Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Türk Denizciliğinin Altın Yılları
03-13-2011, 08:53 PM (En son düzenleme: 03-13-2011 08:57 PM bayundur.)
Mesaj: #1
Türk Denizciliğinin Altın Yılları
Türk denizcilik tarihinin altın yılları olan 16.ıncı yüzyıl denizcilik tarihine ait makale ve yazıları buradan paylaşacağım.

Alıntı:
Çok ilginç bir Libya yazısı


Libya'yı fetheden Turgut Reis'e bölgenin valiliği verilmeyince, denize açılan büyük Türk denizcisinin arkasından donanma da hareket etmişti.


Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyılda dünya siyasetine yön verecek bir duruma gelmesi Kuzey Afrika'nın tarihi gelişimini de yakından etkiledi. 1492'de Endülüs'ün son kalıntısı olan Gırnata'nın düşmesinden sonra İspanyol ve Portekizliler, Kuzey Afrika'ya yerleşmeye başlamışlardı. Osmanlı İmparatorluğu, Barbaros ile birlikte denizlerde etkin hâle gelince Kuzey Afrika'da, Avrupalılar'la hâkimiyet mücadelesine girdi. Hristiyanlar'ın Kuzey Afrika'yı ele geçirmeleri bu bölgelerdeki Türk korsanlarıyla Osmanlılar'ın işbirliği yapması sayesinde önlendi.

Libya'nın işgalden kurtarılması
Cezayir'i Barbaros kardeşler, Tunus'u Kılıç Ali Reis ve Sinan Paşa, Libya'yı ise Turgut Reis fethetmişti. Türk denizcilik tarihinin en önemli isimlerinden Turgut Reis, Muğlalı bir Türk'tü. Barbaros Hayreddin Paşa, korsanlık yaptığı dönemde Turgut Reis'in denizcilik kabiliyetini fark ederek yanına aldı. Turgut Reis, daha sonra Barbaros'la birlikte Osmanlı hizmetine girdi. Barbaros'un ölümünden sonra Turgut Reis gibi bir denizci kaptanıderya yapılmadı. Turgut Reis, Veziriazam Rüstem Paşa'nın kaptanıderya olan kardeşi Sinan Paşa'ya rakip olarak görüldüğü için reise üst düzey bir görev verilmemişti.

Osmanlılar o dönemde Kuzey Afrika'da siyasi mücadeleye girmişlerdi. Kanunî Sultan Süleyman, Trablusgarp'ın (Libya) fethedilmesini istiyordu. Asırlarca Müslümanlar tarafından idare edilen Trablusgarp, 1510'da İspanyollar tarafından işgal edilmişti. İspanya, 1530'da da Trablusgarp'ı Malta (Rodos) Şövalyeleri'ne vermişti. Bölge Müslümanlar'ı işgalcilere karşı direnseler de kendi güçleriyle düşmanla başedemeyeceklerini anladıkları için Osmanlı yönetimine müracaat etmişlerdi.

Donanma Reis'in arkasından gidiyor
Kanunî, Trablusgarp'ın fethedilip, Müslümanlar'ın işgalden kurtarılması için hazırlıkların başlaması emrini verdi. Turgut Reis'e de bir Kur'an ve bir altın kılıç gönderip, Trablusgarp'ın fethine yardımcı olması emredilmişti. Eğer Trablusgarp fethedilirse bölgenin valiliği Turgut Reis'e verilecekti.

Turgut Reis ile birleşen Osmanlı donanması önce Malta Adası üzerine harekete geçti. 1551 Temmuz'unda ada topa tutulup, yağmalandı. Malta'nın yanındaki Gazo Adası zaptedildi. Malta'dan sonra Trablusgarp'a geçildi. Trablusgarp Kalesi kuşatıldı. Kale surlarında açılan büyük bir gedik direnişi kırdı ve kale 15 Ağustos 1551'de teslim oldu. Kaptanıderya Sinan Paşa'nın Trablusgarp Valiliği'ni Turgut Reis'e verdirtmeyip, Tacura Sancakbeyi Murad Bey'i vali olarak tayin etti. Bunun üzerine Turgut Reis de donanmadan ayrıldı. Turgut Reis donanmayı terk edince leventlerin büyük bir kısmı da Reis'in ardından gitti. Turgut Reis denizcilerin bir kısmını Osmanlı donanmasına geri döndürdü.

Daha sonra Turgut Reis'e Karlıili Sancakbeyliği verilerek gönlü alınmaya çalışıldı. 1554'te Kaptanıderya Sinan Paşa'nın ölümüyle reisin önündeki en büyük engel kalkmıştı. Bir süre sonra İstanbul'a gelen Turgut Reis, Kanunî'ye kendisine Trablusgarp Valiliği vereceği vaadini hatırlatınca, padişah tarafından 1556'da Libya Valiliği'ne tayin edildi. 1565'te şehit olana kadar Libya Valiliği yaptı ve Libyalılar tarafından şükranla anıldı.

TURGUT REİS
Menteşeli (Muğlalı) Veli adında Türk bir çiftçinin oğlu olan Turgut Reis 1485'li yıllarda doğdu. Avrupalılar'ın Dragut olarak andıkları Turgut Reis, o dönemdeki birçok Türk denizcisi gibi denizcilik kariyerine korsanlıkla başladı. Bu yıllarda Barbaros Hayreddin Paşa tarafından denizcilikteki yeteneği anlaşıldı. Barbaros Hayreddin Paşa ise "Benden ileridir" diyerek Turgut Reis'in kabiliyetlerini överdi.

Turgut Reis, denizlerde dolaşırken 1540'ta Korsika'da İspanyollar'a esir düştü. Şanlı denizcimiz uzun bir esaret hayatı geçirdi. Düşman gemilerinde uzun süre kürekçi olarak çalıştırıldıktan sonra Cenova'da hapsedildi. Barbaros Hayreddin Paşa tarafından 1543'teki Fransa seferi sırasında kurtarıldı. Hapisten çıktıktan sonra Afrika kıyılarındaki birçok yeri fethedip, Cerbe Adası'nı da kendisine üs yaptı.

Turgut Reis, sultanın emriyle 1551'de Trablusgarp'ı fethetti. Ancak bölgenin valiliği kendisine verilmedi. Turgut Reis, daha sonra İstanbul'a gelerek Kanuni Sultan Süleyman'a bağlılığını sunup, sultanın elini öptü. Sultan Süleyman da Turgut Reis'e Karlıeli Sancakbeyliği ve emrindeki reislere "kadırga reisliği" verdi. 1554'te de Trablusgarp Valiliği Turgut Reis'e verildi.

Osmanlılar'ın denizlerdeki en büyük düşmanı olan Rodos Şövalyeleri Rodos'un fethinden sonra Malta'da faaliyet gösteriyorlardı. Batı Akdeniz hâkimiyeti için Malta'nın fethi gerekliydi. Osmanlı donanması Malta'ya hareket etti. Ancak Malta fethedilemediği gibi Turgut Reis de 15 Haziran 1565'te Malta Kuşatması'nda kafasına bir gülle parçasının isabet etmesi sonucu şehit oldu.

Turgut Reis'in cenazesi kendi fethettiği Trablusgarp'a götürülerek, yine kendi yaptırdığı caminin avlusundaki türbesine defnedildi.

Erhan Afyoncu

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/1457...aberi.aspx

Alıntı:
'Bir tane Müslüman kalmazdı'


Muammer Kaddafi Batı'yı Barbaros'la tehdit etmiş, ancak nankörlük ediyor. Barbaros kardeşler olmasaydı bugün Kuzey Afrika'da bir tane Müslüman kalmazdı.
1492'de Gırnata'yı işgal edip, Endülüs'ün son izlerini sildikten sonra İspanyollar Kuzey Afrika'ya gözlerini diktiler. 16. yüzyılın başlarında Tunus, Cezayir ve Libya Hristiyanlar'ın eline geçti. Kuzey Afrika Endülüs olmak üzereydi. Osmanlı İmparatorluğu denizlerde kuvvetli olmadığı için Kuzey Afrika'ya yardım etmesi zordu. Ancak o sıralarda Batı Anadolu'dan kalkıp Akdeniz'de korsanlık yapmaya başlayan Türkler Kuzey Afrika'nın kaderini değiştirdi. Bunların başında da Barbaros kardeşler geliyordu.

ORUÇ REİS'İN ŞEHADETİ
Barbaros kardeşlerin en büyüğü Oruç Reis, 1510'da Anadolu kıyılarından ayrılarak, kardeşi Hızır ile birlikte Tunus kıyılarındaki Cerbe Adası'na gitmişti. Burada kazandıkları başarıları şöhretlerini ve servetlerine artırdı. Bu sırada Afrika yavaş yavaş İspanyol hakimiyetine giriyordu. Ancak İspanyollar, Afrika'daki topraklarının anavatanlarına uzaklığından dolayı bu bölgelerde hakimiyetlerini rahatça kuramıyorlardı. Bu sırada Cezayir'den gelen bir heyet Barbaroslar'dan İspanyollar'ın Becaye'den çıkarılmasını talep etti. Bunun üzerine 1512'de harekete geçen Barbaroslar, Becaye'nin 60 mil doğusundaki Çiçel'i ele geçirdiler. Daha sonra Cezayir halkının onları davetinden de istifade ederek, 1516'da Cezayir'e hakim oldular. Oruç Reis hükümdarlığını ilân etti.
Cezayir'in Barbarosların eline geçmesi İspanya açısından büyük bir tehlike olarak görüldü, ancak Şarlken'in gönderdiği donanma bir sonuç alamadı. Bunun üzerine İspanyollar, Tlemsen emirini devreye soktular. Durumu haber alan Oruç Reis, Tlemsen'i zapt etti. Fakat daha sonra 1518'de yerli halk ve İspanyollar'la yaptığı mücadelede şehid düştü. Oruç Reis son derece atak ve gözü kara idi. Ölümünden sonra yerine kardeşi Hızır Reis geçti. Hem İspanyollar'la, hem de yerli ahali ile uğraşan Hızır Reis bir ara Cezayir'i terketmek zorunda kaldı, ancak kısa bir süre sonra daha kuvvetli bir şekilde buraya hakim oldu.

BARBAROS OSMANLI HİZMETİNDE
İspanyollar karşısında tek başına mukavemet edemeyeceğini anlayan Hızır Reis, Mısır'ı fetheden Yavuz'a bir heyet göndererek, bağlılığını bildirdi. Durumu memnuniyetle karşılayan Yavuz Sultan Selim Barbaros'a asker ve gemi yardımında bulundu. Daha sonra Kanunî, Avrupa ile mücadele için son derece isabetli bir düşünceyle denizlerdeki açığı kapatmak gayesiyle Cezayir'i ele geçirmekle kendisini ispat eden Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı. Padişah gönderdiği fermanda, "İspanya'ya sefer etmek muradımdır, bir yarar adamını yerine koyup gelesin. Eğer muhafazaya kadir kimse yoksa yazıp, bildiresin" diyordu.
Cezayir'de durumu emniyete alan, Barbaros döneminin tecrübeli denizcilerinden 18 kaptanı da yanına alarak, 1532 Ağustos'unda İstanbul'a doğru yola çıktı. 1533 yılının Aralık ayında İstanbul'a gelen Hızır Reis büyük şenliklerle karşılandı. Kanunî'nin huzuruna çıkan Hızır Reis, etek öpmeyi bilmediğinden doğrudan ilerleyerek padişahın elini öptü ve karşısına oturdu.
Barbaros'un donanmanın başına geçmesi ile Osmanlılar karaların yanı sıra denizde de hakimiyet kurmaya başladılar.1538'deki Preveze zaferiyle bu savaştan sonra çeyrek asır boyunca, Türkler Akdeniz'de üstünlüğü elinde tuttular.
Barbaros'un ölümünden sonra da Türk korsanları Osmanlı hizmetinde Kuzey Afrika'da faaliyet göstermeye devam ettiler. Meşhur Türk korsanlarından Turgut Reis, 1551'de Trablusgarb'ı, Uluç Ali Reis de 1574'te Tunus'u Hristiyan işgalinden kurtardı. Daha sonra Fas Sultanlığı'na yardım edilerek Portekizliler'in bu ülkeyi işgali önlendi.
Osmanlı İmparatorluğu, Barbaros Hayreddin Paşa ile birlikte denizlerde etkin hâle gelmiş ve Kuzey Afrika'da, Avrupalılar'la girdiği hakimiyet mücadelesini kazanmıştı. Kuzey Afrika'nın Endülüs'ün akıbetine uğramaktan kurtarılması başta Barbaros kardeşler olmak üzere Akdeniz'deki Türk korsanlarıyla Osmanlı Devleti'nin işbirliği yapması sayesinde önlenmişti.

Erhan Afyoncu

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/1459...aberi.aspx

rasti rusti
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
03-18-2011, 10:10 PM (En son düzenleme: 03-18-2011 10:10 PM bayundur.)
Mesaj: #2
RE: Türk Denizciliğinin Altın Yılları
Osmanlı’nın korsanları ‘haydut’ değil akıncıydı


Klasik Osmanlı düzeninde atlı komando sınıfına “akıncı” ve bahriyede deniz akıncı sınıfına “korsan” denir. Akıncı’nın karada yaptığını korsan, denizde ifa eder. Osmanlı hasmı devletlerin ulaştırma yollarını kesmek, ekonomik güçlerini sarsmak, ticaretini engellemek, baskın yoluyla tahrîb etmek...
Klasik Osmanlı Türkçesi’nde korsan kelimesinin, bugün kullandığımız deniz haydudu manası yoktur. O devirde denizde dolaşan soygunculara “deniz harâmîsi, deryâ şakıysi, deniz eşkıyâsı” denmektedir. Nitekim Avrupa dillerinde iki kavram ayrı kelimelerle ifade edilir: Fransızca’da corsaire ve pirate (korser ve pirat) kelimeleri gibi...
Akıncı şairlerimiz gibi korsan şairlerimiz de vardır. Halk şiiri şekillerini (formlarını) ve hece veznini kullanırlar. Bunlar bestelenir, saz eşliğinde okunurdu. Korsanlığın büyük merkezi Cezâyir şehri idi. Atlas Okyanusu’ndaki üslerimiz ve filolarımız buraya bağlı idi. Cezâyir beylerbeyisi denen oramiral paşamızdan emir alırlardı ki ilki sonradan kapdân-ı deryâ olan Barbaros Hayreddin Paşa’dır. Çok mütebahhir Fransız Türkoloğu Jean Deny (Jan Döni), Cezâyir’de yetişen saz şairlerimizin Türkçe şiirlerini toplayıp 1925’te Paris’te yayınlamıştı. Aşağıdaki şiirler, buradan alındı. İşte bir koşma:
Korsanlık ederken Hind’in yolunda
Nemse’nin bâcın aldı Cezâyir
Urûm’da, Acem’de halkın dilinde
Küffârın bağrını deldi Cezâyir
Gaazîler dîn-içün kılıç saldılar
Kanarya Boğazı’nda şikâr buldular
Kimisin bastırıp kimin aldılar
Adûyu gamlara saldı Cezâyir
Mâl-alıp esîrin mezâd-etdiler
Batırıp gemilerin mat etdiler
Yedi kral birden feryâd-etdiler
Şimdi cevâhirle doldu Cezâyir
Şiirde geçen Kanarya Boğazı, İspanya’nın Kanarya Adaları’nı Fas’tan ayıran Atlantik Boğazı’dır. Kanaryalar’dan Lanzarote ve Fuerteventura adalarına yapılan Osmanlı deniz seferleri ünlüdür. Benli Ali adındaki saz şairi Levend, 1664’te Fransız donanmasının büyük bozguna uğratılmasını semâî şeklinde yazdığı manzumesinde devrin padişahı (1648-1687) Dördüncü Sultan Mehmed’e hitâp ederek şöyle anlatıyor (şiir olağanüstü liriktir):
Pâdişâhım Cezâyir’in
Yarar arslan yatağıdır
Zâviyesidir hem Resûl’ün
Gerçek erler otağıdır
Allâh-olsun kıyl-ü kaalin
Lutfu çokdur Bî-Zevâl’in
Cezâyir yedi kralın
Dâim başı nacağıdır
Cezâyir Hak taâlâ’nın
Yanar nûr-i çerâğıdır
Kıl duânı pâdişâhım
Sanma menzil ırağıdır
Coşar deryâ, eser bâdı
Kılıç ile arar yâdı
Sedd-i İslâm’dır bir adı
Akdeniz’in bucağıdır
Cezâyir’in kahramânı
Severler Âl-i Osmân’ı
Kâfire vermez amânı
Hacı Bektaş koçağıdır
Ser-alır ser değişiriz
Döğe döğe yenişiriz
Sebîlullâh döğüşürüz
Şehîd gaazî kırağıdır
Murad Reîs’in on bir ay Atlas Okyanusu’nda gezdiği bir seferde, Akdeniz’in mor sünbüllü dağlarını özleyen diğer bir levend şairimiz koşma’sında şöyle diyor:
On bir ay oturdum bir han içinde
Yedi deryâ geçdim bir gün içinde
Rabb’im bize kısmet eyle karayı
Evvel karayı da sonra sılayı
Akdeniz üstünde sünbüllü dağlar
Murâd Reîs oturmuş dümend’ ağlar
Kral kızı karşıda başın bağlar
On bir ay dedikde göründü dağlar
Kim bilir hangi kralın kızı? Murad Reis kim bilir hangi sahilleri vurmuş? 17. asırda Türk korsan filolarının Kanada ve bugünkü Birleşik Amerika’nın Atlantik kıyılarını vurduğunu biliyoruz. İzlanda, İrlanda, Büyük Britanya adaları ise, Türk filolarının sürekli gittikleri kuzey bölgesi idi. İngiltere sularında sürekli bir Osmanlı filosu bulunuyordu. Filonun üssü, çok uzun müddet Türklerin elinde kalan ve bir türlü İngilizlerce geriye alınamayan Lundy adası idi. Bu ada, Bristol Kanalı’nı kapatır. 18. asırda Türkler, Atlas Okyanusu’ndan çekildiler ve Akdeniz’de deniz üstünlüğünü kaybettiler.

Yılmaz Öztuna

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledet...?id=484069

rasti rusti
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
03-22-2011, 03:18 PM (En son düzenleme: 03-22-2011 03:22 PM erkut.)
Mesaj: #3
RE: Türk Denizciliğinin Altın Yılları
Bizde o dönem korsan lafı ne kadar kullanılırdı ben bilmem, ama İdris Bostan; "Kendilerin daha çok levent şeklinde bahsedilen Osmanlı korsanları(...)" demiş. (Bkz. "Osmanlılar ve Deniz, Deniz politikaları, Teşkilat, Gemiler" Küre yayınları, s.12)
Zaten korsan dediğin devletin müsadesi ile kendi namına ganimet toplayandır, bir devletin donanmasına dahilse korsan değil bahriyeli/levent olur...

Alıntı:Mümtaz Soysal - Açı
Haydutluk ve Cahillik

[...]Daha çok deniz terminolojisindeki cahilliğimize ilişkin ilk kusur şu: Olay, “korsanlık†değil, bir “deniz haydutluğuâ€Âdur. Deniz hukukunda ikisi ayrı: Korsanlık, artık neredeyse ortadan kalkmış sayılır; çünkü arkasında bir devletin bulunduğu, onun hoşgörüsüyle başka devletlerin gemilerine karşı yapılan eylemlerin adıdır. Özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Osmanlı kaptanlarının, Türk ya da başka kökenden de olsa düşman sayılanların, hatta Müslüman olmayanların gemilerini talan etmeleri, yolcuları esir almaları korsanlıktı; nitekim bu kaptanların çoğu sonradan devlet hizmetine de girmiş, “kaptan-ı derya†falan olmuştu. Yirmi birinci yüzyılda olanların adı ise, hukukta “piraterie†ya da “piracy†denen “deniz haydutluğuâ€Âdur. Bir devletin karasuları içinde işlenmişse, suçluların yakalanması ve cezalandırılması o devletin sorumluluğuna girer. Karasuları dışında işlenmişse, önlenmesi bütün devletler için hem hak hem de ödevdir.[...]
2 Kasım 2008 - Cumhuriyet

Düşünüyorum o halde vurun...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
03-22-2011, 04:42 PM
Mesaj: #4
RE: Türk Denizciliğinin Altın Yılları
Erkut okunmuyor...

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib!
Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır.
Fuzûli
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
03-23-2011, 11:15 AM
Mesaj: #5
RE: Türk Denizciliğinin Altın Yılları
Korsan dediğin devlet müsadesi ile kendi namına ganimet toplar, devetin dananmasındakilere levent derdi Osmanlı diyordum. Bir de geçen Türk Denizcilik tarihinde İdris Bostanın bir makalesini okudum, Müslümana deniz gâzisi yada levent, kefereye korsan denirdi yazmış... (Bi de o komanda lafı garibime gitti)

P.S.:Vallahi üşendim bi daha deminkini aynen yazmaya...

Düşünüyorum o halde vurun...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Altın yapma hayali idam sehpasında son buldu bayundur 0 568 09-06-2009 09:29 PM
Son Mesaj: bayundur

Foruma Git: