Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Endüstri Devrimi Neden İngiltere'de Doğdu?
05-27-2009, 02:48 AM
Mesaj: #1
Endüstri Devrimi Neden İngiltere'de Doğdu?
Bir iktisat tarihçisi olan Gregory Clark'ın bu konudaki teorisini açıklayan ve diğer iktisatçılar ile akademisyenlerin görüşlerini içeren yazıyı ekliyor ve sizlerin de yorumlarınızı bekliyorum:


"Binlerce yıl boyunca dünya üzerinde pek çok insan, önceleri avcı ve toplayıcı olarak, sonraları ise köylü ya da işçi olarak korkunç bir yoksulluk içinde yaşadı. Ama Sanayi Devrimi’yle birlikte, bazı toplumlar bu kadim yoksulluğun yerine hayranlık verici bir zenginliğe sahip oldu.


Tarihçiler ve iktisatçılar bu değişimin nasıl gerçekleştiğini ve neden sadece bazı ülkelerde meydana geldiğini anlamak için yoğun çaba harcıyor. Son 20 yılını ortaçağ İngilteresine ait arşivlerde geçiren bir akademisyen her iki soru için de şaşırtıcı cevaplarla ortaya çıktı.


California Üniversitesi, Davis kampüsünde bir iktisat tarihçisi olan Gregory Clark, 1800’lü yıllarda ilk defa İngiltere’de meydana gelen büyük atılımın, yani Sanayi Devrimi’nin, insan nüfusunun doğasındaki değişim sayesinde gerçekleştiğine inanıyor. Bu değişim sırasında insanlar, aşama aşama, modern bir ekonominin işlemesi için gereken yeni değişik davranış kalıpları geliştirdi. Clark’a göre, şiddet karşıtlığı, okur-yazarlık, uzun çalışma saatleri ve birikim yapma isteği gibi orta sınıf değerleri insanlık tarihinin henüz son dönemlerinde ortaya çıktı.


İngiliz nüfusu 1800’den önceki yüzyıllarda kültürel yayılma ya da evrimsel adaptasyon yoluyla daha ortak bir şekilde geliştiği için, sonunda fakirlikten kurtulmak için yeterince üretken bir toplum haline geldi ve aynı uzun tarım geçmişine sahip diğer ülkeler onu hızla takip etti.


Clark’ın fikirlerinden yıllardır makalelerde ve diğer metinlerde bahsediliyor ve bu fikirler gelecek ay bir kitap halinde, Sadakalara Veda (A Farewell to Alms, Princeton University Press) adıyla yayınlanacak. Çoğu iktisat tarihçisi bazı bölümleriyle aynı fikirde olmasa da, Clark’ın tezinden övgüyle bahsediyor.


California Teknoloji Enstitüsü’nden Philip Hoffman “Bu harika bir kitap ve ilgiyi hakediyor” diyor. Bunu “enfes derecede provokatif” ve de iktisat tarihini kurumların şekillendirdiğini savunan düşünce okuluna karşı “gerçek bir meydan okuma” olarak nitelendiriyor.


Santa Fe Institute’da kültürel evrim üzerine çalışan iktisatçı Samuel Bowles, Clark’ın çalışmasının “harika bir tarihsel sosyoloji ve geçmişteki sosyolojiye benzemeyen bir biçimde, modern iktisat kuramından beslenmiş” olduğunu söylüyor.


Clark’ın çalışmasının temelinde, 1200 ile 1800 yılları arasındaki İngiliz ekonomisi hakkındaki pek çok özelliği tekrar gözden geçirmesi yatıyor. Bu verilerden yola çıkarak, mümkün olandan çok daha açık bir şekilde, ekonominin Malthus kapanında – yeni teknoloji üretimin verimliliğini biraz arttırdığında nüfus büyür, fazladan ortaya çıkan nüfus artı değeri yer ve ortalama gelir tekrar eski seviyesine döner- kilitli kaldığını gösteriyor.


Satın alınan buğday üzerinden ele alındığında gelir acıklı bir şekilde düşüktü. 1790 itibariyle, İngiltere’de ortalama bir kişinin günlük kalori tüketimi hala 2,322’ydi. Yoksul kesimde ise bu sayı sadece 1,508’di. Bugün ayakta kalan avcı-toplayıcı toplumlar 2,300 ya da daha fazla kalori tüketiyor.


“İlkel insan, 1800 yılında dünyanın en zengin toplumlarında yaşayan birinden daha iyi besleniyordu” diyor Clark.



Nüfusun, pek çok insanı açlık sınırında yaşamaya mahkum edecek şekilde, yiyecek arzından daha hızlı büyümesi eğilimi Thomas Malthus tarafından 1798’de yazılan Nüfus Hakkında Bir Deneme (An Essay on the Principle of Population) kitabında tanımlanmıştı. Bu Malthus kapanı, Clark’ın verilerinin gösterdiği gibi, 1200’den Sanayi Devrimi’ne kadar İngiliz ekonomisine hükmetti ve onun görüşüne göre, insanoğlunun varoluşuna kısıtlamalar getirdi. Bu kısıtlamanın kalktığı tek dönem, nüfusun hızla azaldığı ve nesiller boyunca, sağ kalanların daha çok yiyecek bulabildiği veba gibi doğal felaketlerin yaşandığı zamanlardı.


Malthus’un kitabı, Darwin’e doğal seleksiyon fikrini verdiği için, iyi biliniyor. Darwin otobiyografisinde, Malthus’un var olma mücadelesinden bahsederken şunları yazmıştı: “Bu koşullar altında uygun türlerin korunacağı, uygun olmayanların ise yok olacağı düşüncesi kafamda canlandı... Buradan sonra nihayet üzerinde çalışacağım bir kurama sahip oldum.”


İngiliz ekonomisinin Malthus kısıtlamaları içinde işlediği gözönüne alındığında, Darwin’in bu koşullarda ortaya çıkacağını söylediği doğal seleksiyon kuvvetlerine bir şekilde tepki verilmiş olamaz mıydı? Clark doğal seleksiyonun gerçekten nüfusun doğasını bir şekilde değiştirip değiştirmediğini ve eğer değiştirmişse bunun Sanayi Devrimi’nin gözden kaçmış bir nedeni olup olamayacağını merak etti.

Sanayi Devrimi ve Malthus kapanından ilk kaçış, üretim verimliliğinin artması, nüfus artışını geride bırakmaya yetecek kadar büyümesi ve ortalama gelirin yükselmesine imkan tanıması sonucu meydana geldi. Verimlilikteki bu ani yükselişe ekonomik ve siyasal pek çok açıklama getirildi ama tarihçilere göre hepsi de tam anlamıyla tatmin edici olmaktan uzak bulunuyor.

Clark’ın ilk düşüncesi nüfusun hastalığa karşı daha büyük bir direnç geliştirmiş olabileceğiydi. Bu fikir Jared Diamond’un Silahlar, Tohumlar ve Çelik (Guns, Germs and Steel) adlı kitabından gelmişti. Diamond’a göre, Avrupalıların diğer ülkeleri fethetmiş olmasının nedeni, kısmen, hastalığa karşı daha fazla bağışıklık sahibi olmalarıydı.


Hastalık-direnç fikrini destekler nitelikte, Londra gibi şehirler o kadar pis ve hastalık kaplıydı ki, her nesilde nüfuslarının üçte biri ölüyordu ve kayıplar kırdan gelen göçmenlerle kapatılıyordu. Bu Clark’a İngiltere’nin ayakta kalan nüfusunun köylülerin torunları olabileceği fikrini verdi.


Clark, bu fikri test etmenin bir yolunun, eski vasiyetnameleri incelemek olduğunu farketti. Bunlar, zenginlikle soy sayısı arasındaki ilişkiyi açığa çıkarabilirdi. Vasiyetnameler bunu ortaya çıkardı, ama onun beklediğinden tamamen zıt bir yönde.


Araştırmasına göre, nesilden nesile, zenginlerin fakirlere oranla daha çok çocuğu yaşamaya devam ediyordu. Bunun anlamı, fakirler kendilerini yeniden üretmede yetersiz kaldıkça ve mesleklerini zenginlerin soyu doldurdukça, aşağı doğru bir sosyal hareketlilik olması gerekirdi. Vardığı sonuç şu oldu: “İngilizlerin modern nüfusu büyük oranda Orta Çağ’ın ekonomik anlamda üst sınıflarından türemiştir.”


Clark’a göre, zenginlerin soyu toplumun bütün seviyelerine yayılınca, refah getiren davranış kalıpları da onlarla birlikte yayılabildi. Clark, bugün orta sınıf değerleri olarak adlandırılabilecek davranışların birçok açıdan, avcı-toplayıcı toplumlardan 1800’e kadar önemli ölçüde değiştiğini belgelerle ortaya koydu. İş saatleri artmış, okuma-yazma oranı yükselmiş ve kişiler arası şiddetin seviyesi düşmüştü.


Clark’a göre, davranış kalıplarındaki bir başka değişiklik, insanların gelirlerini hemen tüketmek yerine biriktirme yönündeki tercihleriydi. Bu, 1200 ile 1800 arasında faiz oranlarının düzenli bir şekilde düşmesiyle kendini gösteriyor.


“Eskiden savurgan, düşünmeden hareket eden, şiddet eğilimli ve tembel olan toplumlar artık tasarruf, ihtiyatlılık, diyalog ve sıkı çalışma gibi değerleri benimsemeye başlıyordu” diye yazıyor Clark.


1790 civarında, İngiliz ekonomisinde ilk defa üretim verimliliğinde düzenli bir yükseliş eğilimi görüldü. İngiltere’nin Malthus kapanından kurtulmasını ve Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışını mümkün kılan da, verimlilikte meydana gelen bu önemli yükseliş oldu.


Avrupa’nın geri kalanında ve Doğu Asya’da, uzun zamandır nüfus, sabit tarım ekonomilerinin Malthus kapanı tarafından şekillendirilmişti. İşgüçleri, ilk defa İngiltere’de ortaya çıkan yeni üretim teknolojilerini kolayca benimsedi.

Sanayi Devrimi’nin ilk defa, nüfusları çok daha büyük olan Çin ya da Japonya’da gerçekleşmemiş olması kafa karıştırıyor. Clark’ın bulduğu verilere göre, zengin sınıflar olan Japonya’da Samuraylar ve Çin’de Qing Hanedanı, şaşırtıcı biçimde fazla üremiyorlardı ve bu yüzden İngiltere’de üretim odaklı değerleri yayan aşağı doğru sosyal hareketliliği sağlamakta başarısız oldular.


Sanayi Devrimi’nden sonra, en zengin ve en fakir ülkelerin yaşam standartlarındaki uçurum hızla açılmaya başladı. 1800’de 4’e 1 olan refah eşitsizliği bugün 50’ye 1 oranından daha fazla. Sanayi Devrimi konusu üzerine yeterli bir açıklama getirememeleri gibi, iktisatçılar zengin ve fakir ülkeler arasındaki ayrıma da iyi bir açıklama getirebilmiş değiller, yoksa önerebilecek daha iyi çözümleri olurdu.


Pek çok yorumcu, fakir ülkelerin fakir kalmasının sebebi olarak, ekonomik ve sosyal kurumların başarısızlığını gösteriyor. Ama önerilen kurumsal reform reçetesi, Clark’a göre “hastayı tedavi etmede tekrar tekrar başarısız oldu.” Clark, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi “ibadet merkezlerini”, anlamadıkları hastalıklara deva olarak kan alınmasını tavsiye eden şaman doktorlara benzetiyor.


Clark’ın tezi şunu ima ediyor: Eğer Sanayi Devrimi’nin sebebi insan davranışlarındaki değişimlerse, o zaman tarım ekonomilerinin kısıtlarına uyum sağlamaya zaman bulamamış nüfuslar aynı üretim verimliliğine ulaşamayacaktır.


Clark’a göre, verimlilik için gereken orta sınıf değerleri ya kültürel ya da kalıtsal olarak yayılabilir. Ama bazı bölümlerde, açıklamasını evrime dayandırma eğiliminde olduğu görünüyor. “Sanayi Devrimi’ne varan uzun tarımsal yolculuk boyunca insan, biyolojik olarak modern ekonomik dünyaya daha uyumlu hale geldi” diye yazıyor ve ekliyor: “Bu yüzden modern dünyada kapitalizmin zaferi ideoloji ya da rasyonellikte olduğu kadar genlerimizde de yatıyor olabilir.”


Clark’ın görüşüne göre, miras alınan şey daha mükemmel bir zeka değildi. Örneğin toplayıcı bir toplumda avcı olmak doğal olarak bir tarım işçisinin sürekli tekrarlanan eylemlerinden çok daha büyük beceri gerektirir. Bu daha ziyade “tarım öncesi dünyanın sahip olduklarından çok daha farklı becerilerin ve isteklerin bir toplamıydı.”

Clark’ın tezine diğer iktisat tarihçilerinden gelen tepkiler, tamamıyla aynı fikirde olanların sayısı az da olsa ve çoğu evrimsel değişimin tarihte gözönüne alınması gereken bir etken olduğu şeklindeki en yenilikçi kısım konusunda şüpheci olsa da, büyük oranda olumlu görünüyor.


Eskiden tarihçiler insan davranışındaki değişimleri, ekonomik olayların açıklaması olarak kabul ederdi. Max Weber’in kapitalizmin yükselişini Protestanlık’a bağladığı tezi bunlardan biri. Ama artık pek çoğu, iktisatçıların bütün insanların aynı olduğu ve aynı teşviklere aynı tepkileri vereceği şeklindeki görüşünü benimsemiş bulunuyor. Bu yüzden Sanayi Devrimi gibi olayları insanların değil, kurumların değişimiyle açıklama arayışı içerisindeler.

Clark’a göre kurumlar ve teşvikler hep aynı olagelmiştir ve çok az şeyi açıklarlar. Sanayi Devrimi’nin sebepleri konusunda çok az fikir birliğinin bulunması da bu yüzdendir. Clark, cevabın insan davranışı dışında yattığını söyleyerek, iktisat tarihçisi meslektaşlarından uzun zamandır terketmiş oldukları bir açıklama tarzına geri dönmelerini ve buna ek olarak da tarihçilerin nadiren açıklayıcı bir etken olarak değerlendirdikleri bir düşünce olan evrimi canlandırmalarını istiyor.


Çoğu tarihçi, evrimsel değişimin tarihsel dönemde insan nüfusunu etkilemek için çok yavaş gerçekleştiğini varsayıyor. Ama genetikçiler, şu an kendi tasarruflarında bulunan insan geninden elde ettikleri bilgilerle, 5,000 yıl önce Kuzey Avrupa’da hayvan yetiştiren insanlardaki laktoz toleransının dağılımı gibi, insanın evrimsel değişiminin daha yakın örneklerini ortaya çıkarmaya başladılar. American Journal of Human Genetics’in bu sayısında yer alan bir çalışma 1513’ten beri Porto Riko nüfusunda doğal seleksiyonun işlemekte olduğuna dair kanıtlar buluyor. O yüzden tarihçiler, Clark’ın yeniden kurduğu ortaçağ ekonomik verilerini ve ayrıntılı zaman dizilerini, insanların bir tarım toplumunun Malthusçu kısıtlamalarına uyum sağladığına dair önermesine oranla, daha hevesli karşılıyor.


“Bütün bu verileri topladığı için bir madalyayı hak ediyor” diyor California Teknoloji Enstitüsü tarihçisi Hoffman: “Ama temel savıyla aynı fikirde değilim.”

Örneğin İngiliz faiz oranlarının düşüşü, diyor Hoffman, Clark’ın savunduğu gibi insanların birikim yapma istekliliğindeki değişimden değil, devletin daha iyi bir iç güvenlik sağlamış olmasından ve mülkiyet haklarını yürürlüğe koymasından kaynaklanıyor.

California Üniversitesi, Irvine kampüsünde bir tarihçi olan Kenneth L. Pomeranz’a göre, Clark’ın savının doğal seleksiyonla ilgili bölümü “önemli ölçüde daha zayıf ve kurumlardaki değişimlere işaret ettiğinizde, önemsiz olarak da nitelendirilebilir.” Geçenlerde çıkan kitabı Büyük Sapma’da (The Great Divergance) Pomeranz, kömür gibi yeni enerji kaynaklarının elde edilmesinin ve Kuzey Amerika kolonilerinde olduğu gibi, tarıma ayrılan arazilerin artışının, eski tarım ekonomilerinin Malthus kısıtlarından kurtulmalarına yardımcı olan verimlilik artışını sağladığını savunuyor.

California Üniversitesi, Los Angeles’tan bir tarihçi olan Robert P. Brenner, ekonomik büyümenin 1800’ler civarında neden Avrupa’da başladığına dair tatmin edici bir açıklama bulunmasa da, kurumsal açıklamaların buna cevap verdiğine ve Clark’ın kapitalist davranış geni düşüncesinin “oldukça spekülatif bir adım” olduğuna inanıyor.


Santa Fe ekonomisti Bowles, kapitalist değerlerin kalıtsal yayılımının önemli olduğu “düşüncesine karşı olmadığını” ama bu konuda elde kanıt bulunmadığını söylüyor. “Sorun şu ki, ne olduğu konusunda hiç bir fikrimiz yok ve eldekiler son derecede küçük kalıyor” diyor. Sosyal davranışlara dair pek çok deney, kalıtsal olarak aktarılabilirliğin çok zayıf olduğunu gösteriyor.

Ayrıca Clark’ın, iktisatçılar tarafından zaman tercihi olarak adlandırılan, tüketimi erteleme isteksizliğinin, yüzyıllar içinde değişmiş olduğuna dair önermesine de itiraz ediyor. “Ben de maaş günü aldıklarını kredi borçlarına yatıran insanlar kadar fakir olsaydım, benim de zaman tercihim yüksek olurdu” diyor.

Clark kitabı yazmaya 12 yıl önce, lisans öğrencilerinin Avrupa tarihi hakkında hiçbir şey bilmediklerini farkettiği zaman yazmaya karar verdiğini söylüyor. Ona göre, meslektaşları vardığı sonuçlardan şaşkınlık duysa da, yine de ilgileniyor.


“Bu çalışmaya temel olan verilerin tartışma konusu yapılması çok zor” diyor Dr. Clark. “İnsanlar mantığı anladıklarında, ‘Buna inanmam gerekmiyor ama reddetmek de çok zor’ diyor.”


(New York Times, 7 Ağustos 2007, In Dusty Archives, A Theory of Affluence)
http://www.nytimes.com/2007/08/07/scienc...ted=1&_r=1

Adaleti besleyen düzen değildir;düzeni ortaya koyan,gün ışığına çıkaran adalettir... Albert Camus
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Foruma Git: