|
Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
|
|
04-28-2009, 09:15 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
Son dönemde dış politikadaki gelişmeler, kaynayan kazan bölgesi Kafkasya’daki devletleri etkilediği kadar bölge halkları üzerinde de derin etkiler bırakmıştır. Özellikle Azerbaycan ve Türkiye arasında gerçekleşen restleşmeler, mevcut bilgi kirliliği ve Ermenistan’ın yarı açık şekilde paylaştığı düşünceleri ortamın daha da gerilmesine sebep olmuştur. Türkiye’de bu konuda oluşan büyük fikir kirliliğinin temel sebebi ise bölgesel meselelerin yeterince bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Tabii tamamen Batı yandaşı köşe yazarlarının olaya doğrudan dahil olmaları da en büyük etkenlerden. Sanıyorum ki Türk kamuoyu Azerbaycan’ın Türkiye’ye olan derin bağlılığını bile bu sayede yakından tanıma fırsatı bulmuş ve dış politik açmazların kardeşler arasında hangi sorunlara yol açabileceğinin farkına varmıştır.
Avrasya bölgesine yönelik etkili çalışmalarıyla yakından takip ettiğimiz Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya hocamız ile bu uzun vadede bölgesel denklemleri etkileyecek meseleler üzere yaptığımız söyleşi pek çok temel sorunun aslında ne olduğu ile ilgili açık mesajlar vermekte. Umuyoruz ki Türkiye, hocamızın ifade ettiği açılımlarla bölgesel güç olma konumunu sarsmadan yoluna devam edecektir: Alaeddin hocam, Türk dış politikasının temel meselelerinden Ermeni sorununun özellikle ABD başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti sonrası yeni bir tarzda tekrar gündeme getirilmesine nasıl bakıyorsunuz? Bölgede Batı lehine yeni bir denge oluşturma çabasından söz edilebilir mi? ABD’de yeni bir başkan seçilmeseydi veya Obama Türkiye’yi ziyaret etmeseydi de yine bu konu 24 Nisan’a birkaç hafta kala gittikçe artan bir şekilde Türkiye’nin gündemine gelecekti. Muhtemelen yine günü kurtaracak politikalar, bir sürü tartışmalar ve ayaküstü demeçlerden sonra sorun rafa kalkacaktı. Mesela geçen sene, soykırımı tanıma konusundaki tasarı Kongre’de önemli aşamaları geçtikten sonra büyükelçimizi çağırmamız üzerine, durumun ciddiyetini gören, Türkiye’nin kararlılığını anlayan başkanın, yetkisini kullanması ile tasarı gündemden çıkarılmıştı. Türkiye’nin en büyük problemi, günü kurtaracak tedbirlerle asırlık problemlere çözüm bulacağını zannetme hatasıdır. Diplomatik manevralar, kamuoyuna yönelik demarşlar, özellikle son olayda yaşadığımız üzere Obama’yı rahatlatacak (sözünde durduğunu, ancak Ermenilerin menfaatine olan gelişmeyi dikkate aldığına gerekçe oluşturacak) bir çıkışın uzun vadedeki yerini ve sonuçlarını iyi hesap etmek gerekir. Bugün Türkiye’nin dış politikada ve ekonomide birçok sorunları bulunmaktadır. Ancak ABD’nin içinde bulunduğu durum mesela beş veya on yıl öncesine göre çok daha kötüdür. Obama’nın Avrasya’nın merkezindeki müttefikine her zamankinden daha şiddetle ihtiyacı vardır. Türkiye ziyaretindeki görüşmelerde ve açıklamalarda bunlar açıkça görülür. ABD’de her başkan gibi, Beyaz Saray’a oturduktan sonra Ermeni ve Rum lobisi uğruna Türkiye’yi feda edemeyeceğini Obama da anlamıştır. Seçimden önce verdiği sözlerden onurlu bir şekilde sıyrılma çaresini Türkiye ziyaretinde kurguladığının resmi olmayan birçok izleri bulunmaktadır. Ancak benim endişem, 23 Nisan akşamındaki mutabakatla ilgili açıklamalar konusunda birçok şey belirsiz olduğu halde, Türkiye açısından Ermeni meselesinin “yeni bir tarzda” değil de her zamanki gibi günlük ihtiyaçlara cevap verecek, belki de önemli ölçüde karşı tarafın uzun vadeli, sistemli ve kararlı politikalarına hizmet edecek şekilde gündeme gelmesidir. Bölgede Batı lehine yeni bir dengeden kasıt, Türkiye-Ermenistan barışı ile Rusya’nın burada kalma gerekçesini yok etmek ise -ki bazı Rus gazeteleri bu endişelerini yazdılar- bunun uzağındayız. Bununla beraber, gerçek bir Kafkasya barışının Rusya’nın da çıkarına olacağına inanıyorum. Çünkü Rusya halen, sosyal, demografik, ekonomik vb. sorunlarını eski Sovyet coğrafyasında etnik çatışmaları kızıştırmak, enerji kaynaklarını koz olarak kullanmak ile aşabileceğini zannediyor. Bu politikalarla kısa dönemde sonuç alabilir, ancak uzun vadede güvenilmez Rusya imajı, çöküşü ve yok olmayı hızlandırır. Azerbaycan kamuoyu sınırların açılma söylemlerine ciddi bir tepki gösterdi. Türk basınının da savunduğu gibi bunun tamamen Rusya güdümünde bir girişim olduğu, dolayısıyla Azerbaycan’ın Türkiye’ye karşı Rusya kartını gösterdiği iddia edilebilir mi? Türkiye’nin Ermenistan’la gizli görüşmelerinin Azerbaycan’da yarattığı rahatsızlığı anlamak için çok sebep var. Öte yandan, “Yukarı Karabağ ve işgal altındaki diğer Azerbaycan toprakları, sadece Azerbaycan’ın sorunu olup, Türkiye’yi ilgilendirmez” görüşü, Türk dış politikası açısından intihar demektir. Bilfarz, bugün Bakü yönetimi işgal altındaki topraklardan vazgeçse bile, Türkiye buna şiddetle karşı çıkıp, işgalin hukukilik kazanmaması için başka yollar aramalıdır. Kafkasya’da iki asra yaklaşan anti-Türkizm stratejileri sadece Rusya’nın değil, fakat Rusya ile birlikte İngiltere, ABD ve İran ile birlikte Batılıların ortak, değişmez politikası olup bunun en büyük hedefi ve mağduru Türkiye’dir. Bugünkü Ermenistan ve Gürcistan haritaları bu politikaların sonucudur. Konunun önemini anlamak için Azerbaycan’da Türkiye’yi hedef alan mesajlardan sonra Rus ve Ermeni basınında sevinç çığlıklarıyla dopdolu ilgili açıklama ve yorumlara bakmak yeterli. Bununla beraber, Türkiye’nin bazı tartışılan çıkışları karşısında Ankara’yı sanki Ermenistan’ın hamisi olarak görüp Moskova’ya koşan Bakü yönetiminin çok iyi bilmesi gereken bir gerçek var: İşgal altındaki Azerbaycan toprakları aslında Ermenistan’dan çok Rusya’nın işgali altındadır. Rus baskısı ve desteği olmasaydı bu işgalin gerçekleşmesi ve bugüne kadar sürmesi imkansızdı. Buna karşı Sayın Aliyev’in Türkiye’ye hangi Rus kartını gösterdiğini çok iyi analiz etmesi gerek. Gerçi güvenilmez bir Batı ile işbirliğinin sonuç vermediğini gören Azeri yöneticilerin ülkenin bütünlüğü için mesela Kazakistan gibi Rusya’ya dönüşü düşünülebilir. Kazakistan’ın Kuzey Kazakistan’daki Rus iddialarını, Moskova’ya sonuna kadar sadakat politikaları ve başkentini Kuzey Kazakistan’a taşıması ile gündemden düşürdüğü bir gerçek. Ancak Azerbaycan’ın durumu çok farklı olup, Moskova’ya teslimiyet politikası, yahut mesela Rusya’nın önderliğindeki Kollektif Güvenlik Örgütü Anlaşması’na girmesi bugünü aratacak hale getirebilir. O halde Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in son tepkilerden sonra, Türkiye’nin istediğini yapmakta özgür olduğunu belirtmekle beraber Moskova’ya yakınlaşmasını da bu doğrultuda değerlendirebiliriz miyiz? Bazı odakların Azerbaycan kamuoyunu kışkırttığı da bir gerçek. Tıpkı Türkiye’de Türk dünyası ile işbirliğine karşı olan bir kesim olduğu gibi, Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetlerinde de her konuda Moskova istikametinden şaşmak istemeyen önemli ve güçlü lobiler var. Burada belirtmek gerekir ki Rusya ile işbirliğinde her ülkenin kendisine göre çıkarı bulunabilir, ancak bunu Türkiye ile ipleri koparmak şeklinde uygulamayı tartışıyoruz. Aliyev’in çıkışlarında, Moskova taraftarlarına yönelik idare-i maslahat kabilinden beyanlar da sözkonusudur. “Türkiye’nin istediğini yapmakta özgür olduğu” sözleri, özenle seçilmiş bir ifadedir. Bana göre bunun diplomatik anlamı, “Azerbaycan da istediğini yapmakta özgürdür”. Doğalgaza zam yapmak, Türkiye’ye yönelik yatırımları engellemek, işbirliği alanlarını daraltmak gibi... Eğer bu açıklamalar bir blöf değilse Türkiye bundan çok zarar görecektir. Ancak Azerbaycan’ın zararının daha fazla olacağı da kesindir. Türkiye-Ermenistan görüşmelerindeki Azerbaycan aleyhine olan kararları hiçbir zaman kabul edemeyiz. Ancak gizli tutulan görüşme zabıtlarının bir nüshasını Ermenistan’dan alarak Moskova’da Sayın Aliyev’e veren, böylece Ankara’nın ne kadar güvenilmez olduğunu ispatlayan Rus yöneticilerin güvenilir ve dost olduğu anlamını çıkarmak için çok saf olmak gerekmez mi? Hocam bütün bunlara ek olarak bir de enerji meselesi var. Sınırların muhtemel açılması durumunda enerji hatları ve bölgesel projelerin geleceği hakkında ne gibi değişiklikler olacaktır? Sınırların muhtemel açılmasıyla -ki bu ihtimali zayıf görüyorum- enerji hatları ve mesela Nabucco gibi diğer bölgesel projelerde büyük değişiklik olacağını zannetmiyorum. Çünkü mesela Bakü-Tiflis-Ceylan, sadece Türkiye-Azerbaycan projesi olmayıp, birçok ülkenin ortak olduğu ve bundan en fazla Azerbaycan’ın istifade ettiği, gerçekleşmiş, başarı ile işleyen bir projedir. Ermenistan ile sınırları açık olan, bu ülkenin dünya ile bağlantısını sağlayan Gürcistan ve İran ile Azerbaycan’ın ilişkileri devam etmektedir. BTC’nin kilit ülkesi Gürcistan’ın Ermenistan ile olan ilişkileri Azerbaycan açısından problem teşkil etmediği halde Türkiye’nin girişimlerine karşı verdiği tepki, günü kurtarma, kamuoyunu sakinleştirme ağırlıklıdır. Ancak bundan Türkiye’nin ilişkilerinin etkilenmeyeceğini düşünmek de fazla iyimserlik olur. Açılan sınırlar sonucu, kurulan ilişkiler sayesinde Yukarı Karabağ sorununun daha kolay çözüleceğini düşünmek ise çok çok fazla iyimserliktir. Ancak normalleşme sürecinde mesela işgal altındaki topraklardan çekilmeye paralel şekilde, aşamalı olarak sınır kapısının açılması bölgeye barış getirir. Ancak Ermenistan devlet başkanı böyle bir konunun son mutabakat açıklamasında görüşülmediğini söylüyor ve böylece bütün yolları kapatıyor. Türk basınında en çok tartışılan bir mesele de Azerbaycan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaması. Azerbaycan KKTC’yi neden tanımadı? Bu konuda uluslararası hukuka göre Karabağ davasını zora sokacak bir yaptırım mı bulunuyor? Kuzey Kıbrıs’ın tanınmaması meselesini, Azerbaycan ile ilişkilerin dışında ele almak gerekiyor. Çünkü bu konu Türk Dış Politikası’nın ucubelerinden biri olmaya devam ediyor. Bilindiği gibi KKTC ilan edildiği zaman Pakistan tanımak için hazırlıklara başladığı halde Türkiye, henüz zamanının gelmediği gerekçesiyle dost ülkeyi bundan vazgeçirmişti. KKTC, Türkiye dışında bir ülke tarafından tanınacaksa bunu önce Azerbaycan’dan beklemememiz lazım. Mesela Kosova’yı ilk tanıyan ülke Kosta Rika oldu. Yapılacak diplomatik girişimlerle önce ilgisiz ve uzak ülkeler tanıdıktan sonra, Türk ve İslam ülkeleri zaman içinde bu yola girecektir. Ancak bu konuda Türkiye’nin iradesi ve politikasının bulunması gerekmektedir. Konunun KKTC-Dağlık Karabağ korelasyonuna, ancak Kıbrıs meselesini bilmeyenler inanır. Bununla beraber, diplomaside karşı tarafı sıkıştırmak için hiçbir fırsat veya sembol kaçırılmaz. KKTC’nin Kıbrıs’tan koptuğunu öne sürenler, Yukarı Karabağ’ın da Azerbaycan’dan kopması gerektiği tezini savunabilirler. Halbuki Türk ve Rum toplumunun birlikte kurdukları Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlar Sampson darbesi ile yıkarak Türk varlığına karşı katliama başladıktan sonra Barış Hareketi yapıldı ve KKTC’nin kuruluş sürecine girildi. Bütün bunlarla beraber, Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıması, Yukarı Karabağ meselesinde kendisini Uluslararası Hukuk’a göre zor durumda bırakmaz. Çünkü bu konuda ne yazık ki Uluslararası Hukuk yoktur. Eğer böyle bir hukuk olsaydı, tıpkı Irak’ı Kuveyt’ten birkaç ayda çıkardığı gibi, Ermenistan’ı en azından Yukarı Karabağ dışındaki bölgelerden çoktan çıkarması gerekirdi. Sizce Türkiye’nin yeni dönem Ermenistan ilişkilerinde sözde soykırım iddiaları, Kars antlaşmasının Ermenistan tarafından tanınmaması ve ASALA operasyonları gibi konular göz önünde bulundurulmalı mı? Öncelikle sadece savunmacı politikalardan vazgeçilmesi, Ermenistan ve Ermenilerin yakın ve uzak dönemde işledikleri vahşet, soykırım ve tecavüzlerin her fırsatta anlatılması gerekir. Türkiye’nin bu alanda önünde, 20 yıl öncesine göre oldukça zengin materyal bulunduğu halde, bunlar resmi ilişkilerde kullanılmıyor. Mesela Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovanes Kacaznuni’nin 1925’te Bükreş’te “Ermeni meselesi” ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında kendi imzasını taşıyan 128 sayfalık raporu İTO, kitap halinde birçok dilde yayınladı. Bunun birer nüshası, başta Obama olmak üzere konuyla ilgili her seviyedeki yabancılara verilmeli. Bu rapor fanatik Ermeniler ile onlara destek veren ülkelerin iddialarını çürütmeye yeter. Bunun gibi Osmanlı arşivleri dışında ABD, Rusya, Fransa gibi ülke arşivlerinden edinilen, önemli bir kısmı TTK tarafından yayınlanmış yüzlerce materyal var. Kaliforniya’daki Taşnak arşivinin açılmasını isteyen, bunun için gerekirse 10-20 milyon dolar vermeye hazır olduğunu söyleyen TTK başkanının bu çıkışı adeta bastırıldı ve başkan görevden alındı. Sadece Taşnak arşivi boyutunun dahi her fırsatta gündeme getirilmesi önemli yumuşamalara sebep olacaktır. Sorunun diğer tarafı ise, işgal altındaki topraklar boşaltıldıktan sonra, karşılıklı al-ver ile, Kars Antlaşması’nın tanınması sonraya bırakılarak sınır açılabilir. Suriye, Hatay üzerindeki iddialardan yıllarca vazgeçmediği halde diplomatik ilişkiler devam etti ve zamanı gelince iddialar gündemden kalktı. Bununla beraber, soykırım yalanlarının diyaspora Ermeni kimliğini hayatta tutan en büyük etken olduğu gerçeği de bilinmektedir. Ancak Türkiye, burada yol haritasını iyi ve kararlı hazırlamalı, karşılıksız hiçbir adım atmamalıdır. Hava koridorunun karşılıksız açılması büyük hatadır. Türkiye’de çalışan, bir tespite göre 40 binden fazla Ermenistan vatandaşına göz yummak yasalara aykırı olduğu gibi, bu tavizler Ermenistan açısından can suyu mesabesindedir. Çünkü ekonomik bakımdan büyük sıkıntı yaşayan halkını, yöneticiler bu tavizlerle oyalamaktadır. Geçen yıl Ermenistan başbakanının belirttiği gibi “biraz daha dayanalım, Türkiye bütün isteklerimizi eninde sonunda kabul edecektir” mesajlarına zemin verilmektedir. Yapılan iyi niyet çıkışları, tam tersi sonuç vermekte, her bir zeytin dalından sonra zeytin küpü beklenmektedir. Türk Dışişleri Bakanlığı sitesinde ASALA ile Taşnak ve Hınçak komitelerinin katliam ve tecavüzleri ile en son mesela Hocalı katliamı ile ilgili açıklama bulunmaması büyük eksiklik. Bununla beraber; ilişkiler ilerledikçe, Ermenistan bu konudaki iddia ve propagandaları en azından resmi düzeyde sonlandırdıkça Türkiye de bu tür yayın ve faaliyetlerini azaltabilir. Ancak iddialardan vazgeçmek, ilişkilerin kurulmasında temel şart olmayabilir. Hocam bu temel meselelerde nasıl davranmamız gerektiğini açıkça ifade ettiniz. Peki bölgesel güç olarak Türkiye’nin, özellikle doğudaki ekonomik kalkınma ve Karabağ meselesinin çözümü ile ilgili hangi açılımlarda bulunması gerekmekte? Türkiye bölgesel güç olarak, gücüne, tarihine ve halkına güvenmeli, inanmalı, dayanmalıdır. 1980’lere kadar, ASALA iddialarına karşı, diplomatik ve akademik seviyede “biz cumhuriyetiz, onlar Osmanlı’da kaldı” şeklinde cevaplara şahit olduk. Bugün arşivlerin açılması, bu alanda gerçekleri araştıran ve bilen akademi ordusunun ortaya çıkmasını büyük ölçüde bu saldırılara borçluyuz. Ermenistan yönetimi ve diyaspora her fırsatta halkına dayanmakta, propaganda ve yayın faaliyetlerini olabildiğince geniş tutmakta ve yalanlarla kitleleri besleyebilmektedir. Yalan ve iftiralara dayanan bu gayretlere karşın Türkiye’nin gerçekleri anlatmak ve savunmak konusunda büyük zaafı bulunmaktadır. “Zamanı değil”, “yapıcı politikalar uygulamak lazım” gibi gerekçeler, çok şey kaybetmemize sebep olmuştur. Öte yandan, genel olarak tarih ve Osmanlı konusundaki cehalet, önemli ölçüde Ermeni meselesinde halen devam etmektedir. Konuyla ilgili üniversite ve lise seviyesindeki öğrencileri aydınlatmak amacıyla dersler gözden geçirilmeli, toplumun geniş kesimlerini bilgilendirmek üzere düzenli ve sürekli programlar oluşturulmalıdır. Çağdaş dış politika araçları diplomasi ve propagandayı ekonomik gücüyle de desteklemesi için Türkiye’nin imkanları Ermenistan’dan ve diyaspora Ermenilerinden çok daha fazladır. BTC boru hattı, Nabucco Projesi, Yeni İpek Yolu gibi projelere giremeyen Ermenistan yönetimi zor durumda kalmıştır. Çözüme yanaşmayan ve zor durumda kalan tarafa taviz politikası, tarihi hezimeti getirir. Bölgesel güç olarak Türkiye, orta büyüklükteki vilayeti çapında devletlerin diplomasi ve propagandaları altında ezilmemelidir. Büyük ve güçlü devletin büyüklüğü ve gücü bu alanda da görülmelidir. Kafkasya’da bugünkü Ermenistan haritasını 100 sene önce hayal etmek mümkün değildi. 100 sene sonrası için Jevahati, Karabağ, Nahcivan yanında Iğdır, Kars ve diğer bölgelerle ilgili Ermeni projelerine gülüp geçenlerin bilgi veya muhakeme problemleri vardır. Çözüm konusunda baskı altına alınan Türkiye, aynı baskının mutlaka diğer taraflara da yönlendirilmesini istemeli, aksi takdirde bunu kararlı bir şekilde reddetmelidir. Uzun vadeli sorunlara karşı, milli mutabakat sağlanmalı, sorunlar kamuoyu ve muhalefetle işbirliği halinde ele alınmalı, gerekirse birlikte çözüm yoluna gidilmelidir. Günümüzde kamuoyu, aslında en büyük güç olup, bu güç kullanıldığı nispette yönetimler iç ve dış politikada başarılı olabilmektedir. Değerli yorumları için Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı sayın Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya hocamıza teşekkür ederiz. Büyük açılımlar için geç kalmadan herkesin üzerine düşeni layıkıyla yerine getirmesi, en ufak bir girişimin bile ülke kaderi için farklı sonuçlar doğurabileceğinin farkında olması gerekmektedir. Mehmet Fatih ÖZTARSU - Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya / Haber 7 |
|||
|
04-30-2009, 01:17 AM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
Sayın enculus,paylaşımınız için teşekkürler...
Türkiye'nin %60'ının düşüncelerini dile getirmiş hocamız...İbretle okuması gerekenler ise,geri dönüşü olmayan yollara sapmak üzereler.Umarım dış politikamızda akıl ve sağduyu üstün gelir... Çok sevdiğim ve daha önce de paylaştığım bir Azeri atasözü ile bağlayayım sözlerimi:"Mazine gülle atsan,istikbal seni topa tutar."(Yani "Sen geçmişine kurşun sıkarsan, geleceğin seni topa tutar") Adaleti besleyen düzen değildir;düzeni ortaya koyan,gün ışığına çıkaran adalettir... Albert Camus |
|||
|
05-02-2009, 05:12 PM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
Bu güzel konu başlığı aklıma meşum bir seri olayları getirdi. Sizlerle paylaşmak istedim.
Zeytin (Süleymanlı) Savaşları Maraş’ın batı kuzeyinde, Ceyhan nehri ile Göksun çayı arasında, sarp, dağlık ve ormanlık bir bölge vardır. Bu bölgenin güneyindeki dağların yüksekliği 1000 - 1200 metre ise de kuzeye gittikçe, Göksun kasabası güney doğusun da; yükseklik 2500 metreyi bulur. Daha kuzeyde Ceyhan nehrinin batısında Karakol Dağında 30l4 metre yükseklik göze çarpar. Bu dağlar, orta Torosların en doğu kısımlarını teşkil ederler. Bu yüksek dağlar, suyu bol ve şiddetli akışa malik bir çok derelerle kesildiği için arazisi çok girintili ve çıkıntılı bir haldedir. Yamaçlar dik ve dereler derindir. Dağların her tarafında bol miktarda zeytin ağacı mevcuttur. Bu sebeple bu bölgeye “Zeytin/Zeytun” denilmiştir. Bölgede bir kaç kasabadan başka pek az köy vardır. Bunlar da dağ köyüdür. Kasabaların halkını çoğunlukla Ermeniler teşkil ederdi. Köylüler hemen hemen tamamen Türktü. Birinci Dünya Savaşı ve İstiklâl Savaşı sıralarında Zeytin Çayı kenarında Kışla kasabası, Zeytin veya sonraki ismi ile Süleymanlı kazasının merkezi idi. Toros Dağları içinde bulunan bu bölge esasen Ermeni yurdu değildi. Bizanslılar doğudaki Ermeni Ani Krallığını yıktıktan sonra oradaki Ermenileri Sivas’a, Zeytin’e, Haçin’e göçe mecbur ettiler. Hınçak Komitesi için önemli bir faaliyet merkezi olan Zeytin’nin bütün tarihi isyanlarla geçmiştir. Bölgenin Osmanlı Türklerinin eline geçtiği 1545 yılından sorunun kökünden temizlendiği 27 Haziran 1921 tarihine kadar 16 büyük isyan çıkmıştır. Zeytin isyanları ve bunları bastırmak için yapılan hareketler şöyle özetlenebilir: I- 1780’de Maraş valisi Ömer Paşa, Zeytinlilerden vermeye mecbur oldukları belirli vergiyi ödemeleri için gerekli emirleri vermiş olmasına rağmen, halkı kışkırtan bazı çete başları öne düşerek vergi vermeyi kabul etmediler. Şurada burada fiili harekete başlayarak isyan ettiler. Yapılan nasihatlara rağmen isyan bir türlü yatıştırılamadı. Bunun üzerine vali Ömer Paşa, asileri başkalarına da ders olacak şekilde cezalandırmak üzere bizzat harekâta iştirak etti ise de paşanın şehit olması dolayısıyla harekât tavsamış, Zeytin’de yedi ay kuşatılmış olmasına rağmen hiçbir sonuç elde edilememiştir. II- 1782’de Ömer Paşa’dan sonra Maraş valisi olan Ali Paşa, tekrar Zeytin üzerine harekâta başlamış ise de Göredin mevkiinde yenilerek geri dönmek zorunda kalmıştır. III- 1808’de Maraş mutasarrıfı Kalender Paşa Zeytin’e harekâta başlamış, burayı dokuz ay kuşattıktan sonra Zeytinlileri amana getirmeyi başarmış, 6 kese vergi vermeyi kabul ettirmiştir. IV- 1819’da Çapanoğlu Celâl Mahmut Paşa, Halep’te ayaklanan Hülhüloğlu adında bir şeriri cezalandırdıktan sonra geriye dönerken Maraş’a gelmiş, Maraşlıların ricası üzerine isyan halinde olan Zeytinlilerin üzerine yürümüş isede bir sonuç elde edememiştir. V- 1829’da Kayseri valisi Köse Mehmet Paşa Zeytin asileri üzerine gönderildi ise de kalıcı bir başarı elde edememiştir. VI- 1832’de Beyazıt oğlu Süleyman Paşa Zeyin asileri üstüne yürümüş, Ermeniler arasına tefrika düşürerek onları yenmek istemiş ise de başarılı olamamıştır. VII- 1835’de Süleyman Paşa’nın yerine geçen Tosun Paşa 7 senedir ödenmeye vergi için bazı Ermenileri hapsetti. Zeytin Ermenileri de buna karşıkık bazı Maraş eşrâfını dağa kaldırdılar. İki tarafta tuttuklarını tahliye etmek suretiyle bir uyuşmaya varmak zorunda kalmışlardır. VIII- 1836’da Maraş’ta Topalyan isimli bir Ermeninin öldürülmesi ve Deli Keşiş Olayı IX- 1840’da Akçadağ Hareketi yapılmıştır. X- 1842’de Tecerli Türkmenleri ile çarpışmalar yapıldı. XI- 1852’de mutasarrıf İşkodralı Mustafa Paşa 150000 kuruşluk birikmiş vergi için Zeytinli Ermeniler üzerine yürüdü. XII- 1853’de Hovakim adında biri Zeytin’e gelerek eski kervansarayları saray haline sokuyor, kendisini vali ilan ediyor. Zeytin’in ileri gelen Ermenilerinden 4 şahsı İdare Meclisi Üyesi, bir papazı da hâkim yapıyor. Göredin Kalesini tamire kalkışıyor. İane toplamak üzere Rusya’ya giderken Erzurum’da yakalanıp tutuklanıyor. XIII- 1860’da Maraş valisi Hurşit Paşa da birikmiş vergi için Zeytili Ermeniler üzerine yürüdü ise de bir sonuç alamamıştır. IVX- 1861’de Haçin’den Zeytin’e Leon adında bir şahış geliyor. Zeytinli Ermenilere Fransız İmparatoru Üçüncü Napolyon’a verilmek üzere bir muhtıra hazırlatıyor. Bu muhtırada: “Bizim, Toros Dağları içinde yaşayan Ermenilerin 70000 silâh taşıyacak adamımız vardır. Bize kendi kendimizi idare etmek imtiyazının verilmesini istiyoruz. İmparator hazretlerinden bize istediğimiz serbestinin verilmesi ve başımıza vali olarak bir Ermeni atanması için Padişah nezdinde aracılıkta bulunulmasını istirham ediyoruz” deniliyordu. Leon bu muhtırayı Paris’e giderek İmparator Napolyon’a veriyor. O’da bu muhtırayı, Osmanlı Devleti’ne verilmek üzere İstanbul’daki Fransız sefirine gönderiyor. Tam bu sırada isyan eden Zeytin Ermenilerini yatıştırmak üzere Maraş mutasarrıfı Aziz Paşa görevlendiriliyor. Fransız büyükelçisi de aldığı emir üzerine Zeytinli Ermeniler lehine olarak Babıâli’ye başvuruyor. Bu müdahale sonunda, Zeytin üzerine yürüyen asker geri çevrilerek Aziz Paşa’da görevden alınıyor. Bu sorun nedeniyle Hükûmetçe bir inceleme hey’eti gönderiliyor. Bu hey’ete Ermeni patrikanesinden Hasköy vaizı Nerses Varjabedyan da katılıyor. Bu adam Adana’ya gelince, kendisine harcırah olarak verilmiş olan 100 Lirayı, Sis Katogigosu İkinci Gragos’dan piskoposluk rütbesi almak için sarf ediyor. Adana’lı Manuk Samurkaşyan aracılığıyla, Piskopos oluyor. Bundan sonra İstanbul’a dönen hey’ete katılarak geri dönüyor. Daha sonra konuyu araştırmak üzere Sadrazam Ali Paşa tarafından ikinci bir hey’et daha kuruluyor. Bu hey’ette Babâiliyi temsilen Şahin Bey, Patrikhaneyi temsilen Serkis Ağabekyan, Katolik Ermenileri temsilen Davut Efendi katılıyorlar. Hey’et Zeytin’e geliyor, araştırma ve inceleme yapıyor, sonuçta şikayeti gerektiren bir şey bulunmuyor. XV- 1865’de Salih Efendi adında birisi ilk defa Kaymakam olarak Zeytin’e atanıyor. Zeytin’de resmen hükümet otoritesini sağlıyor. Bundan rahatsız olan Ermeni İşhanları ayaklanıyor. Zeytin ishanları Maraş valisi Cevat Paşa tarafından İstanbul'a gönderiliyorlar. Patrik kendilerinin Edirne'de iskânlarını tavsiye ediyor ve sonra Ermeni büyüklerinden bazılarına delâletleri ve patrikin Ig-natieff'e müracaatı neticesinde İşhan unvanını taşıyan bu sergerderler müreffehen tekrar Zeytin'e iade olunuyorlar. XVI-1878 Osmanlı - Rus Harbi sıralarında Halep valisi Veysi Paşa Zeytin üstüne yürüyor. Zeytinlilerin sadakatlarını belli etmelerini istiyor. Gelen murahhas ile 12 kişi tevkif olunuyor. Bunun üzerine dağlarda dolaşan meşhur Zeytinli şaki Babik Paşa bunlara karşılık Zeytin'e inerek Kaymakamla beraber 22 kişiyi tuttukluyor ve kiliseye hapsediyor. Babik Paşa, Halep ve Maraş'ta tutuklu olan Ermeniler tahliye edilmedikçe tevkif ettiği Türkleri bırakmayacağını söylüyor. Bunun üzerine Kaymakam hükümete müracaat ederek Maraş'ta bulunan mevkuf Zevtinliler talıliye olunuyorlar. Zeytin'in bu devam etmekte olan isyan hareketlerini incelemek için 1879'da iradei seniye ile Mazhur Paşa ile Nuryan Efendi tahkikata memur ediliyorlar. Bundan sonra bunlara Halep İngiliz konsolosu ve Kilikya Katagigosu da katılıyor olunuyor. Gerekli tahkikat yapılıyor fakat yine Zeytinliler mazur görülüyor ve afolunuyorlar. Babik Paşa Zeytine belediye reisi yapıhyor. Maiyyetindekiler serbest bırakılıyorlar. Bu sırada askerler için Zeytin'de bir kışlanın temel atma merasimi yapılıyor. Sis Katagikosıı temel taşını koyarken Ermenilere hitaben bir konuşma yapıyor ve “bu kışla Iıakikatta sizin askerleriniz içindir, böyle biliniz” diyor. Hükümet memurları varken ilk temel taşını koymağa müsaade edilen Katagigos Efendi, korkmadan ve çekinmeden yine Osmanlı memurları huzurunda, böyle küstahça konuşmak cesaretini elbette ki Osmanlı Devletinin idarî teşkilâtından, ve aczinden almıştır. Bu küstah adama bu cesareti veren bu devletin başına elbetteki daha çok şeylerin geleceği malumdu ve gelmiştir de. XVII- Zeytin’de Hınçakların çıkardığı en büyük isyan 1895 yılında olmuştur. 16 Eylül 1895’de Zeytin elebaşılarının önder olduğu 100 kişilik bir Ermeni heyeti Karanlık dere mevkiinde yeni bir isyan çıkarmak için toplanıyorlar ve bu isyanın 30 Eylül’de başlamasını, İstanbul’da yapılması düşünülen Bâbıâlî baskını ile aynı günde başlamasına karar veriyorlar. Bu karar üzerine isyan başlıyor. Telgraf telleri kesiliyor. İki bini silâhsız, dört bini silâhlı Zeytinli saldırıya başlıyorlar. Kaza merkezinde bulunan kışla ve Hükümet Konağı sarılıyor. Kaymakam ve 50 subay ve 600 er esir ediliyor. Esirler sonradan Zeytinli kadınlar tarafından öldürülüyorlar. Komutan Remzi Paşa taarruz için kuvvet istiyor. Fakat paşa kuvvet istediği için değiştiriliyor. Yerine Edhem Paşa geliyor. Bu da kuvvete ihtiyaç gösteriyor. Asiler son sistem silâhla mücehhez bulunuyorlar. Göksun’da bulunan Türk kuvvetleri de taarruza geçiyorlar ve asileri, Zeytine sığınmağa mecbur ediyorlar. Zeytin muhasara olunuyor. Tam netice alınacağı sırada İstanbul'daki sefirler. Zeytin Ermenileri hakkında hükümete arabuluculuk teklifinde bulunuyorlar. Saray tarafından verilen karar üzerine bu aracılık kabul olunuyor ve hareket durduruluyor. Elçiler Halep'teki konsoloslarını müzakereye memur ediyorlar. Altı devletin konsolosları 1 Ocak l896'da Zeytin'e geliyorlar. 28 Ocak'da Zeytin asileriyle anlaşma yapılıyor. Anlaşmanın şartları şöyledir: 1. Zeytinliler kendilerine gelmiş olan Hıncak reislerini kayıtsız şartsız Osmanlı Hükümetine teslim etmeyi reddederler. 2. Bu elebaşılar Osmanlı toprağını terk edeceklerdir. Bâbıâlî'de altı hükümetin İstanbul'daki temsilcilerine, elebaşılara gereken . hürmet gösterileceğini, sağ ve salim olarak Avrupa'ya kadar hareketlerinin ve masraflarının kendileri tararından karşılanacağını taahhüt edecektir. 3- Elçiler konsolosları vasıtasıyla bu 6 elebaşı hakkında ikinci maddenin hakkıyla tatbikini taahhüt edeceklerdir. 4-Yalnız Zeytinliler hakkında değil, oraya sığınmış köylüler, yolcular, Ermeni çeteleri hakkında da tam ve kat’î genel bir af ilân edilecektır. 5- Avrupa hükümetlerinin tasvip ve muvafakatiyle Zeytin için bir Vali intihap olunacaktır. 6- Zeytin'in inzibat memurları, askerleri, hükümet memurları Zeytinlilerden olacaktır. 7- Zeytinliler geçmiş yılların vergi borçlarını ödemeyeceklerdir. 5 sene için de vergiden muaf tutulacaklardır. 8- Vergi herkesin kudretine göre alınacaktır. 9- Zeytinlilerin hayatı, malı, şerefi ve din serbestisi Avrupa Hükümetleri tarafından temın edilecektir. 10- Zeytin'e iltica etmiş bulunan bütün Ermeni köylülerinin Türkiyenin çeşitli yerlerinden gelerek orada toplanmış bulunan bütün çetelerin salimen yerlerine geri dönmelerini konsoloslar bizzat murakabe edeceklerdir. 11- Zeytinlilerin kışladan almış oldukları harb silâhları, (Martinler ve iki top ancak şu şartlarla hükümete iade olunacaktır. Hükümet Zeytin’in etrafındaki köylerde Türk ve Çerkeslerin elinde bulunan aynı cinsten silâhları toplayacak, ancak, Zeytinli Ermenilere ait silâhlar onlara bırakılacaktır. 12- Zeytinliler yaktıkları kışlayı onarmayacak, bunu hükümet yapacaktır. 13- Osmanlı askerleri Zeytin’den çıkacak, yalnız bir bölük kalacaktır. Bu bölüğün Zeytinlileriin işlerine karışmayacak, asayişin sağlanmasına kalkışmıyacaktır. 14- Müzakerede bulunan konsoloslar bu şartlar yerine getirilmeden önce Zeytin’den ayrılmayacaklardır. 15- Avrupa devletleri Maraş’ta da konsolosluklar tesis edeceklerdir. Bunların görevleri Zeytin’nin yeni idaresini kontrol etmektir. Görülüyorki Hükümete isyan eden, ve devamlı eşkiyalık yapan bu bir avuç Ermeni Avrupa Devletlerinin müdahalesiyle her yerde haklı çıkarılarak bütün isteklerini Osmanlı devletine kabul ettirmişlerdir. Bu antlaşma şartları Osmanlı devleti için çok acıdır. Bir avuç Ermeni bütün istediklerini yaptırdıkları için Osmanlı Hükümeti namına utandırıcı bir sonuçtur. Yüzlerce yıl Osmanlı Hükümetini gailelere sokan bu şımarık Ermeniler, nihayet İstklâl savaşında da milleti en kritik zamanda geriden vurmak istemek gibi bir ihanete bulunduğundan akıbetlerinin sonuna gelmişlerdir. Zeytin asilerine yardım için Hınçaklılar İstanbulda büyük miktarda iane toplamışlar ve hatta Londra’ya da Nazarbeycan ile karısını göndermişlerdir. Bununla beraber toplanan bu paraların pek azının Zeytin’e gönderildiği, büyük bir kısmınında kendilerinde alıkonulmuş olduğu sonradan anlaşılmıştır. XVIII- Birinci Dünya Harbinin başında, Ermeni komitecileri, Türkiye'yi yıkmak için, aşağıdaki işlerin yapılmasını karar altına aldılar ve devamlı olarak bu kararların tatbikini büyük bir dikkatle takip ettiler. 1-Takım takım, silâh ve cephanelerle askerden kaçmak, 2-İsyanlar çıkarmak, propaganda hatta tethiş yapmak suretiyle aile ve köylerini muhafaza için. Türk askerlerinin cepheden köylerine kaçmalarını sağlamak. 3-Seferberlik, askeri tertipier ve ulaştırma işlerini güçleştirmek: Asker, erzak ve mühimmat kafilelerini vurmak. 4-Ruslar sının geçer germez silâha sarılarak Türk Ordusunu geriden vurmak ve iki ateş arasında bulundurmaktır. 5-Türk Ordusundan alman silâhlarla kaçarak gönüllü sıfatiyle Rus Ordusuna katılmak. 6-Türk köylerini yakmak. 7-İtilâf devletleri hesabına casusluk yapmak. 8-Türklerin moralini bozmak, askerden kaçırtmak için propaganda yapmak. Bunlar üzerinde esaslı çalışarak seferberlikle beraber bu hareketler de başlamış bulunuyordu. Bu sıralarda ilk isyan yine Zeytin'de çıktı. Zeytin Ermenileri, seferberliğin ilânı üzerine daha 17 ağustos 1914'de askerî hizmete karşılık, komutan ve subaylan kendileri tarafından tayin edilmek üzere müstakil bir Ermeni alayı kurulmasını istediler. Bu istekleri hükümetçe reddedildi. Ermeniler Zeytin merkezinde kendi aralannda toplanarak seferberliğe icabet etmemeye karar verdiler. Hınçak komitesi başkanı Çakır oğlu Potos'un komutanlığı altında Zeytin İhtilâlci Alayı adi ile bir alay kurarak silâhlariyle dağlara çıktılar. Birinci Dünya Savaşının başında Büyük Britanya Mısır Umum Kumandanı General Maxwell, bağlı bulunduğu Ofise çektiği 4 Aralık 1914 tarihli telgrafında, “İskenderun Körfezi’ne bir çıkarma yapacak olursak, eminim ki, İskenderun havalisindeki Ermeniler derhal bize katılacaklardır. Ermeniler iyi dövüşürler; yalnız onlara silâh ve cephane vermek lâzımdır” demişti. 1915 yılı ilkbaharında Arap ihtilaline paralel olarak Ermeni isyanı oldu. Fakat Ermeni isyanı, Arap ihtilali gibi, düşüncede ve kuramda kalmadı. Ermeniler, İngilizlerin İskenderun körfezine çıkmalarını, Rusların İskenderun körfezine doğru ilerlemelerini beklemediler. İsyan ettiler. 3 Şubat 1915’de Adana sahiline çıkmaya teşebbüs eden altmış kadar düşman askerine, askerlerimiz tarafından ateş edildiği sırada, ordumuzun iki Ermeni askeri avcı siperlerinden çıkıp düşmana doğru koşmuşlar ve teslim olmuşlardı. Bunun üzerine 4 ncü Ordu Kumandanlığı, birliklerdeki bütün Ermeni erlerin savaşa katılmayan askeri örgütlere (Amele Taburları) verilmesini emretti. 4 ncü Ordu mıntıkasının kuzey havalisinde, ilk defa, Zeytin’de isyan hareketleri yüz gösterdi. Zeytin Ermeni isyanları tarihinde önemli yer tutar. Zeytin’de Ermeniler, jandarmayı görev yaparken tahkir etmek ve dövmek, köylerden askerlik için celbedilen Ermeni acemi erlerini jandarmanın elinden zor kullanarak almak, jandarmanın silâhını gasp etmek, telgraf hatlarını kesmek, 11 Mart 1915’de Zeytin’deki seyyar jandarma kıtalarına Maraş’tan gönderilen cephaneyi karşılamak üzere çıkarılan jandarma kıtasına yolda pusu kurup taarruz etmek, hükümet dairesini basarak jandarmalara ait silâhları zorla almaya teşebbüs etmek gibi hareketlerden sonra, Zeytin’in Teke Mahallesindeki evleri ve manastırları tahkim ve jandarma, asker ve ahaliye taarruz ederek isyan ettiler. 2 Nisan 1915’de 4 ncü Ordu Kumandanı çarpışmalar sırasında Türk ahalinin hiçbir vesile ile işe karışmasını ve herhangi bir aşırılığa meydan verilmemesini, ayaklanmaya katılmayan Ermeni ahalinin korunmasını ve incinmemelerinin sağlanmasını emir ve tamim etti ve bir beyanname neşretti: “Ahalinin içi rahat olsun: Ahali, askere yardım için bile işlere müdahale edemez. Müslüman ahaliden Ermenilere ilişenlere eşkiya muamelesi yapılacaktır.” Zeytin’de isyan bastırıldı. Eşkiyadan 37 ölü, epey yaralı oldu. Asker ve jandarmadan 9 şehit, 36 yaralı oldu. Ermenilerden kaçanlar döndüler. Maraş’ta ve başka yerlerde bu tepelemenin etkileri görüldü. Bir günde 300 kaçak teslim oldu. Cemal Paşa 26 Mart’ta Dahiliye Nezareti’ne yazdı: “Asiler tepelendi. Zeytin’deki Ermenilerin, üçte ikisini, Müslümanı çok ve ovalık yerlere nakledelim ve oralarda tarlalar verelim.” İlk kafile Konya’ya sevk olundu. Dahiliye Nezareti, Ermenilerin Konya’ya sevk ve orada toplu olmalarını uyğun görmedi. İskenderun, Dörtyol, Adana, Haçin, Zeytin, Sis gibi yerlerden çıkarılmasına lüzum görülenlerin Halep güneydoğusuyla Zor ve Urfa taraflarına gönderilmesini bildirdi. Başkomutanlık Vekâleti Van’da, Sivas’ta çeteler görüldüğünden, yola getirilmekte olduklarını ancak, uyanık bulunulmasını 23 Nisan 1915’de; Hinçak, Taşnak, Dempali komitelerinden başlıca kişilerin tevkif ve zarar vermeyecekleri yerlere sürülmelerini ve kap eden yerlerde silâh toplamnasını 26 Nisan 1915’de emretti. 30 Nisan 1915’de 6 ncı Ordu mıntıkasının kuzey bölgelerinde şüphe olunan yerlerde silâh ve patlayıcı maddeler aranmasına başlandı. Birçok silâh, cephane, bomba ve belgeler ele geçirildi. Ceyhan demiryol köprüsünün yakınındaki bir evde 50 kilo dinamit bulundu. Temmuz başında Zeytin eşkıyası Maraş Livasının Fındıkçı köyüne gelmişler, civar köylerden kendilerine katılan Ermenilerle birlikte 400 kadar silâhlı bir kuvvet toplamışlar; civar Müslüman köylerine taarruz ederek 10’dan fazla müslümanı şehit etmişler ve birçok Müslüman evini yakmışlardır. Jandarmadan da epeyce kayıplar olmuştu. Çıkan çatışmada eşkıya yola getirildi ve köy yandı. Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin son isyanı nedeniyle yapılan çarpışmalarda Zeytin kasabası tamemen yanmış ve Zeytin Ermenileri göçe tabi tutulmuş idi. Mütarekeden sonra 1500 nüfustan ibaret olan Zeytin Ermenileri, İngilizler tarafından Zeytin’e getirilmiş ise de kasabada bina olmadığından kışla binasına yerleştirilmişlerdi. Ermeniler, bu kışlayı ve civardaki 25 kadar binayı bekiterek, esasen silâhlı olarak geldiklerinden, sözde kendilerini korumağa başladılar. Bu maksatla Hükümet tarafından hem Ermenileri korumak ve hem de Ermeni tecavüzlerine meydan vermemek gayesiyle kışlanın 5 - 6 Km. kadar doğusundaki Ziyaret Tepesi’ne bir müfreze yerleştirildi. Bu suretle ilk zamanlarda bölgede asayişin sağlanmasına çalışıldı. Ermeniler de kışlada kendi aralarında seçtikleri 12 kişilik bir idare hey’eti ile kendi kendilerini idare etmeye başladılar. Bu dağlık bölgede bu Ermeni grubu adeta özgürlük içinde yaşıyorlardı. Kendilerinden silâhların teslimi istendi ise de asla yanaşmadılar. Fransızlardan cesaret alan bu Ermeniler de ayaklanmaya ve asayişi bozmağa başladılar. Fırhıs Nahiye Müdürü ile ileri gelen bir kaç Türk’ü bağlayıp kışlaya hapsettiler. Bir kaç Jandarmanın silâhlarını dahi almağa cür’et ettiler. Bu Zeytin isyanı Birinci Dünya Harbinin sonunda tekrar başlamış ve İstiklâl Harbi sırasında de üç sene sürmüştür. 5 Mart 1920 günü Zeytin (Süleymanlı) Kaymakamı, kasabanın 7 Km. doğusunda Beşer köyüne geldi. Kaymakam tarafsız bölgeye tarafsız bir kaç Ermeni getirerek Jandarmanın silâhları ile Nahiye Müdürü ve arkadaşlarının teslimini ve yıktıkları şehitlere ait kabirlerin tamirini istemiş ve 24 saat zarfında yanıt verilmesini hatırlatmıştı. Verilen mühletin bitmiş. olmasına rağmen, Ermenilerin olur yanıtı gelmediği gibi Türk ve Ermeni devriyeleri birbirleriyle karşılaştığında ateş açtılar. Bu suretle de Zeytin’de çarpışma başlamış oldu. Ermeniler bununla da kalmıyarak Beşen köyü istikâmetinde harekete geçtiler. Beşen’de bulunan Kuvayı Milliye ile çarpışmaya başladılar. Ermeniler bir süre sonra Zeytin’e çekildiklerinden çarpışma geçici olarak kesilmiş oldu. Nahiye Müdürünün Ermeniler tarafındar tevkifi üzerine Nahiye Müdürüne vekâlet ifa etmek üzere 8 Mart 1920 günü Maraş’tan bir jandarma çavuşu ve bir kaç Jandarma Fırnıs’a gönderilmişti. Durum yakından izlenmek üzere de Zeytin jandarma komutanı Çardak mevkiinden yola çıkarılarak Ermenilerle temas ederek lâzım gelen nasihatlarda bulunması emredildi. Ermenilerin Türk köylerine taarruzu karşısında; Alişar, Kabaktepe, Kertin ve Sarıgüzen ahalisinden bazıları köylerini savunmak için silâh ve cephane almak üzere Elbistan’a gitmişler ve kısmen Elbistan kısmen de Sivas’tan yeter derecede silâh ve cephane almışlardı. Görülüyor ki bu durum karşisında halk, vatan ve namuslarını savunmak için harekete geçmiş bulunuyordu. 3 ncü Kolordu Komutanlığı «Zeytin’de islâmlarla Ermeniler arasında meydana geldiği haber alınan olayın yerinde doğru bir surette soruşturulması için Elbistan kazasından bir jandarma subayının gönderilerek soruşturma yaptırılmasını» Maraş’ta 9 ncu Tümen Kumandanından ve Maraş Mutasarrıflığından rica ediyordu. Maraş Mutasarrıfının 30 Mart 1920 de 3 ncü Kolorduya verdiği raporda «Zeytin’e gönderilen nasihat Hey’eti döndü. Gerek bunun verdiği bilgiye, gerek oradaki Ermeni ileri gelenlerinin beyanlarına göre , Zeytinliler hukûmet yönetiminden memnun olduklarını bildiriyorlar. Hükûmet emrine itaattan başka bir fikirleri olmadığını söylüyorlar. İngilizlerin vesikayla verdikleri silâhlardan başka silâhları olmayıp bunu da vahşi hayvanların korkusundan elde bulundurdukları anlaşılmış olup; bundan ötürü şimdilik sükûnetin tamamen korunması ile gerek islâm ahali gerek Hiristiyanlar tarafından birbirlerine tecavüz etmelerine meydan verilmemesi lüzumu Zeytin Kaymakamlığına ve Fırnis Müdüriyetine bildirilmiştir” deniyordu. Fakat Ermenilerin Zeytin kasabasındaki sağlam yapılı taş bina olan askerî kışlaya yerleşmiş ve burayı kısmen berkitmiş olduklarından bu binadan çıkarılması, köy ve evlenne da icap ediyordu. Bu barış çabaları devam ederken 15 Mart 1920 tarihinde İstanbul’daki Millî Savunma Bakanlığından Sivas’taki 3 ncü Kolordu Komutanlığına şu emir verilmişti : (Özet olarak) «3 ncü Kolordu’nun Zeytin Ermenileri ile meydana gelen durum hakkında verdiği bilgi, Ermenilerle müslüman halk arasında sonuçları şüpheli bazı mühim olayların meydana gelebilmesine müsait gibi görünüyor. Bu olaylar, Ermenilerin tahriki ile olsa dahi, sulh sonuçları üzerinde fena etki yapabilir. Bu nedenle Zeytin olaylarının daha başka vak’alar doğurmasına engel olunmasını ve sükûn ve asayişin korunmasını vatan menfaati bakımından çok luzumlu görüyorum. Durumun imkan oranında idare edilmesini». Ayrıca Kolordunun 25 Nisan 1920 tarihli raporunda da «Ermenilerin Osmanlı Bayrağı altında Hükûmete sadık kalacaklarını ve kendilerinin her suretle korunmasını istediklerini ve ufak bir müfrezenin Zeytin’de (Süleymanlı) bulundurulmasının kararlaştırıldığı» yazıyordu. Hemen hiç bir yönle irtibatı olmıyan bu dağlık bölgede Hükûmetin ve kıt’a komutanlarının aldıkları ciddî önlemler karşısında boyun eğmek zorunluluğunda kalan Zeytin Ermenileri, bu müfrezenin kasaba dahilinde bulundurulmasına razı oldular. Zeytin Ermenileri hakkında 2 nci Kolordu Komutanlığının Genel Kurmay Başkanlığına verdiği 21 Mayıs 1921 tarihli raporun özeti şöyle idi : «30 Mart 1920 tarihinde Kurmay Binbaşı İsmail Hakkı (Tuğgeneral Berkok) Zeytin’e gönderilerek durum tetkik ettirildi. Zeytin civarı bağ ve kereste bakımından çok zengin olduğu cihetle mülk sahipleri bugünkü durumda memnuniyetsizlik göstermekte olduğundan asayişin sağlanması halinde kışlayı terkederek eski kasabalarını ihya etmeyi düşünmektedirler. Aralarında şekavete (kutsuzluk) ve isyana taraftar olanlar azınlıkta kalmaktadır. Zeytin Ermenileri, ister kışlada ister kasabalarında bulunsun bugün veya yarın bölgenin asayişi bakımından zararlı oldukları kanaatindeyim. Kendilerine itidal derecesinde gerekli nasihatlar verdirildi ve silâhlarının teslimi istendi ise de kabul edilmedi. Bir kısım Ermenilerin de göç etmekte serbest bırakıldığı takdirde bölgeyi terkedecekleri zannolunmaktadır. Bu Ermenilerin, gelecekte Haçin gibi bir olaya meydan vereceklerini zannediyorum.» 23 Mayıs 1921’de Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak imzası ile 2 nci Kolorduya yazılan emirde de «Zeytin kış’lasının boşaltılmasıyle “İbrahim Uşağı” aşiretinin kışlaya yerleştirilmesi ve Ermenilerin silâhları alınarak şimıdilik, civarda oturmalarına müsaade edilmesi uygundur. Bu meselenin silâhla karşılık görmesi ihtimali kartşısında gerekli önlemlerin alınması» deniliyordu. Zeytin Ermenilerine silâhlarını bırakmaları ve kışlayı boşaltmaları Kaza Kaymakamı ve Jandarma Komutanı tarafından bildirildi. Maraş’a bir hey’et gönderip isteklerini oıada söyleyeceklerini bildirmeleri üzerine Maraş’a bir Ermeni hey’eti gitti. Maraş’a giden Ermeni Hey’eti ile birlikte 25 nci Piyade Alayı (2 Taburlu), bir dağ topçu takımı, Tümen istihkâm bölüğü 25 Haziran 1921 günü akşamı Hükûmetin kararını uygulamak ve emri yerine getirmek üzere Maraş’tan Zeytin’e yola çıkarıldı. Kozan mıntıkasında olup da Maraş’ın 20 km. batısındaki Döngel (Yenicekale) ye getirilmiş olan 9 ncu Tümen hücum taburu da Maraş - Göksun yarı yolunda Suçatı mevkiine yola çıkarılmış olup 26 Haziran 1921 akşamı buraya varması beklenmekte idi. Ayrıca depo alayından 2 tabur da bir kudretli dağ topu ile takviye edilerek Kozan’dan yola çıkarıldı. 27 Haziran 1921 günü akşamı bu kıt’alar Zeytin’de emredilen yerlerde bulunacaklardı. Ermenilerin icabında silâhla karşılık verecekleri bilindiğinden ve Türk köylerine dahi baskın yapmaları mümkün görüldüğünden Türk köylerine kısmen silâh dağıtılmaya başlandı. 27 Haziran 1921 günü Zeytin kışlası 25 nci Alay tarafından kuşatılarak hükümetin teklifleri Ermenilere bildirildi. Kışla dışında 125 evden ibaret Ermeni halkı hükûmetin bildirisini kabul ederek hayvanları ve eşyaları ile teslim oldular. Kışlada ise, yalnız silâhlı olarak çekilip gitmek isteyen 150 şâki kaldı. Ermenilerden 146 erkek, 218 kadın ve 235 çocuk hükûmete teslim oldu. Kolorduca bu Ermeni şâkilerin, kan dökülmesine meydan verilmemek için bir çarpışmadan ziyade, bir taraftan kaçıp gitmeleri daha uygun görülüyordu. Fakat, cıvarda kutsuzluk yapma ihtimali dolayısıyla bu düşünceyi Genel Kurmay uygun bulmuyordu. Bir gün sonra top da yetiştiğinden kıştadaki âsi Ermeniler oldukça sıkıştırılmaya başlandı. 28/29 Haziran 1921 gacesi, fırtına ve karanlıktan istifade ederek arazinin çok sarp ve çetin olmasından da faydalanan asiler, bir kısım kadınlarla hayvanları kışla da terk ederek batı yönünde kaçmayı başardılar. Bunların takibine hemen geçildi. Fırnis yönünde kaçan bu Ermeniler daha batıda Bunduk köyüne geldiklerinde Jandarma ve halk tarafından silâhla karşılanmış ve 5 saat süren çarpışmadan sonra iki ölü bırakarak Ceyhan nehri boyundaki dağlara gizlendiler. 4 Temmuz 1921 günü bu asiler Andrın’ın kuzey doğusunda Sarımsak dağında milis ve asker tarafından sarıldı. Asilerin bir kısmı teslim oldular. Diğer bir kısmı ise daha kuzeydeki sarp dağlara sığındılar. Bunlardan da bir kısmı birer ikişer Zeytin, Göksun, Andrın’a gelerek teslim oldular. Geri kalanlar da, Zeytin civarı ile Maraş ve Göksun ve Goksun Pınarbaşı yollarında kutsuzluklarına devam ettikleri öğrenildiğinden, tekrar takiplerine geçildi. Yapılan takip sonucunda 6 Eylül 1921 günü son asi grubu bir sazlıkta sıkıştırıldı ve komutanları dahil olmak üzere 20 kadarı öldürüldü. Fakat arazi bataklık olduğundan bu bataklıkta bir miktar daha şâki gizlenmiş bulunuyordu. Bunların da Eylül ayı ortalarında Kilis’e kadar gelerek burada Fransızlara sığındıkları İçişleri Bakanlığının 28 Eylül 1921 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığına yazdığı, yazıdan anlaşıldı. İşte yüzlerce seneden beri Türk Milletinin koynunda beslenip de Milletin en güç devresinde Türk Hükûmetine isyan eden, Türk halkına olmayacak zülum ve işkenceyi haklı gören bir avuç gayri müslim vatandaşımızın akibeti de böylece sona ermişti. Zeytin adı Ermeni çetesiyle savaşırken Şubat 1915'te şehit düşen Maraş Jandarma Bölük Komutanı Binbaşı Süleyman Bey'in ismine izafeten İrade-i Seniye ile Süleymanlı olarak değiştirildi. Kaynak: Tümgeneral Ahmet Hulki Saral "Ermeni Meselesi" İsmail Tosun Saral "Vatan Nasıl Kurtarıldı? |
|||
|
05-03-2009, 12:29 PM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
Burada Ermeniler ile ilgili edindiğim kanaati sizlerle paylaşmak isterim. Ermeniler tarihte hiçbir zaman tam manasıyla bir devlet kuramadılar. Hep devletçik olup, başka milletlere uşaklık ettiler. Millet-i Sadıka denilen özelliği aslında güce boyun eğmedir ve sadakatle alakası yoktur. Önceleri Perslere uşaklık ettiler daha sonra onların yıkılmaya başlayacağını anlayınca döneklik yapıp Yunalılara (İskender'in Krallığı) iltica edip orada uşaklık yaptılar. Yunan hakimiyeti ancak çok kısa sürdü bölgede ki boşluktan kısa bir süre sonra ortaya çıkan Partlar'a (Arşaklılar da denilen Sasanilerden önceki İran Krallığı) bu sefer uşaklık ettiler ancak onların zayıflamaya başladığını görünce bu sefer Romalılarla işbirliği yaptılar. Roma hakimiyeti zayıflamaya başlayınca bu sefer Sasanilere iltica etiler. Sasani devletinin ordusunun süvari kısmını bunlar teşkil etmişler ve Batı Göktürk Devleti ile Sasaniler arasında cereyan eden savaşlarda büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Tabii ki bu dönemde Bizans'ın kendilerine yaptığı baskı onları İran'a yakınlaştırmıştı. Ancak Sasanilerin sarsılmaya başladığını görünce önderleri Behram Çubin öncülüğünde ayaklanarak Sasanileri bir dönem kontrolleri altına aldılar. Ancak bu dönem çok kısa sürdü ve Sasaniler yönetimi tekrar ele geçirdiler ancak bu seferde Sasaniler için güneyden başka bir tehlike olan İslam İmparatorluğu ortaya çıktı. Hz. Ömer zamanında cereyan eden ve Sasanilerin yıkılmasıyla sonuçlanan savaşlarda Sasani ordusunun önemli bir kısmını oluşturmalarına rağmen devletlerine ihanet ederek bu savaşlarda gevşeklik gösterdiler. Müslümanlar gelince de bu sefer onlara yaltaklanmaya çalıştılar. Ancak Abbasilerin güç kaybetmesi ile birlikte eski düşmanları Bizans'a yakınlaşmaya başladılar ancak bu sefer doğudan gelen Selçuklu hakimiyeti karşısında fazla direnmeden yine güce boğun eğme, milleti sadıka takıyyesi hüviyetine büründüler. Özellikle Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün zamanında Selçuklu devletinde önemli köşe başlarını elde ettiler. Büyük Selçuklu İmaratorluğunun Melikşah sonrası parçalanmasında kardeşler arasında vuku bulan ihtilafları körüklediler ve bu devletin eriyip gitmesinde önemli bir rol oynadılar. Sırf Kafkaslar cephesinde değil Kilikya dediğimiz Adana-Halep bölgesinde'de batıdan gelen Haçlı tehlikesine karşı her türlü yaltaklığı yaptılar. Onların dönekliğini iyi bilen Moğollara ve Haçlılara ağır darbeler indiren Memluk hükümdarı Rükneddin Baybars Ermenilere tarihlerinde unutamayacakları bir ders verdi. Önce başkentleri Sis şehrini yerle bir etti. Eline geçirdiği ne kadar Ermeni asker varsa (sayılarının 16000 kadar olduğu söylenmektedir) hepsinin boğazını kestirerek katlettirdi. Haçlılara karşı oldukça yumuşak davranan Baybars'ın Ermenilere karşı neden böyle bir tutum sergilediği ise Ermeni nankörlüğünü çok iyi kavramasından dolayı yatmaktadır. Moğol tehlikesi ortaya çıktığında Moğollarla çok yakın ilişkiler içine girdiler. İlhanlı Devletinin (İran Moğolları) kurucusu Hülagü'yü oldukça etkilemeyi başardılar. Bazı kaynaklar Hülagü'nün Ermenilerle olan yakın ilişkisinden ve devlet dairelerinde yaptığı atamalardan dolayı (Hıristiyan ve Ermeni kökenli kişiler oldukça kayırılmıştır bu dönemde) gizli Hıristiyan olabileceğini de dile getirmektedir. Moğolların Anadolu'ya akın etmesinde ve oralarda katliamlar yapmasında Gürcülerin ve Ermenilerin parmağı olduğu kuvvete muhtemeldir. Bunu daha da uzatmak isterdim ancak yukarıda ki yazdıklarım bile Ermenilerin nasıl bir devlet yönetme ve insan idare edebilme mantalitesi ile tarihsel süreç içinde yaşadığını göstermesi bakımından önemli vurgulardır. Osmanlının son dönemlerinde bu denli provakasyona ve isyana yönelik hareketlere yönelmesi ise kimseyi şaşırtmamalıdır. Ermeniler bize öğretildiği gibi "Millet-i Sadıka" bir millet olmadılar hiçbir zaman. Bizleri bir takım güruhlar hep bu hikayelerle oyaladılar nedense.
rasti rusti |
|||
|
05-06-2009, 11:50 PM
Mesaj: #5
|
|||
|
|||
|
RE: Ermeniler Zeytin Dalından Sonra Zeytin Küpünü Bekliyor
Tosun Saral hocam bu çok kıymetli paylaşımınız için teşekkürler. Milletimizin bunları öğrenmesi için paylaşımlarımızı artırmamız gerektiği düşüncesindeyim.
|
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|
| Benzer Konular... | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Gösterim: | Son Mesaj | |
| 380 yıl sonra kaldırdıkları kazanın altında kaldılar | enver paşa | 2 | 828 |
12-25-2009 07:20 PM Son Mesaj: İttihatçı |
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım


