günümüzde Türkiye sınırına yakın olan bir Suriye kazası) ulaştığı esnada Karamanoğlu Mehmet Bey mahiyeti ile birlikte Memluk ordugâhına ulaştı ve Sultan’ın huzuruna çıktı. Baybars’a bağlılığını bildiren Şemseddin Mehmet Bey, Moğollara ve Moğolların müttefiki olan Selçuklu şehzadelerine karşı yardım talebinde bulunmuştur. Bu hadiseden kısa bir süre önce Konya’yı ele geçiren Mehmet Bey, üzerine gelen Moğol-Selçuklu ordusu karşısında tutunamayacağını anlayarak Mut şehrine kadar geri çekilmişti. Konya’yı tekrar ele geçirmek gayesiyle kardeşi Mahmut Bey’i destek almak üzere Sivas’a gönderen, kendisi de Baybars’tan yardım talebinde bulunan Mehmet Bey’e Baybars şu anki bulunduğu durumda yardım edemeyeceğini ancak sabırlı olması gerektiğini tavsiye etmiştir. (Baybars’ın önerisine kulak asmayan Mehmet Bey, Konya üzerine yürüyecek ve Moğollar karşısında yenik düşerek şehit edilecektir). Baybars ise yoluna devam edecek ve haziran ayının ilk günlerinde Şam’a ulaşacaktır. (14) Moğol hükümdarı İlhan Abaka ise bu esnada Anadolu’da kaybettiği otoritesini yeniden tesis edebilmek için harekete geçmişti. Öncelikli olarak savaş alanını inceleyen Abaka, gördükleri karşısında kızgınlığa kapılmıştı. Bunun üzerine Kayseri şehrinin ve Doğu Anadolu’da bulunan Müslüman halkın katledilmesi emrini verdi. Bu insanlardan çoğu öldürüldü. (15) Daha sonra Baybars’ın hâkimiyetini tanıyarak isyan eden Karaman Türkmenlerinin isyanını bastırma işine girişildi. Ayrıca Suriye üzerine 30 bin kişilik bir ordu sevk edildi ancak bu mıntıkayı muhafaza işi ile görevlendirilen Memluklu komutanlardan Aybek el-Şayki’nin ordusunun Baybars’ın ordusundan daha kalabalık olduğu bilgisi üzerine bu harekâttan vazgeçildi. Abaka ise yazın daha büyük bir ordu ile Suriye üzerine yürümek istedi ancak komutanları Abaka’yı kışa doğru bir harekât tertiplenmesinin mevsimsel şartlar gereği daha isabetli olacağı fikrini öne sürdüler ve hükümdarlarını ikna etmeyi başardılar. Bunun üzerine keşif kolu gönderilmesinden vazgeçildi. Lojistik ikmallerini tamamlayan İlhanlılar kendi topraklarına geri dönmeye başladılar. Abaka, Anadolu seferine çıkmadan önce ülkesini kardeşi Kongurtay ve devrin en önemli devlet ve bilim adamlarından olan Şemseddin Cüveyni’ye emanet bırakmıştı. Abaka döner dönmez ilk iş olarak kendisine karşı ikili oynayan Muineddin Süleyman Pervane’nin gözlerini dağlattı. Daha sonra ise Moğol asilleri Abaka’ya ondan tamamen kurtulmasını tavsiye ettiler ve onların telkinleri üzerine Süleyman Pervane öldürüldü. Ermeni kralı Hetum’dan nakledildiğine göre bir intikam eylemi olarak Pervane’nin eti Abaka ve Moğol asilleri tarafından yendi. (16) Kaynakça: • Reuven Amitai-Preiss, The Mamluk-Ilkhanid War, 1260-1281, Cambridge University Press. • Constantin d’Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852. • Claude Cahen, Pre-Ottoman Turkey: a general survey of the material and spiritual culture and history, trans. J. Jones-Williams. • Martijn Theodoor Houtsma, T. W. Arnold, A. J. Wensinck, E.J. Brill's First Encyclopaedia of Islam, 1913-1936 (9 volumes), vol. IV, BRILL, 1993. • René Grousset, L’empire des steppes, Attila, Gengis-Khan, Tamerlan, Payot, Paris, 1938, quatrième édition, 1965, (.pdf doküman, linke tıklayarak ulaşabilirsiniz). • Abu Al-Fida, /Year 675H- Al-Malik Al-Zahir entering land of the Roum. • Al-Maqrizi, Al Selouk Leme'refatt Dewall al-Melouk, Dar al-kotob, 1997, vol.2. • Claude Cahen, Pre-ottoman Turkey: A General Survey Of The Material And Spiritual Culture And History, C.1071-1330. • George Lane (2003). Early Mongol Rule in Thirteenth-Century. Notlar: 1. Reuven Amitai-Preiss, The Mamluk-Ilkhanid War, 1260-1281, Cambridge University Press, 1995., p. 174
2. Constantin d’Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852, p. 481-484 3. Claude Cahen, Pre-Ottoman Turkey: a general survey of the material and spiritual culture and history, trans. J. Jones-Williams, p. 271 4. Martijn Theodoor Houtsma, T. W. Arnold, A. J. Wensinck, E.J. Brill's First Encyclopaedia of Islam, 1913-1936 (9 volumes), vol. IV, BRILL, 1993, p.639 5. René Grousset, L’empire des steppes, Attila, Gengis-Khan, Tamerlan, Payot, Paris, 1938, quatrième édition, 1965, (.pdf doküman, linke tıklayarak ulaşabilirsiniz) p. 466 ; konuyu kavrama açısından Selçuklu, Memluklu ve Altınorda ilişkilerinin incelenmesi yerinde olacağı kanaatiyle bkz. Mehmet Suat BAL, Türkiye Selçukluları, Mısır Memlükleri ve Altın Orda Devleti’nin İlhanlılara Karşı Kurduğu İttifak, TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ, s.295-310, http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s17/bal.pdf) 6. René Grousset a.g.e. p. 465,466 7. René Grousset a.g.e. p. 421,422 8. René Grousset a.g.e. p. 466 9. Constantin d’Ohsson a.g.e. p. 481-484 (Fransız tarihçi René Grousset ise adı geçen eserinin 466’ıncı sayfasında savaşın 18 Nisan 1277 tarihinde başladığını yazar) 10. Abu Al-Fida, Year 675H- Al-Malik Al-Zahir entering land of the Roum, p.66-87 11. Al-Maqrizi, Al Selouk Leme'refatt Dewall al-Melouk, Dar al-kotob, 1997, vol.2, p. 99 12. http://coursesa.matrix.msu.edu/~fisher/h...reiss.html 13. Reuven Amitai-Preiss, a.g.e. p. 175-176 14. Claude Cahen, Pre-ottoman Turkey: A General Survey Of The Material And Spiritual Culture And History, C.1071-1330, p.289 15. Reuven Amitai-Preiss, a.g.e. p. 176 16. George Lane (2003). Early Mongol Rule in Thirteenth-Century, p.47 rasti rusti |
|||
|
04-02-2010, 02:13 PM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: İlhanlı-Memlük Mücadelesi ve Savaşları
İkinci Hama Savaşı
İkinci Huma Muharebesi, Suriye'yi ele geçirmek amacıyla İlhanlı hükümdarı Abaka tarafından teşebbüs edilen 1281 Suriye harekatı neticesi İlhanlılar ile Mısır Memlükleri arasında yapılmış olan bir savaştır. 29 Ekim 1281 tarihinde Hama şehri yakınlarında yapılan savaş neticesi İlhanlı ordusu bozguna uğramıştır.
Savaşın Öncesi: 1260 senesinde İlhanlı Devletinin kurucusu Hülagü Han'ın Suriye'yi ele geçirme teşebbüsü başarısızlıkla neticelenmişti. Moğollar Ayn Calut Muharebesinde mağlubiyete uğradıktan sonra aynı sene içinde bu sefer Huma şehri yakınlarında ikinci bir yenilgiye daha uğramışlardı. (1) Hülagü 1265 senesinin Şubat ayı içinde vefat etti. Onun ölümü en büyük müttefiği olan Orta Doğu Hıristiyan dünyasını yas içine soktu. Hülagü'nün ölümünden sonra en büyük oğlu olan Abaka (1265-1282) İlhanlı hükümdarlığına getirildi. Babasının veffatı esnasında ve tahta oturduğunda ilk İlhanlı başşehri olan Maragha'da bulunan Abaka ilk iş olarak başşehrini Tebriz'e taşıdı. Babası gibi Budist olduğu tahmin edilen Abaka en büyük rakibi olan Mısır Memlüklülerine karşı en büyük desteği Hıristiyan uluslar olan Ermeniler, Nasturiler (bunların ekserisi Türk'tür), Süryanilerden bulmaktaydı. Rakibi olan Memlük Sultanı Baybars ise hem kendisine karşı hem de imparatorluğunun en büyük müttefiği olan Küçük Ermeni Krallığına (Kilikya Ermenileri) karşı iki cephede birden savaşmak durumunda kalmıştı. Bu yüzden Moğolların boyunduruğu altında bulunan veziri Muineddin Pervane'nin gölge yöneticiliği altında idare eden ve zamanla Moğollara olan düşmalığı anlaşılan Sultan II. İzzeddin Keykavus'un Anadolu Selçuklu Devletinin iç işlerine müdahale etme gereksinimi duydu. Dolayısıyla bu süreç Keykavus'u ve Baybars'ı yakınlaştırdı ancak Muineddin Pervane'nin hakimiyeti elinden alarak kardeşine vermesi üzerine bu ittifaktan bir netice alınamadı. Ancak buna rağmen Moğollarla, Memlükler 1276 senesinde Elbistan'da karşı karşıya geldiler. Moğol ordusunu bozguna uğratan Baybars herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Kayseri'ye ulaştı. Anadolu'da kalmanın güvenli olamayacağı ve Selçuklularla ittifak etmenin mümkün olamayacağını anlayan Baybars Anadolu'da fazla oyalanmadan Suriye'ye çekildi. Anadolu'ya gelen Abaka ise olanlardan Selçuklu ileri gelenlerini ve Muineddin Pervane'yi sorumlu tutarak düşünmeye bile lüzum görmeden bunların çoğunu katletti. Elbistan Savaşının intikamını alma ve yarım kalan Suriye'nin istilası harekatını devam ettirme gayesiyle Hıristiyan müttefiklerinden ordu talebinde bulundu. 1281 senesinde Halep şehrinin kırsal kesimlerini 10000 kişilik bir orduyla yağmalattı. Eylül ayı içinde ise 50000 kişilik bir Moğol birliği ile Suriye'ye girdi. Kilikya Kralı III. Leo'da güçleri ile birlikte bu orduya iştirak etti. Suriye'ye giren birliklerin sayısı böylece 50000 kadarı Moğol olmak üzere 30000 kadar Ermeni, Gürcü ve Frank güçleriyle birlikte yaklaşık 80000 kişiye ulaşmaktaydı. Bu orduya Abaka'nın kardeşi ve komutanlarından biri olan Mengü Temür komuta etmekteydi. (2) Savaş: Moğolların Ekim 1281'de Suriye'ye vardığının duyulmasından sonra dehşete düşen Halep halkının çoğu Hama ve Humus şehirlerine göç etti. Eylül ayı sonlarında Ayntab'dan (Gaziantep) hareket eden Mengü Temür (3) Suriye'ye harekete geçmişti. Memlük hükümdarı Seyfeddin Kalavun ise 27 Ekim tarihinde harap bir hale gelmiş olan Hama ve Humus arasına ulaştı. Sürgünde bulunan emirlerinden Sungur El Aşkar (4) ise ertesi gün ordusuna katıldı. Şahyun kalesini kumandanı olan El Aşkar, arasında geçmişten gelen bir ihtilaf bulunan Memlük hükümdarı Kalavun'dan özgürlüğünü kazanma ümidiyle bu savaşa iştirak etmişti. El Aşkar gibi namı Baybars döneminden gelen bir emirinin katılımıyla madden ve manen güçlenen Memlükler kimi kaynaklara göre 29 kimi kaynaklara göre ise 30 Kasım 1281 günü Hama şehri civarında bulunan İslam tarihinin en namlı sahabe ve komutanlarından biri olan Halid bin Velid'in (5) türbesinin yakınlarında İlhanlı ordusuyla karşı karşıya geldi. Savaş alanında katılan İlhanlı ordusu 25000 Moğol, 5000 kadar Ermeni olmak üzere (6) Memlük ordusu ise yaklaşık 30000 kişiden müteşekkirdi. İlhanlı ordusunun bir koluna Ermeni kralı III. Leo kumanda etmekteydi ve emri altında kendisinden hoşnut olmayan Selçuklu askerleri de bulunmaktaydı. Sultan Kalavun'un kuvvetleri ise İlhanlı kuvvetleri ile sayısal olarak hemen hemen eşit sayıdaydı. (7) Memlük süvarileri bir önceki geceyi at sırtında geçirmişlerdi. Gün doğarken Kalavun ordusunu savaş nizamına geçirdi. Kalavun sağ kanadın kumandasını Hama prensi ve Şam valisi kumandasına verdi. Bunların ön taraflarına ise Şam bedevilerini yerleştirmişti. Sol kanadın kumandasını ise El Aşkar'a vermiş ve bu birliği de Şahyun ve zaptedilemez manasına gelen Hısn Kalesi askerlerinden oluşturmuştu. (8) Merkeze ise kendisi kumanda etmiş ve Kahire valisi emrine kendi askerlerinin yüzde sekizini vererek bunları ön tarafına yerleştirmişti. Kalavun, Sultanlığa ait sancaklar etrafını sarılmış ve kendi muhafızlarıyla çevrilmiş bir şekilde ordusuna kumanda etmekteydi. Savaş, Moğol sol kanadının bilinçsiz bir şekilde Memlük sağ kanadına taaruza geçmesi ile başladı. Memlük sağ kanadı sanki bozuluyormuş gibi bir numara yaparak Moğol sol kanadının düzenini bozdu ve daha sonra karşı taaruza geçerek karşılık verdi. Moğol sol kanadının bozulduğunu gören Memlük sol kanadı ve merkezi güçleri İlhanlı ordusunun merkezine ve sağ kanadına yüklendi. Mengü Temür kumanda ettiği İlhanlı merkezi kuvvetleri Hama şehri surlarına kadar çekildi ancak burada sıkıştırıldı. Şehir surlarına sıkışan Moğol ordusunun neredeyse tamamı kılıçtan geçirildi. Kurtulabilen ise takip edilmedi aksine kaçmalarına göz yumuldu. Ele geçirilen Moğol ordusunun hazinesi ve değerli eşyalar Moğol ordusundan gelebilecek herhangi bir baskın olmayacağı anlaşılınca Memlük ordusu tarafından kutulara ve çuvallara konulmaya başlandı. Bir süre sonra Mengü Temür'ün öldürülmediği, kaçtığı anlaşıldı. Bir Moğol generalinden aktarıldığına göre bu alçak davranıştan dolayı Mengü Temür'ün itibarı Moğolların gözünde yerle bir oldu. Memgü Temür kendi topraklarına yaralı bir şekilde sığınmaya kalkıştı. Yolda bir Arap beyi ve bedevi kölesi ona rastgeldiler. Bunu duyan Kalavun merkez ordusu ve sol kanadından bir kısım askeri kaçışına mani olmak için Şam, Safed hatta Gazze'ye bile üzerine gönderdi. Memlüklerin zaferi ise tüm ülkeye duyuruldu. (9) Moğollar özellikle savaş alanından kaçtıkları için hezimete uğramışlardı. Memlük kayıpları arasında özellikle Mengü Temür'ün yaralanmasında ve Moğol merkezi kuvvetlerini bozulmasında rol oynamış olan bir general de bulunmaktaydı. Savaş ganimetleri dağıtımı hitamında Kalavun Moğolların misilleme de bulunma ihtimaline karşı bir keşif kolunu kaçan Moğolların ardından gönderdi. Kaçan Moğol askerlerinin bir kısmı Salemiyeh tarafına diğer başka bir kolda daha uzakta olan Halep yönüne doğru uzaklaşmıştı. Salemiyeh cihetine kaçan grubun çoğu çöllerde kayboldu. 4000 kadarı açlık ve susuzluktan öldü. Bunlardan 600 kadarı Fırat nehri kıyısına kadar ulaştı ancak El-Rahba kalesi askerleri tarafından parçalanarak katledildi. Zafer haberi ise güvercinler vasıtasıyla çevre beldelere ve şehirlere ulaştırıldı. Halep cihetine kaçan Moğol askerleri ise Fırat nehri kıyısına kadar takip edildi. Çoğu nehirde boğularak öldü. Mengü Temür ise bu yenilgiden sonra Irak'a geri döndü ve inzivaya çekildi. Bu yenilgi ona tahta çıkma şansını kaybettirmişti. (10) Savaşın neticesi en çok Halep'in başına gelen hadiselerden ötürü büyük endişe içinde aynı akıbete uğrayacağı korkusuna kapılan Şam halkını sevindirdi. Şam halkı zafer haberini aldığı zaman camileri doldurup şükretmeye başladı. Savaştan kaçmayı başarabilen Moğol güçlerinin geri dönüşü üzüntü ve utanç içinde oldu. Kakun (11) yönüne kaçan Moğol askerleri kesin yenilgi haberi kendilerine ulaşınca teslim olmak istediklerini Kahire'ye güvercin vasıtasıyla bildirdi. Gelen haber üzerine Kahire şehri zafer haberini aldı ve Kahire halkı bu zaferi günlerce kutladı. Kalavun başkentine zafer merasimi ile girdi. (12) Bu herekat esnasında Abaka avlanmak maksadıyla El-Rahba'ya (13) ilerlemekteydi. Ancak gelişmeler yüzünden Fırat kıyılarına doğru yönünü değiştirmişti. 25 Eylül tarihinde Sincar'a (14) geri döndü. Gelişmeleri Musul'da bulunan sarayından takip etti. Mağlubiyet haberini burada öğrendi. Generallerine ve kardeşi Mengü Temür'e karşı öfkeye bindi. Kardeşinin kendisinden sonra tahta gelmemesi için aleyhte faaliyetlere başladı. Bu da diğer kardeşi Teküder'e (15) taht yolunu açtı. Abaka 1 Nisan 1282 tarihinde vefat etti. Kardeşi Mengü Temür ise onun vefatından 25 gün sonra öldü. (16) Kaynakça:
Notlar: 1. René Grousset, L’empire des steppes, Attila, Gengis-Khan, Tamerlan, Payot, Paris, 1938, quatrième édition, 1965, p. 459 2. René Grousset, a.g.e. , p. 461-467 3. İlhanlı prenslerinden Mengü Temür'ün adı 1266-1280 seneleri arasında Altınorda hükümdarlığı yapmış olan Mengü veya Möngke Temür ile karıştırılabilmektedir.Mengü veya Möngke ismi” sonsuz, ebedi”; Temür ismi ise “demir” manalarına gelmektedir. 4. Sungur El Aşkar ismi “kızıl şahin” manasına gelmektedir. Baybars'ın oğullarından Bedreddin Sülemiş'in hükümdarlığında (1279-1280 senesi arasında) Şam valiliğine getirilen El Aşkar, Kalavun'un iktidarı ele geçirmesinden sonra El Melik El Kamil (kusursuz hükümdar) ünvanıyla kendisini Şam şehrinde sultan ilan etmişti. Bu hadise karşısında üzerine yürüyeceğini bildiren Kalavun'a karşı af dileyen El Aşkar (Constantin d'Ohsson, Histoire des Mongols, depuis Tchinguiz-Khan jusqu'à Timour Bey ou Tamerlan (4 volumes), vol. III, F. Muller, 1852, p.286-580), 1287 senesine kadar Şahyun Kalesinde (Selahaddin Kalesi olarak ta bilinen, bir kıyı şehri olan Lazkiye'nin 30 km. Kadar doğusunda bulunan bir kale) sürgünde olmak üzere kale komutanlığı yapmıştır. (Benjamin Michaudel,, http://www.patrimoinecommun.org/docs/Mic...Saone.pdf) 5. Halid bin Velid'in türbesi Hama şehrinde bulunmaktadır. 6. Constantin d'Ohsson, a.g.e., p. 526; Bazı kaynaklar Suriye'ye giren 80000 kişilik İlhanlı ordusunun tamamının savaşa iştirak ettiği bilgisini verse de İlhanlı ordusu Suriye harekatı esnasında değişik kollara dağılmıştı ve biz sağlam olduğuna inandığımız Constantin d'Ohsson'un verdiği rakamları daha gerçekçi bulmakta olduğumuz için bu rakamları sunuyoruz. 7. Constantin d'Ohsson, a.g.e., p. 525-535 8. Hama şehri yakınlarında bulunan bu kale Kürt Kalesi veya Fransızca adıyla “Krak des Chevaliers” (Savaşçılar Kalesi) adıyla da anılmaktaydı. 9. Constantin d'Ohsson, a.y. 10. Constantin d'Ohsson, a.y. 11. Kakun 13. asırda Filistin'de Tulkarem Kalesinin 6 km. kadar kuzeybatısında bulunan bir köydür. 12. Constantin d'Ohsson, a.y. 13. El Rahba Kasrı Suriye'de Fırat nehrinin batı kıyısında El-Mayadin kalesi yakınlarında yer alan bir yerdir. 14. Irak'ın Ninova ilinin de bağlı olduğu Suriye ile sınır komşusu, orta batı Irak'ta yer alan coğrafi bir bölge. Kürtler bu bölgeye Singal demektedir. 15. Doğuştan Nesturi Hıristiyan olan Teküder, tahta çıktıktan sonra Ahmet ismini alarak Müslüman olacak ve devletini Sultanlığa dönüştürecektir. (Stevan Runciman, A History of the Crusades: Volume 3, The Kingdom of Acre and the Later Crusades, p. 397) 16. Constantin d'Ohsson, a.y. rasti rusti |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım


