Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
12-28-2008, 12:52 AM
Mesaj: #1
Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
okuyunca çok duygulandığım bir parçayı sizlerle paylaşmak istedim

PAŞA’YA MEKTUP

Medine Müdafii, Çöl Kaplanı, Muhterem Ömer Fahreddin Paşam!..

Taşına toprağına, dağına ovasına bin yıldır can dediğimiz, namus dediğimiz, vatan dediğimiz Anadolu coğrafyasının burçlarında sizlerden sonra da çok şükür ay-yıldızlı bayrak dalgalanmakta, minarelerinden ezan sesi yankılanmaktadır.

Lakin Paşam! Ben böyle bir coğrafyada doğup büyümüş, üniversite tahsili de dahil on sekiz yıl mektep okumuş olmama rağmen –dinin övdüğü kişi anlamına gelen- isminize hiçbir ders kitabımda rastlamadığımı; hiçbir öğretmenimden, sizin şanınızı, kahramanlığınızı, fedakarlığınızı, din ve millet sevginizi bir tarafa bırakayım, adınızı bile duyamadığımı başlangıçta itiraf etmek istiyorum.

Adınızı kulaklarıma aşina eden kişi, Allah’ın başına rahmet yağdırması için dua ettiğim babamdır. Yanlış anlaşılmasın Paşam, duayı babam olduğu için değil; sizi, Kazım Karabekir Paşa’yı, Deli Halit Paşa’yı, İstiklal Şairimiz Mehmed Akif’i, Kuşçubaşı Eşref Bey’i ve isimlerini buraya sığdıramayacağım milli ve manevi tarihimizdeki kahramanları ve kumandanları yanımda zikrettiği ve bildiği kadarını gözleri dolarak anlattığı içindir.

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti Mondros Ateşkes Antlaşması’nı yenilen taraf olarak imzalamış, bütün cephelerde savaş durmuş, Osmanlı birlikleri silah bırakmış ve Anadolu’ya nakledilmeye başlamıştı. Yalnızca Medine Seferi Kuvvetleri verilen emirlere rağmen teslim olmamıştı. Çünkü siz Fahreddin Paşam, ‘Çöl Kaplanı’ lakaplı siz, yani Hicaz Seferi Kuvvetler Kumandanı; mütareke haberi Medine’ye değişik kanallardan ulaştığında askerlerinizi ve Medine’nin ileri gelenlerini Haremi Şerif’te topladınız. Mescid-i Nebevi’de toplanan herkes nefeslerini tutmuş halde sizin minbere çıkışınızı izliyordu. Ravza-i Mutahhara’nın tam karşısındaki minberden Hazreti Peygamberin sahabeye hitap ederken kullandıkları “Ey Nas!” sözüyle başladınız:

“Ey Nas! Malumunuz olsun ki bu kahraman askerim, bütün İslam’ın manevi desteğiyle hilafetin göz bebeği olan Medine’yi son fişeğine, son damla kanına, son neferine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur. Buna askerce, Müslümanca karar vermiştir. Bu asker Medine’nin enkazı altında ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında kan ve ateş içinde kırmızı bir kefende görülmedikçe, Medine kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minarelerinden ve yeşil kubbesinden al bayrak alınamayacaktır. Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlatlarım! Allah’ın huzurunda huşu ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamberimizin karşısında hep beraber diyelim ki; Ya Resûlullah, biz seni bırakmayız!”

Tarihimizin görkemli sahnelerinden biri böylece başlarken, I.Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu’nun Çanakkale ve Kut-ul Amere zaferlerinden sonra üçüncü önemli direniş destanı da Medine Müdafaası’yla yazılıyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın “Sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdıran kumandan!” dediği siz, bu destanın en büyük kahramanıydınız.

Muhterem Paşam! Sizin nesliniz canıyla, kanıyla, malıyla destanlar yazdı. Lakin sizi bizim nesle anlatmadılar be Paşam!

Fare yürekli Kral Richard’ı bize Aslan Yürekli Richard diye yuttururken; Rambo’larla kovboylarla, Truva Destanları Atina Tanrılarıyla, Hollywood’un hakikati ters düz eden sahte kahramanlarıyla, bizleri uyuttular. Markasıyla parasıyla, modasıyla salsasıyla, menüsüyle revüsüyle bizleri hem de derin bir gafletle uyuttular. Evet, uyuttular diyorum. Zaten ilk amaçları, bizim onlara inanmamız, onlardan olmamız değildi. İlk amaçları uyumamızdı. Eğer uyanık kalırsak, sizleri görecektik. Sizleri görsek, geçmişi hatırlayacaktık. Geçmişi hatırlasak, bugünkü iç ve dış konumumuzu gözden geçirecektik. Yani Paşam, onlar bizim iç muhasebe yapma istidadımızı elimizden aldılar, tarih şuurumuzu köreltip idraklerimizi iğdiş ettiler. Sonrası da onlar için oldukça kolay oldu. Etrafımızda hakiki anlamda inanacak bir şey olmayınca da sahtesine inandık. Nasıl inanmazdık ki? Sahtenin sahte olduğunu bilmemiz için hakikati bilmemiz gerekliydi. Biz ancak sahteyi hakikate nispet ettiğimizde anlayabilirdik. Zaten bir süre sonra da yaşadığımız hayata inanmaya başladık. Onun değerleriyle çevremize bakmaya başladık. Lat, Menat, Uzza’yı zamanında parçalayarak devirmiştik ama yeni dünya düzeninin putlarını onların yerine koymuştuk.

Bilirsin Paşam! Zamanında büyük bir veli minbere çıkar. “Ey cemaat!” der. “Sizin taptığınız Allah, ayaklarımın altındadır!” Cemaatte bir öfke, bir hışım… Nerdeyse öldürecekler veliyi. Cemaatten biri akıl eder de mübareğin bastığı yeri kazarlar. Velinin bastığı yerden çil çil altınlar çıkar. Mübarek veli, insanları paraya tapmakla suçlamaktadır. Kısaca Paşam; maldır mevkidir, şandır şöhrettir artık çok önemli… İşte bundan dolayı Paşam siz canınızla, kanınızla, malınızla cihat etiniz ama biz şimdilerde ihaleyle, borsayla, torbayla malı götürme telaşı içerisindeyiz.

Siz aylarca süren Medine Müdafaası’nın büyük bir bölümünde hurmadan başka yiyebilecek hiçbir şey bulamamıştınız. Medine açlıkla boğuşurken birden bire gökyüzünden çekirge yağmaya başlamıştı. Herkes elde kalan bir avuç tahılın, hurma ağaçlarının mahvolacağını düşünerek çekirgelere korkuyla bakıyordu. “Eyvah! Medine şimdi bitti!” diyorlardı. Siz Fahreddin Paşam, Afrika’nın Sina’yı geçerek Medine’ye musallat olan çekirgelerini, nimet olarak değerlendirmiştiniz. Size göre bu bir afet değil, göklerden gelen bir ikramdı.

Okuduğunuz eski kitaplar arasında Hz. Peygamber döneminde yine Hicaz’da böyle bir çekirge istilasının olduğunu ve Peygamberimizin çekirge ile ilgili bir takım hadislerinin olduğunu hatırlamış ve bu hadisleri arayıp bulmuştunuz. Ve buradan hareketle çekirge yemenin sünnet olduğuna hükmederek bunu askerlerinize söylemiştiniz. Çekirge kurusunu çerez gibi yerken, çekirge unundan ekmek yapıp aylarca bu şekilde beslendiniz.

Siz ve mübarek askeriniz Medine’de çekirge yiyerek düşmana karşı koymuştunuz ama bizim şimdilerde canımız profiterolden bile daha tatlı Paşam. Bundan dolayı bazı zamanlarda, namus borcumuz olan vatan borcumuzu, dünyanın rezerv parası olan Amerikan Doları üzerinden üç taksit olarak ödüyoruz. Anlayacağınız sizin devrinizin türküsü, şimdilerde de ara sıra çalıyor; “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.”

Gerçi Paşam, bizim de Ramazan’daki iftar sofralarımızda hurma oluyor ama açık büfelerde ve alakartlarda yanında ara sıcaklar, başlangıç mezeleri falan da oluyor; çoğu da yemek sonunda tabaklarda ve masalarda kalıyor. Sanırım şu sıralar biraz(!) israf oluyor. Bilmiyorum ki Paşam, şimdilerde bazıları “Müslüman her şeyin en iyisine layık değil mi?” diye bir tekerleme tutturmuş gidiyor. Paşam siz de her şeyin en iyisine layık olması gereken bir Müslümandınız ama cenk meydanlarında çekirge yemekten, yedi yıldızlı otellerin balo salonlarında diğer Müslümanlarla, iftarda İtalyan yemekleri yeme fırsatınız pek olamadı. Aman yanlış anlaşılmasın Paşam, iftardaki ılımlı Müslümanlara iftira değildir niyetimiz. Durum neyse onu söylüyorum. Bu klima havası gibi ılımlı Müslümanlar, ayaklarında İtalyan ayakkabıları, sırtlarında İngiliz markalı ceketleri ve bileklerine kelepçeledikleri bilmem kaç bin dolarlık saatleriyle, dini ve ilmi sohbetlerini de eksik etmiyorlar tabi. Ne de olsa bir Müslüman her şeyin en iyisine layık ve bu rahatlığın içinde olunca da Müslümanlığını daha iyi yaşayacak ve daha da güzel sohbetler edecektir(!). Sakın şaşırma Paşam! Sizin can vererek karşı koyduğunuz İtalyana ve İngilize herhangi bir sempati duymuyorlar, sadece ürünlerini oldukça rakamlı ve rakımlı şekilde kullanıyorlar. Ara sıra da “Ne olurmuş yabancıya toprak ve şirket satıyorsak? Dünya globalleşti, piyasa artık böyle çalışıyor.” diyorlar. Bilmiyorum ki Paşam; acaba bu durumu, mahşer günü Peygamber sancağının altında bekleyecek olan, size ve o mübarek askerinize, nasıl anlatacaklar ve aklanacaklar?

Siz askerinize şefkatli bir baba gibi yaklaşıyordunuz, teftiş ettiğiniz askeri kucaklıyordunuz. İstanbul’dan size teslim ol emri gelince, “Ben Mehmetçiğimi bırakamam!” demiştiniz. Türk askerine ilk defa sevgi ve şefkat ifadesi olarak kullandığınız “Mehmetçik” tabiri sizden sonra da hâlâ kullanılıyor. Lakin o mübarek Mehmetçiğin kanı üzerinden, bazen kendi yerini sağlamlaştırmak için adi politikalar da yapılıyor, golf de oynanıyor. Nasıl olsa kan verenlerle karar verenler her zaman aynı olmuyor.

Son günlerde onlarca Mehmetçiğimizi şehit verdik Paşam. Lakin tamam, herkesten ağlamasını beklemiyoruz ama bazılarımız gülmekten bile utanmıyor. Bir taraftan şehit cenazelerindeki gözyaşları devam ederken, bir taraftan da Türk televizyonlarında eğlence ve magazin gırla gidiyor. Acaba sizlerden sonra Paşam, ahlakımızın reytingi mi düşüyor? Şehit cenazelerindeki ağıtlar susmamışken, İstanbul boğazından ‘gam’ sesleri duyulması gerekirken, bu ‘R.E.M’ sesleri nereden geliyor? Maalesef Paşam, hayat “shake it up şekerim” tadında su gibi akıyor. Peki öyleyse, mübarek Mehmetçiğin kanı nereye akıyor?

Fahreddin Paşam, şimdilerde düşük faizli kredi verebilecek kişiler ve kurumlar çok da; vatan için, namus için, din için, bayrak için kan verecek de, can verecek de, mal verecek de biraz zor bulunuyor. Verenlerin de zaten pek fazla kıymeti bilinmiyor. Hâsılı şimdilerde malı götürmeye endeksli bir piyasada, kanı donuklar ve kanı bozuklar bolca bulunuyor.

Muhterem Paşam! Dün Şerif Hüseyin vardı. İngiliz altını için sizleri sırtınızdan vuranlar. Bugün de para için, mevki için vatan satanlar; içimizden ve dışımızdan vuranlar yine var. Sizin zamanınızda nasıl Amerikan mandasını kabul etmek isteyenler varsa, bugün de Amerika’dan desturla iş tutanlar, konuşanlar var. Siz İngilizlere karşı varınız yoğunuzla savaştınız; o İngilizler ki Mısır’daki Seydibeşir Esir Kampı’nda binlerce Mehmetçiği, dipçik zoruyla zehirli havuzlara sokup katlettiler. Paşam, sizin zamanınızda bunları unutup İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni kuranlar ve katılanlar nasıl varsa; bugün de İngiltere’yle kadeh kaldıranlar var. Oysa Paşam, o kadehlerin içinde; Yemen’den Trablusgarp’a, Hicaz’dan Çanakkale’ye binlerce Mehmetçiğin vatan ve din uğruna akıttığı mukaddes kanı var… Hasılı Paşam; belki siperler, silahlar, araçlar farklı ama bugün de zorlu cepheler var.

Fahreddin Paşam! Sözlerimi sonlandırmadan önce sizin komutanız altında Medine Müdafaası’nda savaşan Üsteğmen İdris Sabih Bey’in şiirini de mektubuma iliştirmek istiyorum:

Unuttuk İlhan'ı, Kara Oğuz'u,
İşledik seni göz bebeğimize.
Bağışla ey şefî kusurumuzu,
Bin küsur senelik emeğimize.

Nedense kimseler dinlemez eyvah!
O kadar saf olan dileğimizi.
Bir ümmî isen de Ya Resûlullah,
Ancak sen okursun yüreğimizi.

Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz,
Can verir, cananı veremez Türkler.
Ebedi hadim'ul haremeyniniz,
Ölsek de Ravza’nı ruhumuz bekler.

Çöl Kaplanı Ömer Fahreddin Paşam! Ebedi aleme göç edişinizin 60.yılında, tüm şehit ve gazilerimize şahsınızda Allah’tan rahmet diler, düşmana tetik çeken şahadet parmağınızdan saygıyla öperim!


kaynak:

Serkan BİLGE –

Kasım 2008 – Genç Dergisi
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
12-28-2008, 06:21 PM
Mesaj: #2
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanı Ömer Fahreddin Paşa başta olmak üzere bütün kahraman Medine müdafiilerinin aziz ruhları şâd, mekanları cennet olsun!

İttihatçılar vardı, hilâl bıyıklıydılar..
Sustasına basılmış birer çakıydılar...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
12-31-2008, 07:10 PM
Mesaj: #3
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
ÖMER FAHREDDİN paşa!nın malta adasına savaş esiri olarak götürüldükten sonra adadan nasıl kurtulduğunu bilen varsa açıklayabilirler mi acaba?
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
01-03-2009, 01:15 PM (En son düzenleme: 01-03-2009 01:17 PM AlperTunga.)
Mesaj: #4
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
Fahrettin Paşa' nın İstanbul' a Medine' nin durumunu belirtmek üzere bir mektup yolladığını biliyorum. Ancak kağıt bulmanın zorluğu nedeniyle kullanılan kağıtlardaki yazılar silinip tekrar yazılıyordu. Fahrettin Paşa mektubunda Medine' nin durumunu ayrıntılı olarak bahsedememiş ve kağıda "Medine Muhafızı Ömer Fahrettin Paşa" yazacak boşluğu bulamamıştır. Bu yüzden ünvanını sildirmiş ve "Ömer Fahrettin Paşa" yazmayı uygun görmüştür.

Medine çok çetin şartlar altında korunmuştur. Halkın rızk için duaları da hayli bir artmıştır. Hava günlük güneşlik iken bir anda kararmış, önce yağmur ardından ise çekirgeler yağmaya başlamıştır. Halk bunu lanet olarak düşünse de daha sonradan Medine de çekirgelerin yendiğini öğrenmiştir. Fahrettin Paşa da bu çekirgelerin yenmesini emretmiştir. Toplu bir sofrada herkesin önüne çekirge konunca uğultular başlamıştır. Kimse çekirgeleri yiyememiştir. Ta ki Fahrettin Paşa ilk çekirgeyi yiyene dek. Daha sonra ise aç olan halk cesaretlenerek çekirgeleri yemeye başlamışlardır.

Fahrettin Paşa o yoksuzluklar içersinde Medine' yi güzelleştirme girişimlerine girmiştir. Her yere çiçekler diktirmiş, temizlik için buralara nöbetçiler dikmiştir.

Medine düştüğünde ise Fahrettin Paşa Mescid - i Nebi' yi tek başına korumakta idi. Yanına tüfeğini almış şekilde orada sabahlayarak düşmanı beklemiştir. İşte böyle zor bir Cuma günü minbere çıkıp “Ya Rasulallah! Ben seni bırakmam” diye haykırıp, ağlamıştır. Bu olayın üç gün sonrasında anlaşma şartnamesiyle gelen bir Osmanlı Yüzbaşısına; “Halife teslim ol demeden teslim olmam” der, diye cevap verir. Teslim alındığında ise yerlerde sürüklenerek götürülmüştür.

Ayrıca belirtmek isterim ki TÜRK askerine ilk kez "Mehmetçik" diyen de Ömer Fahrettin Paşa' dır.


Kaynak:
Medine Müdafaası
Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa
/İsmail Bilgin/

Negü der eşitgil Tunga Alp Erig
Bilip sözlemiş kör bu öt sav erig
Et ol bu kişi kangü artar yıdır
Ânı ked küdezgü ay kıldı kader
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
01-10-2009, 12:17 AM
Mesaj: #5
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
Zaten bahsettiğin şeylerin aynısı yukarıda yazıyor sevgili Alper tunga

"Buhara Semerkand Der Ağlarım,
Nerede? Nerede Benim Ural,Altay Dağlarım"
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
01-10-2009, 05:24 PM
Mesaj: #6
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
İlahi İkaz

Birinci Dünya Savaşı sırasında Dördüncü Ordu karargahında Mekke ve Medine yi kurtarmak için Hicaz Seferi Kuvveti hazırlanması meselesi görüşülürken,Harbiye Nazırı Enver Paşa nın bu iş için Mustafa Kemali atadığını ve bunun üzerine Mustafa Kemal in:
Değil Hicaza asker sevketmek,hatta oradaki askerleri de geri almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak gerek diyerek görüşünü belirttiğini ve sonunda M. Kemal in bu görüşünün kabul edilerek Medinenin boşaltılmasına karar verildiğini...
Tam bu sırada ışıkların aniden sönerek ortalığın zifiri bir karanlığa bürünmesi üzerine bunu İlahi bir İkaz kabul eden Cemal Paşa nın birden ürperip sarsıldığını ve daha sonra Hicazın boşaltılmasından vazgeçilerek Fahreddin Paşa nın Medine ye gönderildiğini....(45)

kaynak:45-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler,Cem Yay., İst?1990, s 58

fahreddin paşa'nın mediyeye gönderilişi böyle olmuştur

Türk Köşesi

Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
01-10-2009, 09:04 PM (En son düzenleme: 01-10-2009 09:46 PM İttihatçı.)
Mesaj: #7
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
Sayın mr. sensey
Cemal Paşa'nın Fahrettin Paşa'yı Medine'ye göndermesi Medine Valisi Basri Paşa'nın Şerif Hüseyin'in düşmanca davranışlarının iyice açığa çıktığını kendisine ihbar etmesi üzerine olmuştur ve ilk baştaki amaç Paşanın sadece ihbarı tahkik etmesidir, tarihi 28 Mayıs 1916'dır.

4. Ordu karargahında yapıldığını bahsettiğiniz toplantı ise Mustafa Kemal Paşa'nın Hicaz komutanlığına atanmasını müteakip Şam'da Enver, Cemal ve Mustafa Kemal Paşaların katılımıyla yapılan toplantıdır. Bunun tarihi ise 28 Şubat 1917'dir. Bahsettiğiniz olay vuku bulduğunda Fahrettin Paşa zaten Medine'deydi.
Bazı anı kitaplarında yazan bu esrarengiz olayın gerçekliği şüpheli olmakla birlikte gerçek bile olsa (kaldı ki ışığın sönmesinden etkilendiği belirtilen şahıs Enver Paşa'dır, Cemal Paşa değil..) Medine'nin savunulmaya devam edilmesinin sebepleri çok daha maddi olgulardan kaynaklanıyordu.
Öncelikle kısa süre içinde, Mart ayında Bağdat düşmüştü. Bu İslâm aleminde bir hayli yankı yapmış ve padişah bile hükümete isyan etmişti. Medine'nin boşaltılması İslâm aleminde daha olumsuz etkiler yapabilir, Cihad-ı Mukaddes ilanından beklenen faydaları tümüyle sıfırlayabilirdi.
Ayrıca Fahrettin Paşa çekilme konusunda direngen bir tutum sergiliyordu, bu da girişilecek çekilme harekatını zora sokan bir başka faktördü. Zaten görev de Mustafa Kemal Paşa'ya bu nedenle verilmişti.
Üçüncü olarak Medine'deki kuvvetlerin çekilmesi Hicaz demiryolu hattının neredeyse tamamen düşman kontrolüne geçmesine neden olacaktı. Oysa demiryolu hattının önemli bir bölümünün kontrolü hala bizim elimizdeydi.
Son olarak çekilme harekatı Medine'deki kuvvetlerin lüzumsuz toplu zayiat vermesine neden olabilirdi.
Enver Paşa sanırım Medine'nin boşaltılması kararından bu nedenlerle vazgeçmiştir, şehir efsanesiyle ilgili olduğunu sanmıyorum. Bu olay bizim romantik duygularımızı okşamaktan başka bir işe yaramaz. Gerçekliği de şüphelidir.

Cepheden birkaç fotoğraf da güzel olur:

[Resim: bekmis-7.jpg]

Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanı Ömer Fahrettin Paşa



[Resim: tlp05.jpg]
Türk subayları Medine’de gönüllü kaydediyor


[Resim: image019.jpg]
Medine’de ilk uçan Türk pilotu Mülazım Orhan Efendi


[Resim: 11-1a.jpg]
İbn-i Suud’u Osmanlı’ya karşı kışkırtan İngiliz ajanı Sir John Philby


[Resim: 3013.jpg]
Hain Şerif Hüseyin’in hain oğlu Emir Faysal ajan Lawrence ile birlikte Şam’da

İttihatçılar vardı, hilâl bıyıklıydılar..
Sustasına basılmış birer çakıydılar...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
01-10-2009, 10:28 PM
Mesaj: #8
RE: Medine Müdafii ÖMER FAHRETTİN paşa'ya mektup(1.cihan harbi dönemi)
resimler ve ek bilgilendirmeleriniz için teşekkür ederim
maddi sebepleri çok güzel izah etmişsiniz ama ben genede işin manevi boyutunun maddi boyutunu aştığı inancındayım
belki benim böyle düşünmem sizin deyiminizle -romantik duygularımı okşuyor- olabilir

fahreddin paşanın emrindeki 15.000 askerle medinede kalmasının koskoca hicaz demizyolu hattının ingilizlerin eline geçmesine engel olduğuna söylemekle sizin dediğiniz şey aynı anlama geliyor.15.000 kişilik bir kuvvetin hicaz demiz yolu hattınıu elde tutmak için MEDİNE ye gönderildiği görüşünden çok MEDİNE'NİN manevi yanından ileri geldiğini düşünüyorum

ben ışıkların bir ara gidip gelmesini şehir efsanesini olarak nitelendirmekten daha çok tasafsız bir çizgide (yani olmuş olması ihtimal dahilinde) nitelerdim.belki de hayalci bir yaklaşım güttüğümü söyleyeceksiniz ama ben böyle olduğunu düşünüyorum

Türk Köşesi

Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  93 Harbi ve Plevne Müdafâsı Ottoman 15 4,726 06-24-2010 06:18 PM
Son Mesaj: İttihatçı
  talat paşa ve şükrü paşa enver paşa 3 1,485 08-31-2009 02:18 PM
Son Mesaj: İttihatçı
  Papa'ya Fatih'ten Mektup mr.sensey 13 3,472 05-06-2009 02:17 AM
Son Mesaj: burakcn

Foruma Git: