|
Equilibrium
|
|
08-17-2008, 03:55 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
Equilibrium
![]() http://www.dumbdistraction.com/Images/equilibrium.jpg Bu film hakkında uzun zamandır bir şeyler yazmak istiyordum. Çünkü hem konusu yönüyle, hem de görsel yönden beni çok etkileyen bir yapım. Özellikle Fahrenheit 451, 1984 ve Cesur Yeni Dünya gibi eserlere göndermeler yapan anti-ütopya tarzı bir film. Çıktığı dönemde Matrix'in gölgesinde kaldığı için sinemalra dağıtılmamış, bunun yerine DVD yoluyla dağıtılmış ve inanılmaz satış rakamları yakalamıştı. Önce konuya değinelim. Film gelecekte Libria isimli bir şehir devletinde geçiyor. 21. Yüzyıl başlarında 3. Dünya Savaşı patlak vermiş ve dünya harabeye dönmüştür. İnsanlık, bu savaş ve bundan önceki savaşların baş sorumlusunun insanın duyguları olduğuna kanaat getirmiştir. Bu yüzden her gün belli saatlerde, devlet tarafından üretilen Prozium isimli bir ilaç alınarak tüm duygular bastırılmakta, insanlar adeta birer robot gibi yaşamaktadır. İlacını almayan ve hisseden kişiler "hissetme suçlusu" olarak tutuklanmakta ve yakılarak idam edilmektedirler. Bu yeni rejim insanların Baba(Father) olarak adlandırdıkları bir lider tarafından yönetilmektedir. Evlerin içi de dahil olmak üzere her yerde bulunan dev ekranlarda 24 saat Baba'nın konuşmaları yayınlanmaktadır. Bu konuşmaların ana konusu ise duyguların ve hissetmenin her türlü sorunun temeli olduğudur. Bu rejimin en büyük kanun gücü ise Grammaton Rahibi denilen sınıftır. Bu sınıf dövüş sanatlarında uzmandır ve ayrıca Gun Kata olarak bilinen uzakdoğu sporlarıyla ateşli silah kullanımından oluşan özel bir dövüş sanatı uygulamaktadırlar. Bu rahipler rejime boyun eğmeyi reddedip yeraltında yaşayan ve "Direniş" olarak adlandırılan gruba karşı mücadele vermektedirler. Grammaton Rahipleri arasındaki en seçkin isim Rahip John Preston'dır. Preston'un karısı da bir kaç sene önce hissetme suçlusu olarak idam edilmiştir. 2 çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Preston, beraber göreve gittikleri ortağı Rahip Errol Partrigde'ın davranışlarından şüphelenmeye başlar. Ortağının hissetme suçlusu olduğunu öğrendiği anda cezasını verebilecek kadar adanmış biridir. Sonunda ortağını suçüstü yakalar. Partridge gizlice William Butler Yeats'in şiirlerini okumaktadır. Preston ortağını oracıkta infaz eder. Ertesi gün Preston elinde hiç Prozium kalmadığını görür. Almak için gider ama fabrika saldırı tehdidi yüzünden kapalıdır. İlacını alamamanın sonucu olarak hissetmeye başlar. Hayatında hiç hissetmediği şeyleri hissetmeye, görmediği şeyleri görmeye, duymadığı şeyleri duymaya başlar. Bambaşka bir adam olur ve uğrun hayatını adadığı rejime karşı bir tehdit haline gelir. İşte hikayemiz bu şekilde başlıyor, sonradan iyice dallanıp budaklanarak, tempoyu hiç düşürmeden, güzel bir finalle noktalanıyor. ![]() http://seriousnerd.files.wordpress.com/2...ibrium.jpg Şimdi filmin asıl anlattığı şeylere gelelim. Film aslında ideal bir toplumu inceliyor. Suç işlenmeyen, şiddet olayı yaşanmayan, savaş tehditi altında kalmayan huzurlu bir toplumu resmediyor. Ve şu soruyu soruyor: Tüm bunlar için bizi biz yapan hislerimizden vazgeçmeye değer mi? Hissetmek o kadar dışlanmış ki, mimari veya yaşamın diğer yerlerinde estetikten eser kalmamış. İnsanlığın hafızası resetlenmiş. Geçmişe dair herşey yokedilmiş. Müzik, sinema, resim vs. tüm sanatlar dışlanmış. Öyle ki filmin açılış sahnesinde Direniş'in bulunduğu bir mekana baskın yapılıyor. (Direniş dediğime bakmayın, adamların tek direnişi hissetmek. Yoksa öyle aman aman silahlı mücadeleleri falan yok.) Baskın yapılan yerde direnişçiler eski sanat eserlerine bakıyorlar. Rahipler ve polis direnişçilerin hepsini öldürdükten sonra, sanat eserlerinin bulunduğu gizli yeri açıyorlar. İşte orada karşılarına Da Vinci'nin Mona Lisa'sı çıkıyor. Bir uzman elindeki cihazla portrenin orijinal olduğunu onaylıyor. Rahip preston yanındaki alev makineli ekibe tereddüt bile etmeden emrini veriyor: Yakın! Burada Mona Lisa'nın seçilmesinin başlıca nedeni, bu portrenin günümüzün en önemli ve paha biçilmez sanat eseri olmasına rağmen, bu toplumda hiç bir değeri olmadığı ve tehdit olarak görüldüğün gösterek, rejimin tutumunu daha etkili anlatmak. Sadece resimler değil, edebi eserler, eskiden kalan objeler, plaklar vs. herşey rejimin hedefinde. Bu yönüyle Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'ini anımsatıyor. Filmin başında Mona Lisa'yı gözünü kırpmadan yaktıran Preston, ilacını 2 gün almayınca bir baskında rastgeldiği Beethoven'ın 9. Senfonisi'ni hayatında ilk defa dinleyince hüngür hüngür ağlıyor. Sabah güneşin doğuşunu hayatında ilk kez hissederek izleyince nefesi kesiliyor. Ofisinde masasının üzerindeki eşyalarının dizlişini değiştiriyor. Tabi bu hareketi şüphe çekiyor. Hissetmeyen bir toplum niye bir şeye yeniden düzen verme ihtiyacı duyar ki? Yine bir yerde oğlu Preston'a soruyor: Baba bugün okulda bir arkadaşımı gizlice ağlarken gördüm. Sence onu rapor etmeli miyim? Hayvanlar bile rejimin hedefi olmaktan kurtulamıyor. Mesela köpekler gibi yenilmeyen ve hiç bir faydası olmayan hayvanlar devlet tarafınddan görüldüğü yerde yokediliyor. Filmde Baba karakteri doğrudan 1984'teki Büyük Birader'e gönderme. Yine liderin makam odasında duvarda tablolar olması, açıkça hissettiğini belli ediyor. Burada da 1984'teki partinin üst kademe üyelerinin lüks zevklerini anımsatıyor. Yine binalarda ve muhafızların miğferlerinde sıkça göze çarpan T simgesi var. Bu da Cesur Yeni Dünya'da insanların Our Ford (Henry Ford'dan yola çıkarak Our Lord(Tanrımız) sözüne bir gönderme) dedikleri önderlerinin sembolü olan ve aslında Ford'un Model T isimli otomobiline gönderme olarak dizayn edilmiş tepesi olmayan haç. Bir de sokaklarda muhafızların yanında küçük çocuklar var. Yoldan geçen insanları inceleyip, ilacını almayanları tespit ediyorlar. Çocuğun gösterdiği kişiler hemen tutulanıyor. Bu da direkt Kamboçya'daki Kızıl Khmer rejiminde çocukların işçileri teftiş edip hangisinin çalışmadığını tespit etmesine gönderme olmuş. Orada da çocuğu gösterdiği işçi ensesine sıkılan tek kurşunla infaz edilirdi. Equilibrium gayet başarılı bir anti-ütopya hikayesi ile mükemmel bir kareografiyi içinde barındıran şahane bir film. Özellikle Gun Kata denen olay(senaryoyu yazan ve filmi yöneten Kurt Wimmer tarafından evinin arka bahçesinde icat edilmiş uydurmasyon bir dövüş sanatı) mantıken ikna edici olmasa da, izlemesi tek kelimeyle harika. Filmin başrolünde ise son dönemlerin gözde aktörlerinden olan Christian Bale var. Bu filmi izledikten sonra gördüm ki, başka adama da gitmezmiş Preston rolü. Cuk oturmuş resmen. İzlemeyenlere şiddetle öneririm. Fragman: http://www.alltrailers.net/equilibrium.html Non Silba Sed Anthar... |
|||
|
08-17-2008, 06:35 PM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Christian Bale genelde boş filmde oynamaz. Nasıl kaçırmışım derken sinemada yayınlanmadığını yazmışsın en yakın zamanda bulmalı ve izlemeliyim.
İkbal devrinde sahip olmadığın meziyetlerden dolayı övenler, Güç devrinde sahip olmadığın günahlarla suçlyacaklarından şüphe etme... Biz Türklerin viyana'ya kadar gitmesinin nedeni haçlılara iade-i ziyaretdendir. |
|||
|
08-17-2008, 07:32 PM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Filmin konusunu, göndermeleri o kadar güzel anlatmışsınız ki, kaçırılmaması gereken bir film olduğu anlaşılıyor.
Adaleti besleyen düzen değildir;düzeni ortaya koyan,gün ışığına çıkaran adalettir... Albert Camus |
|||
|
08-17-2008, 09:47 PM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Şunu da izlemek bir nasip olmadı , en yakın zamanda izleyeceğim .
Youtube'da izlediğim ateşli silahlarla yapılan dövüş sahnesi , cidden büyük bir emeğin ürünüydü ki kutup yıldızı izlediğine göre konu açısından da mükemmel bir filmdir . |
|||
|
08-31-2008, 02:47 PM
Mesaj: #5
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Sonunda seyrettim. Güzel bir filmdi. 1984 eserini okuyanlara çok tanıdık gelecek bir senaryo var. Filmle ilgili birşeyler yazmak istiyorum ama Sayın Kutup Yıldızı denilecek bir şey bırakmamış
Doğrusu çok iyi analiz etmişsiniz filmi.İlkide vizyona sokmamışlar filmi. O yılların Matrix etkisi ile taklit damgası yiyebilirdi film.Seyredilecek güzel bir film. Bulursanız kaçırmayın. İkbal devrinde sahip olmadığın meziyetlerden dolayı övenler, Güç devrinde sahip olmadığın günahlarla suçlyacaklarından şüphe etme... Biz Türklerin viyana'ya kadar gitmesinin nedeni haçlılara iade-i ziyaretdendir. |
|||
|
08-31-2008, 03:13 PM
Mesaj: #6
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Kutup Yıldızı zaten bu filmden "Matrix + 1984" diye bahsediyordu . En yakın zamanda izleyeceğim .
Silahlı dövüş sahnesi çok hoşuma gitmişti . |
|||
|
09-14-2008, 07:03 PM
Mesaj: #7
|
|||
|
|||
|
RE: Equilibrium
Filmi daha önce televizyonda üstün körü izlemiştim.Şimdi ilk defa adam akıllı izleme imkanım oldu.Konu itibariyle güzel bir film.1984 kitabında olduğu gibi totaliter rejimler eleştiriliyor.Filmin başında özellikle Saddam ve Stalin fotoğraflarının koyulması bunu açıkça belli ediyor.Tabi totaliter deyince de insanların aklına sürekli sosyalizm geliyor.Film 1984 kitabına oldukça benziyor.Rahibin çocuklarının sürekli onu kollaması 1984'te de olan bir durumdu.Çocuklar rejime o kadar bağlı olarak anlatılmışlar ki her biri doğal birer ajan pozisyondadırlar.
İzlerken duygularımın olduğuna çok şükür ettim.Gerçekten de bizi biz yapan en önemli şeylerden birisi duygularımız.Onun haricinde yüksek kapasiteli yapay zekadan ne farkımız olabilirdi? Filmin konusu oldukça güzel ama filmde kullanılan müzikleri,kullanılan çekim tekniğini hiç beğenmedim.Bu da bence filmin etkileyiciliğini azaltıyor.Böyle güzel konusu olan bir film kesinlikle daha etkileyici yapılabilirdi. |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım
![[Resim: equilibrium.jpg]](http://www.dumbdistraction.com/Images/equilibrium.jpg)
![[Resim: equilibrium.jpg]](http://seriousnerd.files.wordpress.com/2007/12/equilibrium.jpg)




Doğrusu çok iyi analiz etmişsiniz filmi.