Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
08-28-2008, 08:56 PM
Mesaj: #1
Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
Birçok Türk ailenin sonunu hazırlayan 2. Dünya savaşının Bir Anadan kopardığı 3 yavrusu ve kocasının hikayesi.

Her ne kadar konu bir cümle gibi görünsede hikaye tadına doyum olmayan bir anlatım ve mana derinliğine sahip.

Herkes Toprak Ana ile konuşamaz. İşte Bu Ananın izdiraplarının tek derttaşı Toprak Ana olmuş...

Yeni Evlenmiş gelinini dul Köye öğretmen olacak oğlunu kara toprak Yağız delikanlıları anayurdundan uzaklarda ıssız bilinmeyen kahraman yapan savaşın hikayesi.

Tüm olumsuzluklara dayanan kaynağını çok derinlerden alan bir ananın hikayesi.

Herkes okumalı diyorum.

KARADENİZ OKUSUN
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
11-11-2008, 04:45 PM
Mesaj: #2
RE: Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
Kitabı yaklaşık 10 sene önce okudum. Çok güzeldi.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
11-11-2008, 07:05 PM
Mesaj: #3
RE: Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
göreceksiniz yakında dönemde bu adamda nobel edebiyatı alacaktır

kıytırık birsürü adama(orhan'a laf atmıyorum) ödülü verdiler bu adamı seçtiler
eeee ne diyelim
nobelin adaleti bu
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
11-11-2008, 11:28 PM
Mesaj: #4
RE: Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
Yanlız vefat etti. Bu dakkadan sonra ödül vermelerinin pek bir manası yok.

KARADENİZ OKUSUN
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
11-13-2008, 07:47 PM
Mesaj: #5
RE: Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
Zâten Nobel ödülleri ile ilgili kurallar, bu ödülü yalnızca yaşayan kimselerin alabileceğini söyler.

"Silahların yetersizliği, mağlubiyet için bahane değildir." Korgeneral Mataguchi
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
11-18-2008, 12:28 AM (En son düzenleme: 11-18-2008 12:33 AM nina.)
Mesaj: #6
RE: Toprak Ana --- Cengiz Aytmatov
Madem ki konu başlığı Toprak Ana ve Cengiz Aytmatov,ben de onun ölümü ardından yazılan ve çok beğenip kaydettiğim bir makaleyi yeri gelmişken burada paylaşmak istiyorum.Yaşamıyla eserleri arasında kurulan paralellik,içtenlik bu yazıyı saklamama neden olmuştu.


Bir Bilgenin Ardından...

O, Kırgızlar'ın gelmiş geçmiş en büyük yazarıydı. Issık dağ gölü kadar derin ve engin, Manas destanı kadar gür, ulu, uçsuz-bucaksız...


O, Türk Dünyası'nın en büyük yazarlarından biriydi. (Türk Dil Kurumu yayınladığı mesajda onun "Türk soylu halkların kültürel mirasını dünyaya tanıttığını" vurguladı. 14 Türk devletinin kültür bakanlarından oluşan TÜRKSOY Daimi Komitesi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın önerisiyle onun 80'inci yaşını kutlayacağı bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmesi için özel bir komite kurulması önerisini coşkuyla kabul etti.)


O, Rus edebiyatının en büyük yazarlarından biriydi. (Eserlerinin çoğunu Rusça yazdı.)
O, tarihe karışan Sovyetler Birliği'nin en büyük yazarlarından biriydi. (1956'da Maksim Gorki Edebiyat Komitesi'ne kabul edilmiş, 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanmış, Sovyet Yazarlar Birliği'nin Genel Sekreterliği'ne yükselmiş, 1978'te Yüksek Sovyet Prezidyumu'nca Sosyalist Emekçi Kahramanı ilan edilmiş, 1968, 1980 ve 1983'te olmak üzere üç kez Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.)


O, evrensel edebiyatın da en büyük yazarlarından biriydi. (Dünya onu 1958'de Cemile ile tanıdı. Fransız yazar ve ozan Louis Aragon'un çevirisiyle. Türkiye'de tanınması da Aragon'un bu çevirisinin dilimize aktarılmasıyla oldu! Dünyanın en güzel aşk şiiri "Elsa'nın Gözleri"ni yazan Aragon, Cemile'yi "Dünyanın en güzel aşk öyküsü" diye nitelemişti: "Romeo ve Juliette, Antoine ve Kleopatra, Paolo ve Francesca... Hepsi gözümden düştü. Çünkü Cemile'yi okudum.")


O? Cengiz Aytmatov. 80'ine basmasına birkaç ay kala Nürnberg'de tedavi gördüğü hastanede, akciğer yetmezliğine yenik düşen Aytmatov.


O, Sri Lanka doğumlu romancı Michael Ondaatje'nin "İngiliz Hasta"da anlattığı türden bir yazardı: "Onu yavaş yavaş okumalısın çocuğum. Çünkü o sindire sindire okunur. Virgüllerine dikkat edersen, soluklanmak için durman gereken yerleri kolayca bulursun. O mürekkep hokkası ve divit kullanan bir yazardı. Yapayalnız yazarların çoğu gibi, o da zaman zaman başını sayfadan kaldırır, bakışlarını pencereye diker, kuş seslerini dinleyerek çok uzaklara hayali yolculuklar yapardı. Bazıları kuşların cinslerini bilmez, ama o ötüşlerinden hepsini ezbere sayardı. Onu okurken, gözlerini sayfalarda hızla gezdirme. Yazarken divitinin kağıttaki hızını düşün." (Son söyleşilerinden birinde "Bilgisayara alışamadım. Hâlâ elle yazıyorum" demişti.)


O, beyninden parmaklarına ulaşıp ak sayfalara dökülen bilgeliğiyle gelenekler ile modernite arasındaki ilişkiyi, küresel dünyada yerelliğin, yerel dillerin, kültürlerin önemini anlatırdı. Binlerce yıllık sisten süzülen yerel ışınların yavaş yavaş sönmeye başlaması onu dehşete düşürürdü. Yok olan her dille insanlığın mirasından da bir şeylerin yittiğini söylerdi. (Bir defasında "İnsanoğlu bir daha asla yeni dillerin doğmasına fırsat yaratmayacak" diye yakınmıştı.)


O bilge adam baskıcı rejimlerin ve diktatörlüklerin vahşetini öykülere, romanlara dökerdi. Ama hiç kinlenmeden. (İnançlı komünist olan babası ve amcası Stalin döneminde "Karşı devrimci" ilan edilip kurşuna dizilmişlerdi. Ama daha sonra kendisi Komünist Parti'ye üye olmuştu. "İnsan denize benzer, derin yerleri de, sığ yerleri de vardır" derdi. )

O, aşkı hikaye ederdi. Olanca duruluğuyla. Karşı konulmazlığıyla. Kutsallığıyla.
O en büyük felaketin bir toplumun belleğini yitirmesi olduğunu hatırlatırdı.

En önemlisi o bize 1963'te yayınlanan ilk romanı Toprak Ana'dan beri hep savaşın toplumlarda açtığı onulmaz yaraları anlatırdı: "Serge onu cepheye götüren trende öğrenimini tamamlamak istediği Moskova'yı, ailesini düşünüyordu. Nataşa'yı, yarım kalan aşkını da. Tüm bu düşleriyle cepheye nasıl gidecekti? Annesinin 'Sakın kimseyi öldürme, kan dökme' sözleri sürekli kulaklarında çınlıyordu. Ve onu cepheye götüren trenin tekerlekleri hep aynı trajik monologu tekrarlayıp duruyordu: "Öldürmek, öldürmemek, öldürmek, öldürmemek..."


Toprak Ana'da "Savaşı alt etmenin tek yolu var: Çarpışmak, dayanmak, yenmek. Bunları başaramadığın an karşına ölüm çıkıyor" diyen Aytmatov'dan geriye bir çığlık kaldı:
"Düşmanlarımız bize ölüm getiriyorlar. Biz düşmanlarımıza ölüm götürüyoruz. Peki ama sadece katillerin kalacağı bir dünyada nasıl yaşanabilir ki?"

Erdal Şafak
Yayın tarihi: 12 Haziran 2008, Perşembe
Web adresi: http://www.sabah.com.tr/2008/06/12//habe...6C306.html

Adaleti besleyen düzen değildir;düzeni ortaya koyan,gün ışığına çıkaran adalettir... Albert Camus
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Devlet Ana --- Kemal Tahir AlperTunga 3 1,445 02-08-2009 10:44 PM
Son Mesaj: Baybars
  Dişi Kurdun Rüyaları--- Cengiz Aytmatov Teñrikut 0 1,079 08-06-2008 10:08 PM
Son Mesaj: Teñrikut
  Sultanmurat --- Cengiz Aytmatov Teñrikut 2 1,134 07-23-2008 12:48 AM
Son Mesaj: Teñrikut

Foruma Git: