Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Egemenliğin Temeli Adalettir
08-18-2008, 02:19 PM
Mesaj: #1
Egemenliğin Temeli Adalettir
İsmail Tosun SARAL

EGEMENLİĞİN TEMELİ ADALETTİR


“Haramî’den benim korkum, kayım yok
Bu zûr- u bû kuvvet Haktan
benimdir." Yunus Emre

“Egemenlik” sözcüğü Türk dilini Arapça ve Farsça kökenli Osmanlıca kelimelerden temizlemek gayesi için yaratılmış yeni sözcüklerden biridir. Osmanlı Türkleri bu sözcük yerine “hâkimiyet” kelimesini kullanıyorlardı. Hâkimiyet Arapça “hükm” kökünden gelmektedir. Yine aynı kökten olan “hâkim”den türemiştir. Hâkimlik, hükümdarlık buyruğunu yürütme halidir.

İlk çağlarda ve orta çağlarda egemenliğin temeli kılıç olmuştur. Diğer bir ifade ile egemenlik kılıçla kurulmuştur. Kılıcın, herkes için barışı sağlama, kötülüğü cezalandırma ve fasıklara karşı koyma özellikleri vardır.

Hıristiyanlık egemenliği kutsal kitaptan alınma iki metne dayanır: Biri Romalılara mektup, diğeri ise Aziz Petrus’un Birinci Mektubu’dur. Her iki mektup kısaca “herkes üzerinde olan hükümetlere tâbi olsun! Çünkü Tanrı tarafında olmayan hükümet yoktur.” şeklinde ifade edilebilir. Bu nedenle Hıristiyan kendi iradesiyle kılıcın iktidarına itaat eder, vergileri öder, otoriteye saygı gösterir.

Bir din reformcusu olan Luther de (1483-1546) İncil teolojisine uygun bir tarzda, cismanî iktidarın ilahî bir temele dayandığını kabul edenlerin başında gelmektedir. Ona göre “Cismanî hukuk ve kılıç bu dünyada Tanrının isteğiyle ve Tanrının koyduğu düzen sayesinde mevcuttur. Kötüleri cezalandırmak ve iyi insanları korumak için cismanî hukuk ve kılıçtan yararlanmak Tanrının iradesidir.”

Luther’e göre egemenliğin bu ilâhî kaynağı hükümdarlara hatta zorba bir tirana bile itaatı gerektirir. Bundan dolayı Luther yalnızca meşru bir hükümdara değil ama zor kullanarak hüküm süren tirana baş kaldırılmasına tamamıyla karşıdır.

Luther bütün insanları iki kategoriye taksim eder: Bir yanda, Tanrının krallığına mensup olanlar, yani “Hazreti İsa’ya hakikaten inanıp ona teslim olanlar”. Öbür yanda dünyanın krallığına teslim olanlar, yani “Hıristiyan olmayan herkes”. Birinci krallık orada yasanın gerekli olmadığı imanın krallığıdır., ikincisi orada imanın bulunmadığı yasanın krallığıdır. Tanrının krallığında hukuka, zora, baskıcı iktidara de yer yoktur. Zira bu, içerisinde Hıristiyan’ın buna haricî bir güç tarafından zorlanmaksızın iyi olanı kendiliğinden yaptığı bir özgürlük krallığıdır.”Adil kimse her şeyi dahası her türlü hukukun icap ettiğinden fazlasını kendiliğinden yapar.”

Sonuç itibariyle bu krallığa tabi olanların “ne bir cismanî kılıca ne de bir hukuka ihtiyaçları vardır.” Bir başka ifade ile “Hıristiyanlar arasında hiçbir otorite ne olabilir, ne olmalıdır, fakat herkes birbirine itaat eder.” “Eğer tüm insanlar Hıristiyan olsaydı ne iktidara, ne de otoriteye ihtiyaç olacaktı. Eğer dünya yalnızca hakiki Hıristiyanlardan yani samimi inananlardan oluşsaydı, ne hükümdarlara, krallara, derebeylerine ihtiyaç olurdu. Ne de kılıç ve hukuka sahip olmak faydalı ve gerekli olurdu.”

Buna karşılık dünyanın krallığı, üyelerinin “kötü eğilimlerin” peşinden gitmelerine engel olmak üzere “yasanın gölgesinde” ve”kılıcın gölgesinde” kurulmuştur.

Tıpkı Luther gibi bir din reformcusu olan Calvin (1509-1564) ne göre “insan eğer yönetim altında olmazsa yırtıcılıkta, tüm yırtıcı hayvanların epey önüne geçer. Öyleyse sivil iktidar herkese, Hıristiyan olmayanlara olduğu kadar Hıristiyanlara da kendini dayatan bir gerekliliktir. Yasalar gereklidir. Çünkü insanlar kötüdür ve tutkuları uyarınca davranmaya eğilimlidir. Yüksek görevliler yani yönetenler tanrının seçip görevlendirdiği kişilerdir. Bunlar adaleti gerçekleştirmek üzere Tanrının görevlisi ve memurlarıdır.

Bu durum Hıristiyanlıkta olduğu gibi İslâm dada mevcuttur. “Gerçek olan şu ki, Sultan Tanrının lütfudur, gölgesidir. Güvenlik ve aman isteyenlerin muhtaç olduğu kimsedir. Kesin dogma Kur’andır. Ama zulmü kesende sultanın kılıçıdır.” Anlamında bir hadis-i şerif vardır.

Evliya Çelebi anlatmaktadır:
“Hicrî 932 ( Miladî 1525) senesinde Süleyman Han, üçüncü seferinde Mohaç sahrasında, Macar Kralı Lâyoş’u bozguna uğrattıktan sonra, Serdar – ı Ekrem İbrahim Paşa, Kurban Bayramının üçüncü günü Budin kalesini kuşatıp, amâna mecbur etti ve anahtarlarını getirenler ile beraber Foldvar kalesi altındaki Süleyman Han’a gönderdi. Süleyman Han derhal Budin altına gelip, şehir halkına amân verdi. Ve kalenin zaptı ile hazineye muhafazası içün onbin asker gönderdi. Ertesi gün büyük alay ile Budin’e girince gördü ki, bu kaleyi gözler görmüş değil... Çarşı pazarı kat kat ve ferah, evleri sanatlı ve murassa’, sokakları geniş mermer döşeli... Sonra kral sarayına girüp, yedi saat seyrettikten sonra buyururlar ki,
“ Ah nolaydı, bu saray İstanbulumuzda, Sarayburnu’nda olaydı. “
Sonra kral sarayına girdi, gördü ki, paranın haddi hesabı yok.
“Allah ile ahdım olsun, bu gaza malı ile Kudüse ve Medine’ye birer kale yaptırayım ve İstanbul’a kemerlerle su getireyim.” Buyurdu”.
Sultan Süleymân bu dileğini İstanbul’un meşhur Kemerburgaz su kemerlerini Mimar Sinan’a yaptırarak İstanbul’un su ihtiyaçını gidermiştir. Kemerburgaz kemerleri bu gün dahi görevini yapmaktadır.
Kanuni bu sarayı gezerken kapı dışında bir gürültü duymuş, nedenini sorunca bir Macar’ın bağırıp çağırdığı söylenmiştir. Yaka-paça huzura getirilen Macar bir kısım askerin halka zulum yaptığını bildirmiş ve Kanuni’den yardım istemiştir.
Budin adâlet yeridir. Kanuni olaya derhal müdahale etmiş, sonsuza kadar bilinmesi için kızıl sarayın duvarına kendi el yazısı ile şu müthiş beyiti yazmıştır. Beyit Budin elden çıkana kadar o duvarda yazılı kalmıştır.

“ Gâziler meskenidir, bunda bey’im gayrulmaz,
Bunda zulmedenin âkıbeti hayrolmaz.”

Evliya Çelebi yaklaşık 100 yıl sonra bu sarayı ziyaret ettiğinde bu beyitin altına
“Bir saat adl etmek, yetmiş sene ibadetten efdâl’dir”
hadis i Şerifini yazdığını söyler.” Ve devam eder:
“O gün Süleyman Hân Budin’e bir vezir tâyin eyledi. Şöyle ki: Bu mubârek günde, Bağdad veziri olan Süleyman Paşayı huzuruna çağırıp, başına bir sorguç sokup, üç kat hi’lat giydirerek:
“Üç adet tuğ ile serdâr – ı muazzamım ve müşir – i müfahhamımsın. Tâ İstanbul’a varıncaya kadar bütün Rumeli diyârı mansıpları senin arzınla olup, bütün beylerbeyiler, senin fermanın ile ola.. Hattâ benim İstanbul’daki Yedikule dizdarlığım bile münhal olsa senin arzınla tâyin oluna. Allah göstermesin ne vakit ki üzerinize bir düşman gele... Kuşatıldığını bana bir ulak ile haber gönderesin. Askerlerim emrine uyup, geleler. Ve benden sonra gelecek olan çoçuklarıma torunlarıma, vezir ve âyânlarıma vasiyetim budur ki, kânunumu kimse bozmaya... Çünkü bu Budin kalesini almağa çok emeğim geçmiştir. Budin uğruna altıyüzbin müslüman şehit olup, bu temiz toprağı şehit kanı ile bulamıştım. Budin, sağlam kale olup, bütün kralların hasret çektiği Macaristan pâyitahtıdır. Bu kaleyi Allah’a emanet ettim. Seni Budin’e nâzır ve pâdişâh vekili tâyin ettim. Paşam, dikkatli olup, reâyâyı koruyasın. Herkesle iyi geçinesin. Gaazilerime nimet ve ihsanın bol olsun. Budin kalesinde oturanlar uzun ömürlü olsun.” diye tam bir saat hayır dua ve nasihatlar edip, fermanını ve tuğrasını Süleyman Paşanın eline verüp:
“ Hıfz ve emânette ola, Gülbaba Budin gözcüsü olup,
himmetleri hâzır ve nâzır ola. “
diye bu niyete fâtiha okudular.”

Gül Baba XV. yüzyıl sonunda ve XVI. yüzyıl başında yaşamış, Budapeşte’nin (Budin) kısmında türbesi bulunan ünlü bir Türk mücâhidi ve Bektâşî dervişidir. Târihî şahsiyeti, yaşadığı çağ ve çevre hakkında çeşitli rivâyetler bulunan Gül Baba, Evliyâ Çelebinin merhum babasından naklettiği bilgiye göre, Merzifonlu bir Bektâşî dervişidir. Evliyâ Çelebiye göre, Fâtih Sultan Mehmet devrinden Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar bir çok gazâlarda bulunmuş, Budin fethine de katılmış ve Budin Kalası önündeki savaşlarda şehit düşerek Budin’e gömülmüştür. Cenâze amazının Ebusuûd Efendi tarafından kıldırıldığını, Kanuni Sultan Süleyman’ın ve yüz bini aşkın bir cemaatin bu namazda bulunduğunu yazan Evliyâ Çelebi, elinde büyük bir kılıçla muharebelere giren Gül Baba’nın kavuğunda dâima bir gül taşıdığı için bu lâkabı aldığını kayda ve hikâye etmektedir.

Bilindiği gibi adalet bir elinde kılıç, bir elinde terazi olan gözü kapalı bir kadın şeklinde tasvir edilir. Gül Baba bir elinde tahta kılıç yani Zülfikâr diğer elinde bir gül ile Budin’in koruyucusu, Gözcüsüdür. Adaleti temsil eder. Gül güzelliktir. İyi işlerdir. Gül ve kılıç sembolizması özgürlüğün ve yapılan iyi işlerin savunulması gereğine işaret eder. Gül Baba sağ elinde gül, sol elinde kılıç ile kızılelmaya açılmış olan yeni ufukta yılmadan adaletle, doğrulukla yürünmesi gerektiğini ifade eder. Gül Baba; hürriyet ve insanlık düşmanları kafirlerle savaşmak ve zafere ulaşmak için bir elinde, mücadele ve savaşın sembolü olarak kılıç, diğerinde bütün insanlığın iyiliği, güzelliği için çalışmanın sembolü olarak gül taşımaktadır. Bu nedenle Gül Baba’nın temsil ettiği Osmanlı adalet anlayışı Budin’i kılıç’la fethetmiş, gül’le yönetmiştir.
Zaten Fütüvvet anlayışında Hz. Ali’nin kılıcı “Zülfikar”; doğruluğun, adaletin ve hakkın simgesidir. Bektaşi inancına göre; Allah’ın aslanı Hz. Ali’ye Hz. Peygamber tarafından adaleti temsil etmesi için verilmiştir.

Tahta kılıç, terbiye edicidir, doğru yolda gitmeyenleri terbiye eder, yol göstericidir, mürşittir. Hoşgörünün inşasında önemli bir işlev yüklenir. Adâleti temsil eden tahta kılıç, aynı zamanda anlaşmazlıkları karşı tarafa zarar vermeden, barış yoluyla çözmenin, gerçekciliğin, yiğitliğin, şer güçlerle mücadelenin simgesidir.

Ancak, Şunu da unutmamalıyız ki herhangi bir kişinin elindeki kılıç, yerinde kullanılmış olsa bile hiç bir zaman adâletin ve hakikatin yerini tutamaz.

Osmanlı cihan hakimiyetinin temeli adâletti. Herşeyden önce adâlet gelirdi.
Memleketin her tarafında, her karış toprağında adalet, hak ve hukuk egemen durumda idi. Kanun önünde bütün insanlar eşitti. "Adalet, mülkün temelidir.." hadîs-i şerifi Osmanlı için bir hukuk anlayışıydı.

Fakir ile zengin, sultan ile köylü aynı hakka sahipti. Gayr-i müslimlerin haklarına ise, onları “vedîatullah” yani devlete Allah tarafından emanet edilmiş, korunmaya muhtaç kimseler olarak kabul olunduklarından daha çok riayet edilirdi. Bu yüzden gayr-i müslimleri hiç kimse incitmezdi. Osmanlı'nın bu adaletini gören hıristiyanlar, onlara adeta aşık oldular. Bilhassa Rumeli'deki fütuhatın sür 'atle genişlemesinde bu dillere destan Osmanlı adaleti pek müessir olmuştur. Bu durum en kalabalık ve hatta en ıssız yerlerde bile geçerli idi. Bütün halkta, yalnız iyilik ve ahlakî üstünlük vardı. Esnaf, dükkanını kilitlemeden camiye gidiyordu. Hiç kimse, bir başkasına haset etmiyor ve kıskançlık beslemiyordu. Sanki herkes, birbirinin teminatı altında idi. Kimse kimsenin hakkını yemiyor, birbirini kırmıyordu. Kimse, kul hakkıyla kıyamet günü Mevla'nın huzûruna çıkmak istemiyordu, istisnasız herkes, Allah rızasını düşünüyor, Allah rızası için konuşuyor, Allah rızası için yaşıyordu. Sultanın ömrü ve ordusunun muzafferiyeti için dua ediyorlardı. Cemiyet, ince ruhlu, rikkat-i kalbiyye sahibi derin insanlarla doluydu. Mahkemelerde ağır cezalık hiç bir dava yoktu. Hırsızlık, katil, ırza tecavüz, dolandırıcılık -âdetâ- meçhuldü.

Osmanlı egemenliği hiç bir zaman kaba kuvvetin eğemenliği olmamıştır. Çünkü Kaba Kuvvet Sevgi Tanımaz Yaşama Sevincini Yok Eder. Kaba kuvvet; sevgi, şevkat, özveri gibi insani duygulardan uzak, sertlik ve hatta haksızlıklara dönük, gücü oranında ezici ve savaşcı bir kavramdır. Kaba kuvvet kendini haklı görme ve gösterme eğilimindedir. Kendini savunma adına, kendini savunamayanları ezmek isteğindedir. Kaba kuvvet sevgi diye birşey tanımaz. Amacı elindeki maddi ve manevi yetkileri baskı unsuru yaparak hükmettiği kişi veya toplumun sesini kısmak; yaptırım gücünü kullanarak istediğini elde etmektir. Dolayısıyla kaba kuvvet baskısı altında yaşayan kişi veya toplumlar sindirilmiş, yılgın ve çaresizdirler. Sadece köle gibi yaşamaya mahkumdurlar. Yaşantılarından beklenti ve umutları yoktur.

Ancak, kuvvet akıl ve bilgi ile birleştirilirse hak ve adalete zafer kazandırır. Adelenin değil adâlet’in temel olduğu toplumlarda kişilerin hak ve özgürlükleri vardır. Kuvvet adalet’e, doğruya, iyiye hizmet ettiği sürece güzeldir. Kuvvet güzelliklere, iyiliklere her zaman destektir. Bir binanın güzelliği kadar kuvvetli olması da önemlidir. Aksi takdirde yıkılır. Kuvvet akıl ve erdemle bir araya gelirse huzur sağlar ve sağlam toplumlar yaratır. İnsanlığın kalkınması, teknoloji ve bilimde ilerlemesi genellikle akla dayalı bir kuvvetin hüküm sürdüğü toplumlarda daha hızlı olmuştur. Kaba kuvvet yerine adil kuvvetlerin hâkim olduğu toplumlardaki sevgi ve güzellik dolu huzurlu ortam, çalışma arzusunu, dolayısıyla verimliliği arttırır. Bu da zenginlik ve mutluluk getirir. Mutlu bir kimseye göre çevresindeki her şey güzeldir. Saadet dedikleri de gönül rahatlığından ibaret değil midir?

Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinat eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur.
“Osmanlı Devletini ihtiraslar, cehalet ve mantıksızlık yıkmıştır” Ne yazık ki: Osmanlı egemenliği sadece şerrî adâlete dayanıyordu. O yüzden yıkılmıştır.

Atatürk ise milli iradeye dayanan adâleti savunuyordu.
“Toplumda en yüksek hürriyetin, yüce eşitlik ve adâletin temini, istikrarı, korunması, ancak, tam katî mânasıyla millî hâkimiyetin gerçekleşmiş bulunması ile kaimdir. Binaenaleyh, hürriyetin de eşitliğin de adâletin de dayandığı nokta millî hâkimiyettir” “Hakikatte unutulmamalıdır ki, gerçek hâkim olan ve her şeyi idare eden makam, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”
“İki yüzyıldan beri memleketimizde bazı reform hareketlerine girişilmiş fakat, istenilen sonuca erişilememiştir. Çünkü yenilik yapmak isteyenler, ille de bunu şeriata dayandırmak istiyorlardı. Halbuki artan ihtiyaçlar, tarihin ileriye doğru akışı karşısında değişmez kalıplar, gerekli esnekliği gösteremezler. Atatürk ise yeni Türk devletini şeriata değil, akla ve ilime dayandırma kararında idi ve öyle de yaptı.
Türkiye, işte bu yoldaki galat fikirler, galat zihniyetlere sahip olanlar yüzünden her asır, her gün, her saat biraz daha tedenni, biraz daha sukut etmiştir. Maddi ve bilhassa mânevi sukut korku ile, aciz ile başlar. Aciz ve korkak insanlar, herhangi bir felâket karşısında milletin de atalete duçar olmasına ve müçtenip bir hale gelmesine saik olurlar. Türkiye’yi böyle sakim yollarda inkıraz ve izmihlâl vâdisine sevk edenlerin elinden kurtarmak lâzımdır. Bunun için, keşif olunmuş bir hakikat vardır, ona tebaiyet edeceğiz. O hakikat şudur : Türkiye’nin re’si tefekkürünü, büsbütün yeni bir imanla donatmak.. bütün millete ceyyid bir mâneviyat vermek..”

Atatürk, yeni Türkiye’yi; demokrasi ruhu, ulusal irade egemenliği ve çağdaş uygarlık temeli üzerine oturtmak istemiş ve bu uğurda hayatını hiçe saymıştır. Bu nedenle“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diye haykırmıştır. O’na göre:
“Devlet ve milletin mukadderatında millî irade âmil ve Hâkimdir”
“Eşitliğin de dayanağı millî hâkimiyettir”
“Adâletin de dayanağı millî hâkimiyettir”
“Hürriyetin de dayanağı millî hâkimiyettir” Millî hâkimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar”

Kaynakça:
“Hak bu kim lütf- i Hakdürür sultan
Zıll – i Yezdan, niyaz – ı emn- ü eman

Nass – ı kat – i eğerçe Kur’andır :
Kat’eden zullmü tiğ – i sultandır.”
Türk Ansiklopedisi, 1970 yılı baskısı
Kafirler yâni o devir anlayışına göre müslüman olmayanlar insanlık ve hürriyet düşmanı idiler.
Atatürk’ün vecizesi. Kaynak: Oktay Verel “Vatan Sana Minnettardır” yıl:1981 s.503
a.g.e. 17 Şubat 1923 s. 165
Aralık 1922
a.g.e. s.288
a.g.e s.287
20 Ocak 1923
Temmuz 1919
Mart 1923
Mart 1923
1 Eylül 1924
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
08-18-2008, 03:39 PM
Mesaj: #2
RE: EGEMENLİĞİN TEMELİ ADALETTİR
Hocam adalet hakkında çok güzel bir makale hazırlamışsınız.Makalenizi okurken bir televizyon kanalında dinlediğim bir söz aklıma geldi.Bu söz Endülüs Emevi Devleti'nden kalma bir kitabede yazılıdır.Şöyle denilmektedir:"Alemin(devletin) dört direği vardır.Birincisi ilimdir,ikincisi adalettir,üçüncüsü korkusuzların cesaretidir,dördüncüsü muttakilerin duasıdır"

İlim olmadan hiçbir şey olmaz.Adaletin nasıl uygulanacağı da ilimle bilinebilir ancak.Adaletin koruyucusu da sizin de belirttiğiniz gibi kılıçtır.Yani kitabedeki sözde belirtilen korkusuzların kılıcıdır.Dördüncü direk olan muttakilerin duası ise bu kılıca sevgi katar.Gül Baba'da olduğu gibi...Onun da bir elinde kılıç vardır.Bir muttaki olarak duasının sembolü güldür.Tüm bunlar bir araya geldiğinde ise dengeli,huzurlu bir toplum oluşur,milllet yaşar.Milleti yaşayınca da devlet yaşar.

Osmanlı'nın yıkılışındaki temel sebeb adaletin bozuluşudur.Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi boyunca geçirdiği büyük badireler olmuştur.Bunlardan birisi de adaletin bozulmasıyla birlikte türeyen ayanlardır.Osmanlı'yı bir iç kargaşaya sürüklemiştir bu sınıf.Dışarıyla mı içeriyle mi uğraşacağını bilemeyen Osmanlı en azından iç huzuru için diğer devletlerin uydusu haline gelmeyi kabullenmiştir.
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
08-21-2008, 10:50 PM (En son düzenleme: 08-21-2008 10:52 PM bayundur.)
Mesaj: #3
RE: Egemenliğin Temeli Adalettir
Tosun Saral demiş kiNe yazık ki: Osmanlı egemenliği sadece şerrî adâlete dayanıyordu. O yüzden yıkılmıştır.

Tosun bey bu iddiaya katılamıyorum ne yazık ki. Osmanlı sadece Şerri adaletle değil yerine göre örfi hukukla da idare ediliyordu. Mesela Fatih ve Kanuni Şerri hükümlere ters düşmeme kaydıyla yeni kanunlar hazırlatmıştı. Ayrıca taşra da ve azınlıkların kendileri arasında örfi hukukun şer'i kadar olmasa da hatırı sayılır bir itibarı vardı. Sadece Şer'i ahkama göre yönetilen ülkelerde böyle bir şey yapılsaydı bu bid'at sayılacağı için hoş karşılanmazdı şüphesiz. Ayrıca 1868-1878 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyonla Mecelle denilen yeni bir kanunname hazırlamış ve bu hukuk her ne kadar şer'i ahkama göre düzenlenmişse de Batı'nın pozitif hıukuk sisteminden de esintiler yapılmıştır. Bu hususta Ahmed Akgündüz hocanın eserlerinde ayrıntılı bilgiler mevcut. İlgili arkadaşlar bu eserlerden yararlanabilirler.

rasti rusti
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Foruma Git: