|
Osmanlı Meclisi Meb’usanında Siyonizm Tartışması
|
|
03-12-2011, 03:37 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Osmanlı Meclisi Meb’usanında Siyonizm Tartışması
Osmanlı Meclisi Meb’usanında Siyonizm Tartışması (*)
Siyonist projeyi Osmanlıyı soyarak finanse ettiler “Bu konuyu ilk kez kürsüye getiren Gümülcine Meb’usu İsmail Hakkı bey oldu. İsmail Hakkı bey, ikinci Meclisi Mebusan’da İttihat ve Terakki Fırkasından üye seçilmiş fakat muhalefet kanadını oluşturarak gidişe karşı çıkmış ve daha sonra da Ahali Fırkası’nı kurmuştu (21 Şubat 1910). İttihat ve Terakki Fırkasından Meclis içinde ilk kopma Ahali Fırkası ile başlar. Tutarlı eleştirileriyle ilgi çeken Karasi mebusu Vasfi efendi, Tokat meb’usu Mustafa Sabri efendi Ahali Fırkasının Meclisteki gücüne katkıda bulunmuşlardı. Fırka programında, Ayan Meclisi üyelerinin belli bir bölümünün ulusca seçilmesini öngören madde ilgi çekicidir. Tümünün Padişah tarafından atanmasına bir karşı çıkmaydı bu. .. O gün 48. Birleşimde Ahali Fırkasının başkanı İsmail Hakkı bey, önemli bir konuya değinmekte, şunları söylemekteydi: İsmail bey (Gümülcine) – Berlin’de kurulan cemiyetin kararlarından bazı maddeleri arz edersem, amaçları tam anlaşılmış olacak ve sorun da artık açıklanmaktan kurtulacaktır. ‘Osmanlı devleti yönetiminde, meşrutiyetin şanlı biçimde oluşmasından beri Meclisi Mebusanın sayın üyelerinden bazılarıyla, Genç Türk’ler ve onların düşün alanı olan dergiler, ortak görüş ve düşünceleri belirtmişlerdir.’ (Gürültü) Asıl aşağıda musevilerin Filistin toprağında yerleşmesine arka çıkanlar hakkında bir takım düşünceler var. Başka bir maddede Cemiyetin başkan ve üyeleri arasında, ülkemizde yüksek makamları işgal etmekte bulunan bazı kişilerin var olduğu yazılıdır ve bu layihanın diğer bir maddesinde... Başbakan Hakkı Paşa – Bu yüksek makamı bizde mi işgal ediyorlar? İsmail bey – Evet, öyle diyor. Talat bey (Edirne) – İzin veriniz efendim. Bu sorunu anlatacağım. İsmail bey bundan bir mistere bir sır gibi söz ediyor. Oysa bu kararları aldıktan sonra buraya bir adam göndermişler ve hükümete baş vurarak Osmanlı ülkesinde Yahudi yerleşimi için izin almak istemişler. Bendeniz o adamla, yani cemiyetin sekreteri ile görüştüm. Tekliflerinin hükümetçe kesinlikle kabul edilmeyeceğini söyledim. Ve bu adam Cavit beyden randevu istedi. Cavit bey kendisiyle görüşmeyi kabul etmeyeceğini söyledi ve görüşmedi. Lütfi Fikri bey (Dersim) – Görüşmesinde bir engel vardır. Talat bey (Edirne) – Her şeyden bir anlam çıkarıyorsunuz. Fakat namus sorunudur. Herkesin namusuyla oynamayın.(Talat Paşa, Lütfi beyin Cavit bey için ‘Dönme’ imasında bulunmasına yanıt veriyor.) İsmail bey (Gümülcine) – Cemiyetin kararlarının bir maddesinde diyor ki ‘Türklerin girişimimize en uygun görünen yeri Şattülarab, Suriye, Filistin. Musevi nüfusunu uygun biçimde genişletip yoğunlaştırmak tezi bize son derece önemli görünüyor. Osmanlı devleti Musevi göçmenlere kapılarını açık bulundurduğunda, yüksek makamları işgal etmekte bulunan mezhepdaşlarımız bütün etkinliklerini Osmanlı hükümetinin politik ve ekonomik gelişmesi için kullanacaktır. Böylece yüce devlete güvenli ve etkili ortaklık yolu açılacaktır. Kuşkusuz bu ortaklığı oluşturacak Osmanlı devlet adamları ilahiri... Başbakan – Rical-i Osmani’den aşağısını da okuyunuz. Bir şey var gibi. İsmail bey – Rical-i Osmani de yararlanacaktır diyor. Başbakan – Yani para kazanacaklar. İsmail bey – Hayır, o demek değil. Yörenin imarından söz edilmek isteniyor. Çünkü Irak’ı geliştirecekler, imar edecekler. Irak’tan aşar vergisince yararlanacaklar demek istiyor. Başbakan – Yani ülke değil, rical-i Osmani yararlanacak. İsmail bey – Bunların amacı bu. Bunlar fettan adamlar ve hem de akçeli adamlar oldukları için, başka biçimde Osmanlı hükümetini güç duruma düşürüp kendilerine sığınmaya zorunlu bırakıp, amaçlarını desteklemek istemişler. Fakat bu gün o amaç desteklenmemiştir. Fakat koydukları, vaaz ettikleri parmak etkisini göstermektedir. Bunun için ben de burada söz konusu etmeyi gerekli gördüm ve bu gibi sorunlarda uyanık durmak gereğini arz etmek istedim. Rıza Tevfik bey – Cavit beyi aldatamazlar. Cavit bey hiç böyle şeylere inanır mı? İsmail bey (devamla)- Osmanlı ülkesinde bunların kökleşmesi, kurumlaşması ilk kez ne ile başladı? Denilebilir ki aynı mesleğe yararlı olan Sir Ernst Cassel tarafından başlatıldı ve Milli Banka tarafından başlatıldı. (Kişiye ait söz istemez sesleri.) Başbakan – Söyleyin, söyleyin. İsmail bey (Gümülcine) – Söylerim, ben söylerim. Bu banka, onların sermayesi ile kuruldu ve adına Milli Banka (Banka İttihat ve Terakki’nin kontrolündeydi, 1918 yılında el konuldu o.g.) denildi. Elbette bu Milli Banka, burada güçlenecek, varlıklanacak ve ülkemizde bir çok mali sorunları eline alacak, çalışacak, kazanacak ve Osmanlı maliyesinde önemli bir yeri edinecek, Talat bey tarafından red edildiği söylenen amaca ulaşmak için el altından çalışacak... Osmanlı ülkesinde maliye sorunlarını ve mali kuruluşları, imarı, şirketleri vesaireyi avuçlarının içine alarak bu yolda isteklerine ulaşmak isteyenlerin en birincisi halen büyük bayındırlık işlerinin hepsinde, oy sahibi, etki sahibi, varlık sahibi olan, Lütfi Fikri beyin de geçen günlerin birinde adını söylediği, Salem’dir. Talat bey (Edirne) – Ayıptır, o adam bu memleketin en namuslu adamıdır. Başkan – Bu sözlerle Salem beyin namusuna halel gelmez. İsmail bey (Gümülcine) – Ben size isim söylemeyeyim dedim, siz istediniz. Hamdi efendi (Antalya) – Niye kızıyorlar, ne oluyor? Başbakan (İbrahim Hakkı Paşa) – İzin veriniz. Şimdi İsmail beyefendinin söylediği sözler, gerçekten gayet kusursuz hayali bir roman oluşturuyor. Bir roman ki, bundan önceki Hakan döneminde de bundan daha güzeli yapılamazdı. Lütfi Fikri bey (Dersim) – Sizin tercüme ettiklerinizden iyi mi idi Paşa Hazretleri.(Başbakanın Abdülhamit için çevirdiği polisiye romanlara gönderme yapıyor.) Başbakan – İyi ondan da iyi. Yalınız İsmail beyefendinin iyi niyetinde kuşku yok. Çünkü söylerken çekingenliğinden anlıyorum ki bu, kendilerine hikaye edilmiş bir romandır. İsmail bey (Gümülcine) - Bende bir layiha daha var. Başbakan - İzin veriniz, size itiraz etmiyorum ki, ne cevap veriyorsunuz? O nedenle İsmail beyefendinin zihninde yer eden gerçekten bu ülkede gizli ve zararlı büyük işler olduğunu ve bir takım kişilerin büyük roller oynadığı gibi düşünceler oluşmuş. Yani, bu ülke, yakında bir İsrail devleti haline girecek ya da buna benzer bir şey olacak. Öte yandan görüyorum ki, bu ülkede namuslu tanınmış yahut yabancı olup da ülkemizde çeşitli durumda hizmet etmeye çalışmış, ama dostluk derecesinde hizmet görmeye çalışmış adamlara da bir takım suçlamalar yapılıyor... Birkaç siyonist budalanın, birkaç delinin, birkaç ahmakın düşünce ve hayale kapılmasını kabul ediyormuşuz gibi, musevi yurttaşlarımızın bir zan ve kuşkuya kapılmamalarını sağlamak için bu sorun açıklığa kavuşmalıdır. Meclisi Meb’usanda İsmail bey gibi Fırka başkanı bir meb’usun bu düşün ve kanıda devam etmemesi için de açıklığa kavuşması gerekir. O nedenle kendileri tüm bildiklerini söylesinler, biz de bildiklerimizi söyleyelim.(Alkışlar) İsmail bey (Gümülcine) – Zaten Başbakanın bu derece kuşkulanması gereksizdir. Çünkü böyle bir İsrail devleti oluşması olmadığı gibi... Gani bey (Tokat) – Devam ediniz. İsmail bey ( devamla) – Gerçekten bizde böyle bir hükümet teşekkül etmek olasılığını kabul ederiz ve bunu demin de söyledim. Fakat bunu bir roman tarzında değil, görüntülerini belli etmiş olan bu sorunu incelemek gerekiyor. Şimdiye dek, uğradığımız belalara, hiçbir şeye vaktiyle önem vermemek, hiçbir şeyi benimsememek yüzünden uğramadık ki? Bir şey gelir, adam bu şeyin önemi yok deriz, hayal deriz, o hayal, bu hayal, hepsi hayal. Potsdam görüşmesi de hayal. Fakat biz inceleyelim de zarar yok hepsi hayal olsun. İsmail Kemal bey (Berat) – Eski dönemde de örnekler söylenmiş ve doğru çıkmıştı. Başbakan Paşa nasıl inkar ediyor? İsmail bey (devamla) – Bu gibi kişiler burada mali meseleleri, mali kuruluşları güdüm ve baskı altına almak ve gerektiğinde maliye uzmanlarını başka noktalara yöneltmek ve o suretle istediklerinde başarı sağlamak için, borç sorununu o yollara yönelttiler. Borç sorununu incelerseniz, Credite Foncier gibi, Romanya’da ötede beride sürekli arazi alan Credite Mobilier gibi ve Bank Dreyfus gibi bankaların var olduğunu görürsünüz. Bu siyonist yanlısı bankalar tarafından yapılmak ist İsmail bey (devamla) – Bu gibi kişiler burada mali meseleleri, mali kuruluşları güdüm ve baskı altına almak ve gerektiğinde maliye uzmanlarını başka noktalara yöneltmek ve o suretle istediklerinde başarı sağlamak için, borç sorununu o yollara yönelttiler. Borç sorununu incelerseniz, Credite Foncier gibi, Romanya’da ötede beride sürekli arazi alan Credite Mobilier gibi ve Bank Dreyfus gibi bankaların var olduğunu görürsünüz. Bu siyonist yanlısı bankalar tarafından yapılmak istenenin, öyle Başbakan’ın dediği gibi hayal diyerek geçiştirmek değil, önemle ele alınmaya değer olduğu ortaya çıkar. Başbakan – Avrupa’nın bazı yerlerinde Musevi ahali kötü işlem görüyor ya da ülkenin yasaları musevi ahaliye bir takım sanayi ve tarımı kayıtladıkları için orada bulunan musevi ahali göç etmeye zorunlu kalıyorlar. Bilginiz içindedir ki Avrupa’da bir takım varlıklı musevi vardır. Bunlar doğal olarak onları öteye beriye yerleştirip refaha kavuşturmak istiyorlar. Nitekim ölü Baron Hirsch, gayet çok olan varlığının bir bölümünü bu hayırlı işe bırakmıştı. Baron Hirsch’in bu yolda büyük harcamalar yaptığı hepimizin bilgisi içindedir. Daima bunun için bir takım kuruluşlar oluşturulmaktadır. Arjantin’de gerek Rochild ve gerek Baron Hirsch’in vakfına ait bir çok kurum vardır. Bu ülkede onbinlerce, yüzbinlerce Rusya’dan, Lehistan’dan, Almanya’dan göç eden museviler yerleşmiş ve bayındır yapılar meydana getirmişlerdir. İşte bu türden ülkemizin de bazı yerleri, Suriye ve Filistin kıtaları göçmenlerin yerleşmesi için bu varlıklı musevilerin hatırına gelmiştir. Hatta vaktiyle Sultan Aziz döneminde bir yasa önergesi hazırlanmıştı. Koşulsuz her ülkeden göçmen kabul edilecekti. O vakit devletin koşulsuz göçmen kabul etmesi kaydından yararlanarak gerek musevi, gerek bir takım Alman göçmenler Filistin ve Suriye yörelerinde yerleştiler. Şimdi gelelim bu sorunun borçla ilintisine. Bilmem İsmail bey benim vicdanıma, iyi niyetime ne dereceye kadar güven buyuruyorlar. Gerçi sözlerinden hakkımda yüksek güvenleri olduğunu zannediyorum, bundan ötürü beni pek az namuslu adam addediyorsa size güven veririm ki... İsmail bey (Gümülcine) – Tamamıyle namuslu addederim. Başbakan (devamla) – Bu borç sorununun siyonizm ile bir ilişkisi yoktur. Bir kez Sir Ernst Cassel’den bahsettiler. Mısır’da varlık edinmiş, İngiltere uyruğundan bir adamdır. Bu adam sanırım ki çalışmasına bizim ülkemizde başlamış, sonra gene bizim ülkemizde varlık edinmiştir. Bu adam Mısır’da bir Milli Banka kurmuş. Mısır’daki Milli Banka hayli başarılarda bulunmuş. Fakat hiç getirip de iki museviyi yerleştirmemiş, hiç böyle şey yok. Böyle bir şeye çaba harcamamış... Sir Ernst Cassel, Osmanlı devletinin dostu bir adam, daima hükümete sevgisini açıklamış bir adamdır. Bu adam bilmiyorum vaktiyle musevi mi idi? Gerçekten Sir Ernst Cassel’in Osmanlı devleti hakkında dostluk duyguları vardır. Biz bundan eminiz. Dostluk duyguları olması nedeniyle bizim için değerli bir dosttur. Yani Osmanlı kavmi için bir zararı yoktur. ...... Rıza Salih bey (Beyrut) – İsmail beyin Musevi topluluğunun (fakat amacım kesinlikle yerli olanlar hakkında değildir) Filistin toprağında bir hükümet oluşturmak düşüncesinde olduğuna ait söyledikleri aynen gerçektir. Biz şimdiye kadar bu düşüncenin gerçekleşmesine belge olacak pek çok rahatsız edici önemli girişimler görüyoruz. Devletlere özgü bayrak ve aralarında kullanılmak üzere pul çıkardılar ve para bastılar. Sikke ve bayrak için kanıt getiremez isem de pul örneğini Şükrü bey göstermişti. Museviler o yörede bin kuruş demeyin, tarlayı elli kuruşa alıyorlar. Bir çok araziye sahip olup koloniler haline getirmektedirler... 200 bin nüfus dolayına yaklaştılar. Yörenin ekonomik işleri tümüyle ellerindedir. Fakat amacım yerli musevi değildir. Bu sorun, Osmanlı ülkesi için yaşam sorunudur. Önemle ele alınmasını rica ederim. Özellikle orada bir güçlük ortaya çıkarsa, cebir ve zor kullanılarak kaldırılması kolay değildir. Meclisi Meb’usan’daki bu tartışmalardan sonra, aynı kaynakta tartışmanın içinde geçen adlarla ilgili bilgiler de veriliyor. Buna göre Filistin’e Yahudi göçü için ikna edilen meb’us Vlahof’a gelenler Rus asıllı siyonist önderler Victor Jacobsen ile Holberg Herzfelt’tir. Victor Jacobsen’in İttihat ve Terakki ile de çeşitli anlaşmalar için masaya oturduğu ve Jön Türk adlı günlük gazetenin de finansörü olduğu belirtiliyor. Öte yanda Başbakan İbrahim Hakkı Paşa, Osmanlı devletine borç veren yabancı bankaların siyonizmin destekçisi olmadıkları yönündeki düşüncesi yanlıştır. Örneğin Ernst Cassel bütün varlığını Osmanlı topraklarındaki bankacılık uğraşlarından edinmiş, bu varlık kendisine ‘Sir’ ünvanını kazandırmıştı. 1909 yılında İstanbul İngiliz Ticaret Odası başkanıydı. Aynı anda hem Osmanlıların hem de İngilizlerin çıkarını korumak ise gerçekten güç işti. Baron Hirsch ise varlığın Osmanlıda uyguladığı tahvil spekülasyonundan elde etmişti. 1970 yılında Rumeli İkramiyeli Demiryolu borçlanması karşılığı Osmanlı devletinin çıkardığı beheri 400 Frank değerinde 1 milyon 980 bin tahvilin tümünü fiyatı 128.5 Franktan satın alıp bir süre sonra 150 Franka devrederek bir çırpıda 136 milyon Frank kazanmıştı. Yapımını yükümlendiği o demiryolu yatırımının aksaması ile tahvillerin değeri 115 Franka kadar düşmüştü. Osmanlı devleti de 1 milyon 980 bin adet tahvil karşılığı 792 milyon Frank borçlandığı halde bu değer kayıplarında ötürü eline sadece 254 milyon 430 bin Frank geçmiş, 537 milyon Frank kayba uğramıştı. Yani siyonistler Filistin’de Yahudi yerleşmesini büyük ölçüde Osmanlılara finanse ettirmiştir. Ayrıntı için bkz. Ölçen, Ali Nejat. Osmanlı Meclisi Meb’usanında Kuvvetler Ayrımı ve Siyasal İşkenceler. Ayça. Ankara 1982. * Kaynak: Fabrika Dergisi, Sayı 58, Nisan 2004, sayfa 3-18. |
|||
|
03-12-2011, 04:57 PM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Osmanlı Meclisi Meb’usanında Siyonizm Tartışması
Teşekkürler Bezirgan,gerçekten ilginç ve önemli bir tutanak bu.
Peki sizin bu görüşme tutanaklarıyla ilgili yorumlarınız nelerdir? Forum üyesi diğer arkadaşların görüşlerini de merak ediyorum doğrusu.. |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|
| Benzer Konular... | |||||
| Konu: | Yazar | Cevaplar: | Gösterim: | Son Mesaj | |
| Osmanlı Devleti, ABD’yi korumuştu | Esege | 5 | 2,679 |
03-18-2012 09:54 PM Son Mesaj: Baybars |
|
| Osmanlı Padişahları gerçekten Türk’e sövmüşler midir? | Esege | 4 | 2,126 |
06-28-2010 11:00 AM Son Mesaj: Khwarezmian |
|
| Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye cumhuriyetine Miras Kalan Askeri Gemiler | bayundur | 8 | 3,373 |
08-17-2009 08:30 PM Son Mesaj: bayundur |
|
| Avusturya Sefiri Busbecg’in Hatıralarında Osmanlı | Baybars | 3 | 1,475 |
08-26-2008 08:08 PM Son Mesaj: bayundur |
|
| Karamanoğlu II. İbrahim Beyin Osmanlı Sultanı II. Murad’a Vermiş Olduğu Ahidnâme | Baybars | 2 | 1,284 |
07-07-2008 04:37 PM Son Mesaj: Baybars |
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım

