Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
05-25-2009, 11:54 AM
Mesaj: #21
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
nina demiş kiAma piyadeler intikamlarını çook sonra -Agincourt Savaşı'nda -alacaklar ve yeniden eski önemli konumlarına yükseleceklerdir.

Agincourt'ta 10 bin kişilik İngiliz ordusunun 7-8 bin kadarını menzil yaylı okçular 2-3 bin kadarını ise piyadeler oluşturmaktadır. Bataklığa saplanan 30 bin kadar Fransızı çaprazdan ok yağmuruna tutarak durdurmuşlar 3 te bir kadarını yok etmişlerdir. Okçu sınıfını piyadeden ayrı tutarsak Agincourt muharebesi okçuların zaferidir. Yani demek istediğim Agincourt tam bir piyade zaferi sayılmaz. Aslında en belirgin piyade zaferine Napolyonun Mısırda kazandığı piramitler zaferini örnek gösterebiliriz.

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib!
Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır.
Fuzûli
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-26-2009, 04:38 PM
Mesaj: #22
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Yeni Savaşımız...



YARMUK SAVAŞI - 636


Yarmuk Savaşı ya da Yermük Savaşı, Halid Bin Velid komutasındaki İslam ordusuyla Bizanslılar'ın Yarmuk'ta yaptığı savaştır.


Savaş Öncesi Genel Coğrafi Yapı...

[Resim: yarmukgenelyap.jpg]


Hz. Ebu Bekir, Halid bin Velid'i Irak'ın fethiyle görevlendirdikten sonra, Güney Suriye ve Lübnan civarı için ayrı bir ordu hazırlamaya başlamıştı. Hz. Ebu Bekir, Hicret'in 12. yılının sonlarına doğru komutan olarak Amr bin as, Ebu Süfyan, Ebu Ubeyde Bin Cerrah ve Şurabbil Bin Hasane'yi seçmişti. Seçilen komutanlardan her biri, Yarmuk'a istediği yoldan gidecekti.

Dönemin Bizans İmparatoru Heraklius, İslam ordusunun Şam'a saldıracağını duyunca Humus'a giderek savaş hazırlıklarına başlamıştı. Ayrıca Heraklius, İslam ordusunu dört komutanın yöneteceğini öğrenince onlarla ayrı ayrı savaşacağını düşünmüştü ve bu düşüncesinden memnun kalmıştı. Çünkü Bizanslılar, her birliğin birkaç kaç fazla askerle karşısına çıkacak kadar güçlüydüler.

Bizanslılar'ın planını öğrenen İslam komutanları aralarında mektupla haberleşmişlerdi. Amr Bin As, tek cephede savaşılacağının uygun olduğunu belirtmişti ve diğer komutanlar da bu görüşü benimsemişlerdi. Bu durumu Hz. Ebu Bekir'e bildirdiler ve Hz. Ebu Bekir, bu fikrin mantıklı olduğunu belirtip savaş yeri olarak Yarmuk'u seçmişti.


İslam Ordusu Askerleri...


[Resim: mslmanasker1.jpg]


[Resim: mslmanasker2.jpg]




Bizans Askerleri...

Bizans Piyadesi...

[Resim: bizansasker.jpg]


Zırhlı Bizans Piyade ve Süvarisi ile Kumandanlık Yapan Bizans Asilzadesi...

[Resim: bizansaskeri2.jpg]


Bizans Ordusu İçinde Paralı Sasani ve Berberi Askerler De Vardı...

* Atlı Olan Asker Sasani Cataphract'ıdır. Bunlar şok saldırılar düzenlemeleriyle ünlüydü ve at üzerinde iyi ok atabiliyorlardı. Cataphract'lar dörde bir oranında piyade ile destekleniyordu.

[Resim: sasaniberberi.jpg]



İslam ordusunun Yarmuk'ta toplandığını öğrenen Heraklius, komutanlarına haber vererek ordunun Yarmuk'ta toplanmalarını emretti. Böylece Bizans ordusu 240.000 kişi olmuştu. Bu sırada Ebu Bekir, Irak'ta galip gelen Halid bin Velid'e de Yarmuk'taki orduya katılmasını emretti. İslam ordusu, Halid bin Velid'in yönetimindeki kuvvetin Yarmuk'taki orduya katılmasından sonra 46.000 kişiye ulaşmıştı.

İslam ordusunun dört komutanla yönetildiğini bilmeyen Halid bin Velid, savaş alanına girdiğinde İslam ordusunun dört ayrı komutanla farklı cephelerde savaşa hazırlandığını, buna karşın Bizans ordusunun tam bir savaş düzeni içinde hazırlandığını farketti. Bu durumu gören Halid bin Velid, diğer dört komutana bu savaşın ölüm-kalım meselesi olduğunu, yanlış savaş düzeni kurduklarını, yenilirlerse bir daha kendilerine gelemeyeceklerini ve her komutanın kendi birliğini değil tüm İslam ordusunu yönetmesi gerektiğini anlattı. Halid bin Velid'in askeri dehasını bilen dört komutan, Halid bin Velid'in anlattıklarını ve planını kabul ettiler.



Yermuk: Savaş Alanı...

[Resim: yarmuksavaalane.jpg]



Halid bin Velid, orduyu alışılmışın dışında bir düzene soktu. Birlikleri her biri biner kişiden oluşan 38 bölüğe ayırdı. Halid bin Velid, merkezde 18, sağda ve solda da onar birlik bıraktı. Merkez bölüğü Ebu Ubeyde, sağ kanadı Amr bin as ve Şurahbil ve sol kanadı da Ebu süfyan komutasına verdi.



Yarmuk: Savaşın Vuku Bulduğu Coğrafyanın Günümüzdeki Görünümü...


[Resim: yarmuk.jpg]



Savaş günü Halid bin Velid, askerleriyle düşmana hücum etmeye başladı. Bu ani taarruz karşısında Bizans ordusu ne yapacağını şaşırdı. Bizans kuvvetleri, savaş alanının dışına kaçmaya başladılar. Fırsatı değerlendiren İslam ordusu, Bizans piyadeleri üzerine toplu hücuma geçtiler. Bu hücum, Bizans ordusuna ölüm darbesi oldu. Vakusa Vadisi'ne doğru gerilemeye başlayan Bizanslılar, birbirlerini çiğneyerek hendeklere döküldüler. Bazı kaynaklara göre 120.000 küsür Bizanslı ve 3.000 küsür Müslüman hayatını kaybetti.

Savaş sonucu, Irak, Şam, Lübnan ve Suriye civarı Müslümanlar'ın eline geçti.



Strateji - Taktik:

Bizans ordularının yapılarına baktığımızda güçlü idari denetime sahip oldukları görülmektedir. Her askeri sınıf için kurallar bütünü oluşturulmuş, bunlar talimnamelerle gösterilmiştir. Birçoğu günümüze ulaşmıştır. Bununla birlikte, Bizans ordusunun gayrı nizami harp usüllerine göre de hazırlıklı hareket ettiği bilinmektedir. Bizansa saldıran Arap akıncı birlikleri kademeli olarak hareket eden 3 Bizans birliği tarafından takip edilirdi. Bunların ilki Arapların seslerini ve atlarının kişnemelerini duuyacak yakında olmalı, ikincisi birincisinden, üçüncüsü de ikincisinden göz temasını kesmeyecek uzaklıkta olmalıydı.

Arap ordusu ise hızlı hareket eden birliklerden oluşuyordu. Göçebe nitelikleri savaş stratejilerini etkilerken, zamanla Bizans ve Pers savaş tekniklerini de tatbik etmeye başladılar. Başlangıçta yay, mızrak ve kılıç kullanan piyadeler halinde savaşırlarken zamanla süvari sınıfını da etkin biçimde kullanmaya başlamışlardır. Önceleri kabile yapısına göre şekillenen Arap orduları, 635 yılından itibaren birlik yapısına göre (piyade-okçu-süvari) şekillendirilmeye başlanmıştır.




KAYNAKLAR:

* YARMUK - A.D. 636 [OSPREY]

* ROMANO BYZANTINE ARMIES 4 TH - 9 TH CENTURY

* Chiriston I. Archer, Dünya Savaş Tarihi, Tümzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2006, s. 117-129.

* http://tr.wikipedia.org/wiki/Yarmuk_Sava%C5%9F%C4%B1

Ülkem, Bayrağım, Onurum...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-26-2009, 06:01 PM
Mesaj: #23
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Ardından da Heraklius'un ünlü sözü: "Elveda Suriye" Bu savaş ayrıca Bizans'ın Mısır ile karadan irtibatını koparmıştır. zaten 642 yılında da Mısır, Müslümanların eline geçmiştir. Bu savaş bir bakıma Mısır'ın da feth edilmesine sebep gösterilebilir.

TF'den Akıncı
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-28-2009, 02:39 AM
Mesaj: #24
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Küçük ama önemli bir kaç not :

*Savaş devam ederken Halid bin Velid,Mekke'den gelen haberle Hz Ebubekir'in vefatını ve yerine Hz.Ömer'in geçtiğini öğrenmişti.Aynı zamanda gelen bu mesajla Ebu Ubeyde başkomutan tayin edilmişti.Halid bin Velid,ordunun disiplini bozulmasın diye bu değişikliği askerlerden saklamış ve zafer kesinleştikten sonra açıklamıştı.

*Yermük Zaferi'ni duyan Kudüs'deki Patrik Sophronios,hem şehrin istihkamlarını artırmış,hem de Hz.İsa'ya ait olan bütün kutsal emanetleri toplayarak geceleyin sahilden İstanbul'a göndermişti.


*8.yüzyıl müellifi Aziz Anastasius,bu savaştan 20-30 yıl sonra:
"Bizanslılar geriye dönüp baktıklarında bu savaşın bir dönüm noktası olduğunu fark etmişlerdi." diyerek,Yermük yenilgisinden sonra artık bir daha kendilerini toparlamalarının mümkün olmadığını ifade etmiştir.


Kendisinden beş kat büyüklükteki Bizans Ordusuyla savaşan İslam Kuvvetlerinin gaza yapmak ideali ile hareket etmesi motive edici olmuşsa da, Halid bin Velid'in farklı askeri birlikleri koordineli ve organize ordu haline dönüştürmesi,savaş sırasındaki ketum tutumu ve soğukkanlılığını muhafaza edebilmesi onun bu zaferdeki payını ve askeri dehasını göstermektedir.

Adaleti besleyen düzen değildir;düzeni ortaya koyan,gün ışığına çıkaran adalettir... Albert Camus
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 12:37 AM
Mesaj: #25
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
nina demiş kiKüçük ama önemli bir kaç not :

*Savaş devam ederken Halid bin Velid,Mekke'den gelen haberle Hz Ebubekir'in vefatını ve yerine Hz.Ömer'in geçtiğini öğrenmişti.Aynı zamanda gelen bu mesajla Ebu Ubeyde başkomutan tayin edilmişti.Halid bin Velid,ordunun disiplini bozulmasın diye bu değişikliği askerlerden saklamış ve zafer kesinleştikten sonra açıklamıştı.

*Yermük Zaferi'ni duyan Kudüs'deki Patrik Sophronios,hem şehrin istihkamlarını artırmış,hem de Hz.İsa'ya ait olan bütün kutsal emanetleri toplayarak geceleyin sahilden İstanbul'a göndermişti.


*8.yüzyıl müellifi Aziz Anastasius,bu savaştan 20-30 yıl sonra:
"Bizanslılar geriye dönüp baktıklarında bu savaşın bir dönüm noktası olduğunu fark etmişlerdi." diyerek,Yermük yenilgisinden sonra artık bir daha kendilerini toparlamalarının mümkün olmadığını ifade etmiştir.


Kendisinden beş kat büyüklükteki Bizans Ordusuyla savaşan İslam Kuvvetlerinin gaza yapmak ideali ile hareket etmesi motive edici olmuşsa da, Halid bin Velid'in farklı askeri birlikleri koordineli ve organize ordu haline dönüştürmesi,savaş sırasındaki ketum tutumu ve soğukkanlılığını muhafaza edebilmesi onun bu zaferdeki payını ve askeri dehasını göstermektedir.

Bilgiler için teşekkürler abla.

Ülkem, Bayrağım, Onurum...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 12:41 AM
Mesaj: #26
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Fırsat bulmuşken bir tane daha verelim.


POITIERS (PUVATYA) SAVAŞI - 732


711 yılında Tarık bin Ziyad komutasındaki bir İslam ordusu Cebelitarık Boğazı (Septe Boğazı)'nı geçerek İspanya'ya girdi. Tarık bin Ziyad askerlerinin geri dönme ümidini yok etmek için boğazı geçtikten sonra gemilerini yaktırdı. İspanya'ya geçen İslam ordusu Kadis Muharebesi ile burayı fethetti. Bu fetihten sonra İspanya, Emevilerin bir eyaleti durumuna geldi.


Puvatya Savaşı'nın Gerçekleştiği Dönemde Bölgenin Siyasal - Coğrafi Yapısı...


[Resim: puvaytacorafya.jpg]


Müslümanlar İspanya'ya Endülüs adını verdiler. Müslümanlar Pirene Dağları'na kadar ilerlemişlerdi. İspanya'yı fetheden Emeviler, kuzeye doğru ilerlemelerini sürdürmek istiyorlardı. Abdurrahman El Gafıki komutasında olan bu Müslümanlar öncelerinde ne kadar kasaba, şehir varsa alıp Pirene Dağları'nı aştılar. Bu hızlarıyla devam ettikleri takdirde Fransa'yı almaları işten bile değildi.


İslam Askerlerinin İlerleyişini Gösteren Bir İllustrasyon...

[Resim: puvatyaslam.jpg]


Buna mukabil, bölgedeki Frankların komutanı Şarl Martel, Gal bölgesindeki çeşitli mıntıkalardan asker toplamaya başladı (Bu ordunun İslam askerlerinden sayıca üstün fakat gayrınizami olduğunu belirtmekte fayda var). Hazırlıklarını tamamlayan Martel süratle güneye doğru hareket ederek Abdurrahman El Gafıki komutasındaki İslam ordularının yakınlarında bulunan Tours şehrine ulaştı.

Orduları değerlendirmeye aldığımızda İslam ordusunun uzun süredir seferde olması, birçok çarpışmaya girmesi ve azımsanmayacak şehit vermesi nedeniyle fiziksel ve mental olarak yorgun olduğu görülmektedir. Ayrıca ordu içerisinde bir Arap-Berberi ayrılığı da gözlemleniyordu. İslam ordusu askerleri hafif zırh, kısa kılıç ve oklardan mürekkep bir savaş ekipmanına sahiplerdi.


Dönemin İslam Askerlerini Betimleyen Bir İllustrasyon...

[Resim: puvaytaislamasker.jpg]


Şarl Mertel'in ordusundaki askerler Frank ağırlıklı olup, Germen-Gal ve Burgunya bölgesi askerleri de bulunuyordu. Özellikle Frank askerleri cesaretleriyle ünlüydü. Kurt derisinden yapılmış elbiseler giyip, keçeleşmiş uzun saçlarını omuzlarından aşağı salıyorlar ve naralar atıp savaşıyorlardı. Francisca adını verdikleri tek ağızlı savaş baltaları en büyük silahlarıydı. Çok dengeli şekillendirildiğinden Amerikan yerlilerinin savaş baltaları gibi düşmana karşı fırlatılabiliyordu.


Frank Askeri ve Kullandıkları Bazı Savaş Aletleri...


[Resim: frankh.jpg]



Francisca Baltası...


[Resim: francisca.jpg]


[Resim: franksilah.jpg]



Savaş Ekim 732'de İslam kaynaklarına göre Tur şehri yakınlarında, Fransız kaynaklarına göre Puvatya civarında başlamıştır. Ancak ortak ittifak, öncü kuvvetlerin Tur yakınlarında çarpışmaya başlaması ve savaşın Puvatya'da sonuçlanmasıdır.


Savaşın Başlaması ve Müslüman Öncü Kuvvetlerin Saldırısı...


[Resim: savaalanmslmanatak.jpg]



Savaşın başlangıcında İslam ordularının öncü kuvvetleri muvaffak oldular. Ancak savaşın 8. gününde Dük Eudes komutasındaki bir birlik İslam ordularının daha önceden ele geçirdiği ganimetlerin bölüme saldırmasıyla işin seyri değişti.



Frank Ordusu'nun Kontra Saldırısı...

[Resim: savaalanhratak.jpg]



Ganimetlerinin ellerinden çıkacağını düşünen İslam askerlerinin konsantrasyonu dağıldı ve saflarını bozdular. İslam orduları kumandanı Abdurrahman El Gafıki safları düzeltmek için büyük çaba sarfetti ve ordunun en önüne geçti. Tam bu esnada atılan bir ok El Gafıki'nin ölümüne neden oldu. Komutanlarının ölümü Müslüman askerlerinin moral-motivasyonunu iyice bozdu. Bunu iyi değerlendiren Franklar, İslam ordusunu kuşatıp gece karanlığına kadar ağır zaiyatlar verdirdiler. Gece karanlığında ise bölgeden gizlice çekildiler. Şarl Mertel ise İslam ordusunu takip etmedi.


Poitiers (Puvatya) Savaşı'nı Anlatan Bir İllustrasyon...

[Resim: puvatyasava.jpg]



Savaşın Gerçekleştiği Alanın Bugünkü Görünümü...

[Resim: puvaytayol.jpg]



Puvatya Savaşı Müslümanların Batı Avrupa’daki fetihlerinin Osmanlılara kadar durduğu yer oldu. Puvatya Savaşı’nı Müslümanlar kazansaydı, muhtemelen Avrupa’da onları durduracak hiçbir güç kalmayacaktı. Müslümanlar daha da kuzeye ilerleyip bugünkü Almanya sınırlarını aşabilecekti.




Strateji - Taktik:

İslami kaynaklar bu savaşta İslam ordularının 70 000 askere sahip olduğunu belirtmektedir. Uzun süren ilerleyişin getirdiği yorgunluk, Arap - Berberi anlaşmazlıkları, nereye giderlerse gitsinler yanlarında taşıdıkları ağır ganimetlerin ordunun hızını kesmesi - manevra kabiliyetini sekteye uğratması gibi durumlar Müslümanlar için büyük handikap olmuştur. Ayrıca lojistik olarak da büyük dezavantaja sahiptiler; halifeliğin merkezi Suriye'den yaklaşık 10000 km. uzaklıkta olmaları lojistik anlamda yardım alma konusundaki zorluğu daha iyi anlatmaktadır.

Frank ordusunda ise bilhassa Frank askerlerinin motivasyonu ve cesareti göze çarpmaktadır. Güçleri hiçbir disiplin taşımıyordu ve sadece akrabalık yeminiyle birbirlerine bağlıydılar. Büyük kareler oluşturarak yaya biçimde savaşıyorlardı. Disipline edilmedikleri için savaşlarda en çabuk sürede zafer kazanmak için var güçleriyle saldırıp, kolay yorulurlardı. Bu anlamda onlarla yıpratma savaşına girmek karşı taraf için büyük avantaj oluyordu. Ancak İslam ordularının ganimet sevdasına düşüp, teknik - taktik bir savaş sistemini uygulamaktan uzak kalmaları Franklar önünde başarısızlığa uğramalarını da beraberinde getirdi.



KAYNAKLAR:

* 732 POITIERS A.D. 732 [OSPREY]

* THE ARMIES OF ISLAM 7. AND 11. CENTURIES [OSPREY]

* İsmail Hakkı Atçeken, Puvatya (Balâtü’ş-Şühedâ) Savaşı ve Etkileri Üzerine Bir Araştırma, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi , Sayı: 8, Konya, 1998, s. 243-263.

* C.W.C Oman, Ok Balta ve Mancınık: Ortaçağ'da Savaş Sanatı 378-1515, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2002, s. 26-27 ve 36-37.

Ülkem, Bayrağım, Onurum...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 09:42 AM
Mesaj: #27
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Puvatya savaşı Avrupada Roland ve Paladin gibi kahramanların doğmasına sebep olmuştur. Birde ufak bir bilgi Fransada uzun süre hüküm sürmüş Karolenj hanedanı ismini charlemagne den almıştır. Küçük bir bilgi daha Kral Charles bu savaştan sonra Martel lakabını almıştır. (martel = çekiç)

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib!
Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır.
Fuzûli
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 04:54 PM
Mesaj: #28
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Aslında kronolojiyi esas alarak gidiyordum ve Hastings Savaşı'nı hazırlayacaktım ama bugün İstanbul'un fetih yıldönümü olduğu için bu konuyu hazırlayayım istedim.

Yalnız bu seferki gerçekten bayağı emek mahsülü oldu. Okuyan herkes kısa ve özlü bir fetih bilgisine sahip olacaktır.


İSTANBUL'UN FETHİ - 1453


İstanbul, bölgede önemli bir siyasi güç olan Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olmasının yanı sıra iki kıtayı ve iki denizi birbiriyle bağlayan stratejik konumu itibariyle de önemli bir merkezdi. Bundan dolayı tarihte pek çok devletin topraklarına katmak istediği bir kara parçasıydı. Dolayısıyla Osmanlılar da gerek jeopolitik-jeostratejik özelliklerinden ötürü, gerekse İslam peygamberi Hz.Muhammed'in (SAV) İstanbul'un feth edileceğini sahabelerine müjdelemesi ve İstanbul'u fethedecek komutan ve askerlerden övgüyle bahsetmesi nedeniyle İstanbul'u Yıldırım Bayezid döneminden beri ciddi anlamda ele geçirmenin hesaplarını yapıyorlardı.


Fetih Öncesinde Bölgenin Coğrafyasına Bakış...

[Resim: coragfya.jpg]


Osmanlı Türklerinin, Trakya, Boğaz ve Kocaeli Yarımadasını alması ile Bizans, İstanbul dahil birkaç şehirden ibaret kalmıştı. Toprak ve nüfus azlığına rağmen, Avrupa Hıristiyanlarının hâmisi durumunda olan Bizans, Papalığın da desteğini görüyordu. Bizans, kendisi için tehlike kabul ettiği Osmanlı Devletinin zararına çalışmaktan bir an geri durmuyordu. Anadolu Türk Beyleri, Bizans’ın entrikaları ile Osmanlı Devletine taarruz ediyorlardı. Bizans'ı Osmanlı'nın cihanşümul stratejilerine bir tehdit olarak gören Fatih Sultan Mehmed ise babası II. Murad'ın akim kalan fetih politikasını devam ettirmekte kararlıydı.

Fetih öncesi Bizans’ın en önemli kuvvet ve ikmal yolu olan deniz yolunu, Osmanlı kontrolü altına almak maksadıyla; Anadolu Hisarının karşısına keşfini bizzat kendisinin yaptığı Rumeli (Boğazkesen) Hisarının yapımını başlattı. Anadolu Hisarı da tamir edilip, top yerleştirildi. Hisar’ın, kulelerinin, kapı ve mazgallarının mevkileri, Mehmed Han tarafından tespit edilip, Çandarlı Halil, Zağanos ve Saruca paşaların, masrafını karşıladığı kuleler yapıldı. Rumeli Hisarının inşaatında, devlet adamları dahil, binlerce işçi ve usta sıkı disiplin altında çalışarak, memleketin her tarafından getirilen inşaat malzemeleri ile, tamamı iki bin metreyi bulan sur ve kuleler, dört ay içinde tamamlandı (1452). Firuz Ağa kumandasında dört yüz kişilik muhafaza kuvveti ve devrin en güçlü ateşli silâhı topların yerleştirildiği Rumeli hisarının tamamlanmasıyla, Boğaz’ın trafiği kontrol altına alınıp, Sultan Mehmed Hanın fermanıyla da, geçiş talimatı yayınlandı. Fermana göre; “Boğaz’dan her geçen gemi, kaleye belli mesafe yaklaştığında yelkenlerini indirerek, Hisar komutanına, nereden gelip nereye gittiğini, yükünün mahiyetini bildirecek, belli miktar vergi verecek, sonra geçmesine müsaade edilecek, aksi şekilde hareket edenler batırılacaktı”.


Bu talimata uymak istemeyen bir Venedik gemisi, topçu ateşiyle batırılınca, işin ciddiyeti herkes tarafından anlaşıldı. Bizanslılar, iyice sıkıştırılıp, dış dünyayla alâkalarının kesileceğini, Hisar’ın yapımı devam ederken anlayıp, teşebbüse geçmişlerse de İkinci Mehmed Hanın hakimiyet prensibinin esasını teşkil eden şu tarihî cevabı, Bizanslıları daha o anda şaşkına çevirmişti:

“Varna Savaşı (1444) esnasında, İmparatorunuz, Macarlarla birlik olup babamın (İkinci Murad Han) Rumeli'ye geçmesine engel olmak istediğinde, babam ne zorluklar çekmişti. Şimdi kendi arazim üzerinde, gönlümün istediğini yapmama karşı gelmeniz için elinizde ne hak, ne de kudret vardır. İki kıyı da benimdir. Anadolu kıyısı benim; çünkü ahalisi Osmanlıdır. Rumeli kıyısı da benimdir; çünkü savunmasını bilmiyorsunuz. Gidiniz, efendinize söyleyiniz, bir daha böyle haberler göndermesin!” Osmanlı Sultanı; Mora’dan gelecek kuvvetlere karşı Turhan Beyi, Avrupa’dan gelecek kuvvetlere karşı da akıncıları vazîfelendirdi. 1452-1453 kışı, Edirne’de kuşatma hazırlıkları içinde geçti. Büyük toplar dökülüp tecrübe atışları yapıldı. Balistik hesapları bizzât Fâtih tarafından yapılan topların dökümü çok kısa zamanda bitirildi.

Osmanlı sultanı, kuşatma hazırlıkları içinde iken, Bizans’a Karadeniz’den Venedik kadırgaları, Cenevizli kaptan Janni Justiniani Langus, Sakızlı Maurise Cantaneo yardıma geldi. Bizans imparatoru şehrin savunmasını Cenevizli kaptan Justiniani’ye verdi. Surun kenarlarında bulunan dolu vaziyetteki hendekler açılıp, yenileri kazıldı. Hendeklerin kazdırılmasında ağır cezalı mahkûmlar çalıştırıldı. Mezarlıklardaki taşlarla surlar takviye ve tamir edildi. Şehrin kapılarının muhafazası, Bizans'a yardıma gelmiş Venedikli ve Cenevizli komutanlara verildi. Haliç’teki meşhur zincir Venediklilere gerdirilerek şehir, deniz saldırısından korunmaya çalışıldı. Adaların tahkimi ve şehre erzak yığmakla, Bizanslılar, kuşatmaya karşı son savunma hazırlıklarını yaptılar. Bizans ordusu karmakarışık bir yapıya sahipti. Bulgar, İtalyan, Fransız, Moralı, Giritli, Alman ve İngiliz ücretli askerleriyle Bizanslılardan meydana geliyordu.


Osmanlı ordusu, bütün sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1453 yılı Şubat ayında ağır topçu grubu Edirne’den yola çıkarıldı. Toplar, Rumeli Beylerbeyi Karaca Beyin kumandasında 10.000 kişilik süvariyle iki ayda İstanbul önlerine getirildi. Anadolu ve Rumeli’deki bütün silahlı kuvvetler, Türk-İslâm âleminin her tarafından gelen gönüllü kuvvetler ve Osmanlı ordusu içerisinde yer alan bazı Sırp, Macar, Ulah, Alman, Latin, Rum askerlerden meydana gelen Osmanlı ordusunun mevcudu, 125.000 civarındaydı. Devrin en modern silâhlı kuvvetlerine sahip Osmanlı Sultanı İkinci Mehmed Han, yanında Akşemseddin, Akbıyık, Molla Gürânî ve Molla Hüsrev gibi büyük âlimler olduğu halde, 24 Mart Cuma günü Edirne’den hareket etti.



Osmanlıların İstanbul'a İlerleyişi...

[Resim: stanbulailerleyi.jpg]



Osmanlı kolbaşısı 1 Nisanda Çekmece’ye, 5 Nisanda İstanbul önüne ulaşıp, Bayrampaşa Deresi kenarında Maltepe sırtlarına Otağ-ı Hümâyûn kuruldu. 6 Nisan Cuma günü bütün ordusuyla İstanbul surları önünde Cuma namazını kılan Sultan Mehmed Han, kuşatma hattını kurdu. Topkapı’dan Edirnekapı’ya kadar uzanan merkez kuvvetlerinin başında, İkinci Mehmed Han ve Sadrazam Halil Paşa, Cenevizlilere ait Galata sitesi önündeki kuvvetlerin başında Vezir Zağanos Paşa vardı. Karaca, İshak, Mahmud ve Bursalı Ahmed paşalar, surları çepeçevre sarmakla vazifelendirildi. Donanmanın başında Kaptan-ı Deryâ Baltaoğlu Süleyman Paşa bulunuyordu. Vezir Mahmud Paşa, sünnet-i seniyyeye uyularak, şehrin kan dökülmeden teslimi için Bizans imparatoru On birinci Konstantin Dragazes’e elçi gönderildi. İstanbul’un derhal teslimi hâlinde kan dökülmeyeceği, ahâlinin canına, malına hürmet edileceği teklif edildi. Bizans İmparatorunun Osmanlı teklifini reddi üzerine, 6 Nisan Cuma günü harekât başlatıldı.


[Resim: savatoplarnyerletirilme.jpg]



Osmanlı kuşatma harekâtı başladığında, İstanbul’un nüfusu yetmiş bin civarında olup, Bizans ordusu, ücretli asker ve yardıma gelen Haçlı kuvvetleriyle yirmi bin kadar asker ile elli gemiden meydana geliyordu. Osmanlı topçusunun surları çökerten, kalplere dehşet veren ateşleri, Bizans’ı iyice korkuttu. Bütün ahâlî bu durumda topyekün savunmaya iştirak etti. Beş yüz-altı yüz kilogram gelen mermi ve granit top gülleleri, yüzyıllardan beri bütün haşmetiyle uzanıp yükselen İstanbul surlarında, her patlayışta büyük gedikler açıyordu. Bu gedikler, taze kesilmiş hayvan derileri ile kaplı yün ve kumaş balyaları ile kapatılmaya çalışılıyordu. 12-17 Nisan günleri Osmanlı ordusunun, bilhassa piyadelerinin surlara yaklaşma gayretleri netice vermiyordu.


Bizanslıların Yaptığı Surların Yapısını Gösteren Bir İllustrasyon...

[Resim: bzanssurlar.jpg]


Top atışlarından istedikleri neticeyi alamayan Osmanlılar yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.



Tünellerdeki Çarpışmalar...

[Resim: stanbultnelsava.jpg]



Zamanın yaygın tekniğinden çok ileride sayılabilecek, seyyar top dökümhânesini de Sultan Mehmed Han, ordugâhın hemen yanına kurdurmuştu. Kuşatmanın onuncu gününde, büyük topların güllelerinin açtığı gediklerin Bizans müdâfilerince süratle tamir edilmesi üzerine, padişah, bu topların daha sık atışını emretti. Fakat soğumadan ikinci atış esnasında birinin namlusu parçalandı. Buna çok üzülen Sultan Mehmed Han, sabaha kadar bu işe çare düşündü. Sabahleyin, topların atıştan sonra zeytinyağı ile yağlanmasını, böylece soğutulup daha da sık şekilde atışını emretti. Bundan sonra top atışlarından çok iyi netice alındı. Makinelerin yağla soğutulması, Fatih Sultan Mehmed Hanın keşfidir.


İstanbul Kuşatmasını Anlatan Bir İllustrasyon...

[Resim: stanbulkuatma1.jpg]



İstanbul’un savunması ve ikmalini temin için, Papa tarafından üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında rüzgârın kesilmesi ile beklemeye başladılar. 12 Nisandan beri Dolmabahçe önünde demirleyen ve 18 Nisanda adaları fetheden Osmanlı donanması, bu durumdan istifade etmek isteyip derhal o bölgeye giderek bu dört gemiyi ablukaya aldı ve deniz muharebesi başladı. Baltaoğlu Süleyman Beyin komutasındaki Osmanlı donanması, küçük gemilerden kuruluydu. Bizans gemisine kıçtan mahmuz vurulmasına rağmen kesin bir neticeye gidilemedi. Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde takip eden Sultan, hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdü. Elbiseleri deniz suyundan ıslanıncaya kadar su içinde ilerledi. Maiyeti de Sultan’a uydu. Bu halde bile donanmaya emirler gönderdi. Bu muharebede Venedik ve Bizans gemileri, Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak, o sırada çıkan uygun rüzgâr ile Haliç önlerine kadar gelerek, gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar. Muteber kaynaklara göre Osmanlı kaybı, yüz kadar şehid ve otuz yaralıydı. Bu durum, Bizans’ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleyman Bey bu vazifeden alınıp, yerine Hamza Bey tayin edildi.



Bizanslılar Denizi Kalelerinin Surlarındaki Burçlar Yardımıyla Kontrol Ediyorlardı...


[Resim: bizansdenizsurlar.jpg]



Donanmasının muvaffakiyetsizliği üzerine, Sultan Mehmed Han, Haliç’e kıyı olan İstanbul surlarının çok zayıf olduğunu bildiği için, bu zafiyetten yararlanmak istedi. Böylece Bizanslılar, kara surlarında mukavemete devam eden kuvvetlerinin bir kısmını, bu tarafa kaydırmaya mecbur kalacaklar ve kuvvet dengesi bozulacaktı. Bu maksatla tarihte eşine rastlanmayan ve bu âna kadar da bir misaline teşebbüs dahi edilmemiş, gemileri karadan yürütme işine karar verdi.

Bu plânını en yakınlarından bile gizleyip, son âna kadar kimseye sezdirmedi. Gemilerin geçeceği yol güzergâhını bizzat kendisinin tespit ettiği rivayet edilir. O zaman bağlık bahçelik ve çalılık olan yerlerden geçen bu yolu temizletip, gerekli tesviyelerini süratle yaptırdı. Bu işte binlerce insan çalıştırıldı. Yollar yapılıp, iri taşlar üzerine kalaslar döşenerek, don yağı, sâde yağ ve zeytinyağı ile yağlanarak, yolun iniş ve çıkışlı yerleri ile virajlarına işin özelliğine uygun palanga, bucurgat ve sair tespit malzemeleri yerleştirildi. Ayrıca her gemi için beşiğe benzer kızaklar hazırlatıldı. Yeteri kadar koşum hayvanı da, icap eden yerlerde bulunduruluyordu. Bazı malzemelerle zeytinyağı, o zaman Galata’da oturan Cenevizlilerden satın alınmıştı. Donanmanın büyük bir kısmı, 22 Nisanda Tophane önlerine geldiğinde, durum ancak anlaşılmıştı. Donanmanın karadan kat ettiği yolun güzergâhı, Tophâne-Kumbaracı Yokuşu-Tepebaşı-Asmalı Mescid-Kasımpaşa şeklinde tespit edilmişti. Yolun uzunluğu, 1512 metre kadardı. Gemiler Kasımpaşa’dan Haliç’e ininceye kadar, Bizans ve Cenevizliler tarafından fark edilemedi. O devirde Bizans’ta hurafe o kadar yaygındı ki, sabaha karşı gemilerin süratle Haliç’e doğru geldiğini görenler; “Bu Müslümanlar bize sihir yapıyor” diye seyre daldılar. Osmanlı donanmasından altmış yedi gemi, İkinci Mehmed Hanın bu dâhiyâne buluşu sayesinde Haliç’e girdi.


Gemilerin Karadan Denize İndirilmesi Bizanslılar Üzerinde Şok Etkisi Yapmıştı...


[Resim: gemilerinnmesibizans.jpg]



23 Nisan günü Osmanlı kuvvetleri, seri bir şekilde Haliç üzerine bir köprü kurmaya başladılar. Galata tarafında Humbarahâne ile Bizans tarafında bugünkü Defterdar arasına kurulmaya başlanan bu köprünün genişliği beş buçuk metre kadardı. Cenevizlilerden satın alınan boş şarap fıçıları ile bazı küçük kayıkların üzerine geniş kalaslar bağlanarak bir ucu serbest olarak inşa edildi. Bu köprüyü, akılları ermeyen Bizanslılar, “Su üstünde yürüme sihri!” diye değerlendirmişlerdir. Esasında bu, kendilerinin içtikleri şaraplardan boşalan fıçıların yardımıyla yapılan bir köprüydü. Bu köprü, İstanbul’un fethine kadar asker ve malzeme naklinde kullanılarak, yanlarına konan küçük toplarla, zayıf Bizans surları dövüldü.

18 Mayısa kadar kara ve denizde devam eden muharebeler, yeni bir kuşatma silâhının surların kenarında kullanılması ile tekrar kızıştı. Osmanlı kuvvetleri geceleyin, ağaçtan yapılmış, İstanbul surlarından daha yüksek, yürüyen bir kuleyi, surlara on adım mesafeye getirdiler. Sabah güneşin ilk ışıkları ile ortalığı seçmeye başlayan Bizans müdafîleri, bu yürüyen kuleden çok korktular. Bir gecede yapılan bu kulenin iskeleti, iki kat deve derisi ile kaplanıp, ateşe karşı dayanıklı olması için arası toprakla doldurulmuştu. Üst katlarına merdivenle çıkılan yürüyen kulenin gövdesinde, ateş açma pencereleri vardı. Sura yaklaşan kuledeki askerler yıkım yaparken, etraftaki askerler de hendekleri dolduruyorlardı.


Fetihte Yer Alan Osmanlı Askerleri...


[Resim: osmanlasker.jpg]


[Resim: osmanlasker2.jpg]


* Yeniçeriler (15 ve 16. Yüzyıl)

[Resim: yenieri16yy.jpg]



23 Mayısta surlarda açılan gediklerde Bizans askerlerinin savunmada gösterdikleri yılgınlık üzerine, Sultan Mehmed Han, umumî taarruzdan evvel, imparatora bir defa daha teslim teklifinde bulundu. Bu maksatla İsfendiyaroğlu Kasım Beyi elçi gönderdi. Osmanlı elçisi, Bizans’ta imparator tarafından merasimle karşılandı. Elçi, Sultanın; “Umumî taarruzun doğuracağı felâket ve dehşeti takdir edersiniz. Şehri sağ salim bırakmak isteriz. İmparator, bütün mal ve hazineleri ile, istediği yere çekilip gidebilir. İstanbul halkından da isteyenler her şeylerini alıp gidebilir. Kalmak isteyenler de mal ve mülklerini muhafaza edebilmek hakkına sahiptirler. İmparatora, Mora Despotluğu verilecektir” şeklindeki isteklerini bildirdi. Ayrıca ve dostça, bunların kabulünü özellikle rica etti. Bu istek, uzun toplantılardan sonra reddedildi. Bizans’ın cevabı; “Sultan barış istiyorsa muhasarayı kaldırsın, ne kadar ağır olursa olsun istenen vergi verilecektir. Şehri teslim etmek yetkim yoktur” şeklinde oldu.



Kuşatmada Osmanlıların Kullandıkları "El Bombası" Niteliğindeki Pişmiş Topraktan Yapılmış Bombalar (İng. "[i]Terracotta Hand Grenades")

[Resim: toprakelbombalar.jpg]



Osmanlı elçisinin ordugâha dönmesinden sonra, 26 Mayıs günü, Macar Kralı Vladislas’ın elçilik heyeti gelerek; “Bizans kuşatmasının kaldırılmasını, eğer kaldırılmayacak olursa, Macaristan’ın Bizans tarafında yer alacağını, ayrıca batılı Hıristiyan devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın İstanbul’a yaklaşmakta olduğunu” bildirdi. Osmanlı karargâhında bazı bozguncu sözler dolaşmaya başladı. Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılmasına taraftardı. Sultan ve Zağanos Paşa ise umumî hücumun derhal yapılmasını istiyordu. Toplanan harp meclislerinde tereddütler hâsıl oluyordu. Sultan’ın hocası ve en büyük desteklerinden, büyük âlim Akşemseddin, Padişah’a yazdığı bir arzda “sert ve enerjik” davranılmasını öğütlüyordu. Bunun üzerine toplanan son harp meclisinde, “daha fazla beklemenin ordudaki bozguncu dedikoduları arttıracağı” düşüncesi ile derhal taarruz kararı alındı. Bu arada Zağanos Paşa, Hadım Şahabeddin Paşa, Turhan Bey, Akşemseddin ve Molla Gürânî, bu kararı destekler mahiyette asker arasında maneviyatı yükseltici konuşmalar yaptılar.



[b]Osmanlı Kuşatmasının Son Safhası...



[Resim: kuatmasonsafha.jpg]



Böylece, 26 Mayıstan itibaren, Osmanlı ordugâhında büyük şenlikler başladı ve 28 Mayıs gecesi saat 24.00’e kadar devam etti. 28 Mayıs günü, günün batması ile birlikte bütün Osmanlı birlik ve gemileri, mum donanması yaptılar. Sanki Bizans bir ışık çemberi ile çevrilmişti. Her yerden, tüyleri ürperten tekbir sesleri geliyordu. Bizans halkı, bu ışık ve seslerden dehşete düştü. Sokaklar, dua eden, yalvaran insanlarla doluydu. Bizans komutanı Justiniani, gündüz göğsünden bir ok yarası aldı. Ölüm korkusuna kapılan genç ve tecrübesiz Cenevizli, yerine vekil bırakmadan komutanlık gemisine çekildi. Justiniani’nin İstanbul savunmasını terk etmesi ve Bizanslılara, herkesin başının çaresine bakıp, kiliselerde dua etme tavsiyesi, ahâlinin zaten zayıf olan maneviyatını iyice bozdu.



Bizans Ordusunda Savaşan Askerler...

* Bizans için para karşılığı savaşan askerler arasında Kuman Türkleri de vardı. Resimde bir Arnavut ve İtalyan askeriyle gözüküyor.

[Resim: bizansasker1.jpg]



* 3'nolu asker Trabzon ve çevresinden gelen Rum asıllı Trapezuntine askeridir.

[Resim: bizansasker2.jpg]



29 Mayıs sabahı Sultan Mehmed Han, sabah namazından sonra, güneş yükselince, iki rekat namaz kılarak kılıcını kuşanıp, atına bindi ve gece yarısından beri surları döven Osmanlı topçusunun, hedefi iyice yumuşattığına kanaat getirerek, umumî hücum emrini verdi. Osmanlı askeri, arkadaşlarının yaralanmasına ve şehid olmasına aldırmadan “Allah Allah” nidalarıyla hücuma geçti. Ellerine geçirdikleri her türlü vasıtalarla surlara tırmanmaya çalışıyorlardı. Osmanlı kuvvetleri, muhtelif bölgelerden, dalga dalga İstanbul’a girmeye başlamışlardı. Bizans halkı, panik içerisinde sağa sola kaçışıyor, bilhassa Ayasofya’ya sığınmaya çalışıyorlardı. Türk kuvvetleri, Aksaray bölgesinde birleştiler ve Ayasofya’ya doğru ilerlediler. Kiliseye sığınmış olan ahâliye kapıları açtırdılar. Fakat, güçsüz ve acınacak durumdaki bu insan yığınına kılıç çekmediler, onlara dokunmadılar. İmparator Konstantin de çarpışmalarda hayatını kaybedenler arasındaydı.



Bizans İmparatoru Konstantin'in Ölümünü Gösteren Bir İllustrasyon...

[Resim: konstantinlm.jpg]


29 Mayıs Salı günü öğleye doğru, kır atının üstünde, yanında hocaları ve ordu kumandanları olduğu halde muhteşem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a giren genç hükümdar, doğruca Ayasofya’ya gitti. Fatih adıyla anılmaya hak kazanan 21 yaşındaki Sultan Mehmed Han, Bizanslıların alkış ve tezahüratı, Türk askerlerinin dört bir taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında, Ayasofya önüne geldi. Ayasofya, ağzına kadar, kadın-erkek Rumlarla doluydu. Bizanslıların hüngür hüngür ağlamalarından hasıl olan gürültüyü susturarak, sükûtu sağlayan Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’da şükür namazı kıldı. Yerlere kapanan ahâli, rahip ve eski Ortodoks patriğine karşı; “Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, sana ve bütün ahâliye söylüyorum ki, bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda, benim gazabımdan korkmayınız” hitabında bulundu.

Cenevizliler dahil, bütün sanat ve ticaret erbabıyla ahâlinin din, mezhep hürriyeti temin edilip, sulh, sükûn sağlandı. Fatih, Ayasofya’nın içini gezerek bu mabedin Cuma gününe kadar cami hâline getirilmesini emretti. Emevîler devrinde yapılan ikinci İstanbul kuşatmasında vefat edip, surlar önüne defnedilen, Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Ebû Eyyûb-i Ensârî’nin kabri, Fatih’in hocalarından Akşemseddin Efendi tarafından keşfedilip, daha sonra buraya türbe ve cami yapıldı. Nihayet Cuma günü maiyeti ile Ayasofya’ya gelen Fatih, İstanbul’da ilk Cuma namazını burada kıldı. 655’ten 1453 tarihine kadar devam eden bir idealin (Feth-i Mübîn) gerçekleştirildiği, fetihnâmelerle bütün İslâm âlemine müjdelenip dünyaya ilan edildi.



Strateji - Taktik:

İstanbul'un fethi askeri tarihte pek çok ilki de beraberinde getirmişti. Öncelikle, o döneme değin görülmemiş büyüklükteki toplar imal edilerek yıkılmaz-aşılmaz olarak nitelendirilen Bizans surlarında onarılmaz hasarlar sağlanmıştır. Osmanlı topçusu surlara üçgen biçiminde atışlar yaparak tahribatı yükseltmeye çalışmıştır.

Fatih öncelikle top atışlarıyla surlarda büyük ve onarılmayacak gedikler açarak, o bölgelerden şehre girmeyi planladıysa da bu isteği Bizanslıların asker, kadın, çocuk demeden canla başla gedikleri kapamasıyla akim kalmıştır.

Akabinde Fatih, surların altından tüneller kazarak şehre girmeyi düşünmüştü. Sırp askerlerden oluşan bir gruba tünellerden saldırma emri verdi. Ancak işi farkına varan Bizanslılar karşı tüneller kazdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu.

Ayrıca bu savaşta ilk kez havan topları kullanıldı. Fatih bu topların balistik hesaplamalarını bizzat kendi yaptı. Surlara yapılan piyade saldırılarında evvela Hıristiyan askerler ile acemi Azaplar kullanıldı. Acemiliğin getirdiği şevkle surlara pervasızca saldıran Azapların büyük katkısı oldu. Elit Yeniçeri birlikleri ise çarpışmaların maharet gerektiren safhalarında arka kuvvetler olarak yer aldılar.

Yine bu savaşta Fatih'in surların farklı gediklerinde, farklı açılarla kullanabileceği surlardan uzun bir tekelekli kuleyi tek bir gecede (İsmail Hami Danişmend 17-18 Mayıs gecesi Bizanslılar farkında olmadan 4 saat içerisinde kulenin yapıldığını belirtiyor.) yapması meşhurdur. Kulede tekerlek görevi gören makaralar kullanılmıştır. Bir gün sonra Bizanslılar kuleyi Grejuva ateşiyle yakmış olsalar da, Topkapı surlarının bir tanesi bu kule yardımıyla ele geçirilmiştir.

Fethin askeri tarih açısından belki de en önemli taktiksel aşaması gemilerin karadan yürütülerek, denize inmesidir. Haliç'e zincir gerip (bu zincirin parçalarını Harbiye Askeri Tarih Müzesi ve Arkeoloji Müzesi'nde bulabilirsiniz bu arada) Osmanlı gemilerini geçirmeyen Bizanslılar, Osmanlıların gemilerini karadan indirdiğini farkedince şok olmuşlardır. Gemileri denize indiren Osmanlılar hem askeri hem de manevi avantaja sahip olmuştur. 28 Mayıs 1453 gecesi Marmara Denizi ve özellikle Haliç çevresinde deniz boyunca "Mum Donanması" düzeninde seyredilmesi Bizanslıların son manevi güçlerini de bitirmiştir. Ateş ve ışış gösterisi biçiminde şekillendirilen bu yöntemde gemilerde kandil-fener-mum-meşale ne varsa yakılarak "Sur" denen borularla sesler çıkarılmış ve arkasından tüm Osmanlılar aynı anda tekbirler getirerek Bizans üzerinde büyük manevi baskı yapmıştır. Bizans kaynakları, Bizans halkının bu manzara karşısında hıçkırıklara boğulduğunu ve tüm takatlerini yitirdiklerini yazmaktadır.



KAYNAKLAR:


* CONSTANTINOPLE (1453) - THE END OF BYZANTIUM [OSPREY]

* THE FALL OF THE CONSTANTİNOPLE [OSPREY]

* THE JANİSSARİES [OSPREY]

* ARMIES OF THE OTTOMAN TURKS 1300 - 1774 [OSPREY]

* BYZANTINE ARMIES 1118-1461 A.D. [OSPREY]

* Chiriston I. Archer, Dünya Savaş Tarihi, Tümzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2006, s. 212-214.

* İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt:1, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1971, s. 232-264.

* http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul'un_fethi

Ülkem, Bayrağım, Onurum...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 05:28 PM
Mesaj: #29
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Ottoman İstanbul'un fethi ile ilgili hazırlamış olduğun yazılı ve görsel anlatım çok başarılı...Teşekkürler
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
05-29-2009, 05:35 PM (En son düzenleme: 05-29-2009 06:20 PM bayundur.)
Mesaj: #30
RE: 20. Yüzyıl Öncesinde Gerçekleşmiş Bazı Önemli Savaşlar
Puvatya savaşı ile ilgili şunları söylemek istiyorum:

1. Müslümanlar böyle bir hezimete manevi açıdan hazırlıklıydılar. İlk zamamlar gaza sevabı ve şehadetlik yaklaşımıyla harekata katılan Müslümanlar mal ve mülk sahibi oldukça bu yaklaşımdan uzaklaşmışlardır. Nitekim Frank askerlerinin Müslüman ganimetlerine saldırmaları bu savaşın dönüm noktası olmuş, İslam askerlerin savaş düzeni tamamen bozulmuştur.

2. Puvatya yada diğer ismi ile Tur (Tours) savaşında Müslümanların hezimeti o derece olmuştur ki (neredeyse sağlam müslüman savaş alanında kalmamıştır) İslam kaynaklarında bu savaştan pek bahsedilmez. Bu bozgun yeni yetişen Müslüman nesle unutturulmaya çalışılmıştır. Savaşta Müslümanların kaybı haddinden fazla olduğu için bu savaşa "Şehitler Düzlüğü" manasına gelen "Balatü`ş-Şüheda" ismi ile de anılır.

3. Bu savaş ile ilgili araştırma yapmak isteyenlere Doç. Dr. Mehmet Özdemir`in Diyanet Yayınevinden çıkan Endülüs Müslümanları adlı 3 ciltlik kitabını tavsiye edebilirim. Orada daha ayrıntılı şekiilde yazmakta bu yüzden gazeteci İbrahim Teneke'cinin bahse konu eserden yaptığı alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Alıntı:İslam Orduları Fransa`da

Avrupa`nın fethine yönelik ilk planlı hareket, Semh b. Malik el-Havlani tarafından 718 senesinde başlatıldı. Semh, bu senede Pireneler`i aşarak Franklar`ın hakimiyeti altındaki Galler`e girdi. Septimania bölgesinin merkezi durumundaki Narbona`yı (Arbune) fethederek burasını İslam orduları için bir üs haline getirdi. Hemen ardından Akitania`ya yürüdü. Fakat bölgenin merkezi Toulouse kentinde Dük Eudes`in güçlü direnişiyle karşılaştı. Çarpışmalar esnasında hem kendisi hem de çok sayıda müslüman şehit oldu. Semh`in yerine Endülüs`ün idaresini üstlenen Anbese b. Süheym el-Kelbi, fetih hareketine selefinin bıraktığı yerden devam etti. Fakat o, Tuluz yerine Rhon vadisini takip ederek önce Lyon`a, oradan da Paris`e otuz kilometre uzaklıktaki Sens kentine kadar ulaştı. Fakat geri dönerken Bask bölgesinde yerlilerin kurduğu bir tuzak sonucu Semh gibi o da şehit düştü. Avrupa`nın kader günü

Ne Semh`in ne de Anbese`nin ne de onlarla beraber çok sayıda askerin savaş alanlarında şehit düşmeleri, bu tür durumlara alışık olan Müslümanları fetih hareketinden vazgeçmeye itti. Bilakis, 732 senesinde iyi bir asker olarak temayüz etmiş olan Vali Abdurrahman el-Gafiki, sayısı yetmiş binden fazla olmayan büyük bir orduyla Galler`i fethederek Fransa içlerine dalabilmek için Kurtuba`dan hareket etti. Önüne çıkan bazı mukavemet unsurlarını saf dışı bıraktıktan sonra Galler bölgesinin merkezi kenti Bordo`ya hareket etti. Kendisine engel olmak isteyen Galler dükü Eudes`i Dordonia nehri yakınlarında ağır bir yenilgiye uğrattı. Bordo kenti müslümanların eline geçti. İslam ordusu bundan sonra ülkenin ikinci mühim şehri Tur`a (Tours) yöneldi. Dük Eudes, bu durumda Frank İmparatorluğu`ndan yardım istemek zorunda kaldı. Asıl makamı haciplik olmakla beraber imparatorluğun fiili hükümdarı konumundaki Şarl Martel, Galler`in düşmesi halinde sıranın Frank İmparatorluğu`na geleceğini bildiği için, Eudes`in yardım talebine derhal icabet etti ve çok iyi hazırlanmış büyük bir orduyla, İslam ordusunu durdurmak üzere Tur`a hareket etti. İki ordu arasındaki karşılaşma 12/13 Ekim 732 tarihinde gerçekleşti. Savaşın başlarında inisiyatif müslümanların elindeydi. Ancak, bir taraftan Franklar`ın yarma hareketlerinde başarılı olmaları, diğer taraftan ise Abdurrahman el-Gafiki`nin çarpışmaların en yoğun olduğu bir anda şehit düşmesi, durumu tersine çevirdi. Her iki tarafın da zayiatı ağır olmakla beraber, müslümanların verdikleri şehit sayısı çok daha fazlaydı. Bundan dolayıdır ki, İslam kaynaklarında bu savaşın yapıldığı saha, Balatü`ş-Şüheda (Şehitler Düzlüğü) ismiyle anılmaktadır.

Unutulan, unutturulan bir savaş

İslam ordularının gerek Kuzey Afrika`nın, gerekse Endülüs`ün fethi esnasında bir benzerini yaşamadıkları bu mağlubiyet, Endülüs Müslümanlarını derin bir kedere boğdu. Müslüman tarihçiler, gelecek nesillerin böyle acı bir hadiseden haberdar olmalarına engel olmak niyetiyle olsa gerektir ki, eserlerinde bu savaştan pek bahsetmezler. Buna karşılık, hıristiyan kaynakları anılan savaşı Avrupa medeniyetini ve Hıristiyanlığı İslam`ın istilasından kurtaran bir dönüm noktası olarak değerlendirirler. Balatü`ş-Şüheda ile Müslümanların Avrupa`daki ilerlemeleri bir anlamda durmuş oldu.

4. Bu savş neticesinde Müslümanlar Akitanya ve Fransız topraklarından tam manasıyla atılmadılar. Charles Martel'in ilerleyen yıllarda özellikle Güney Faransa'da yaptığı başarılı harekat ve savaşlar Müslümanların bahse konu topraklardan tam manasıyla atılmadığını göstermektedir. Bu savaşlardan kısaca bahsedecek olursak 736 senesinde Charles Martel'in harekatı ile Akdeniz kıyılarına yakın bulunan Avignon şehri Müslümanların elinden alınmıştır. 737 senesinde ise daha güneybatıda bulunan bir kıyı ve İslam şehri olan Narbonne (719 veya 720 senesinde Müslümanların eline geçtiği sanılmaktadır) üzerine yürüyen ve şehri kuşatan Martel, Yusuf İbn Abdurrahman komutasında ki İslam ordusuyla çarpışmış ancak kuşatmadan netice alamamıştır. İslam ordularının daha güneyden gelen destekle kuvvetlerinin yenilendiğini gören Martel bu yardımın önünü kesmek için kuşatmayı kaldırarak stratejik öneme sahip Berre nehri (Aude nehri olarak ta bilinir) yakınlarına savaşı taşımıştır. Burada İslam ordusuna karşı büyük bir zafer kazanan Martel, lojistik desteğini kestiği Narbonne şehrini kolaylıkla ele geçirmiştir. Berre nehri savaşı bozgunu sonucu Müslümanlar tamamen Pirene dağlarını güneyine atılmıştır.

rasti rusti
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Foruma Git: