|
Kuşan Devleti
|
|
11-28-2010, 03:33 PM
Mesaj: #1
|
|||
|
|||
|
Kuşan Devleti
Prof. Dr. Awadh K. Narain
Wisconsin Üniversitesi / ABD Çeviren: Murat Yaşar Kuşan Devleti, var olduğu dönemde, dünyanın en büyük yön devletinden birisi olmuştur. Hatta en az otuz-elli yıl kadar da dünya güç dengelerini elinde tutmuştur. Roma’da Hadrian zamanında veya ondan hemen sonra ve Çin’de de ilk Han Hanedanı’nın yıkılışı sırasında; Ara yazıtlarında adı geçen bir Kanişka yani Kuşan krallarından birinin, kendisini Mahaiara, Rajaciraja, Devaputra ve Kayser (Sezar) olarak adlandırmış olması önemlidir. O, kendisini Hindistan’da, İran’da, Çin’de ve Roma’da kullanılan tüm büyük hanedan unvanlarını kullanabilecek kadar güçlü görmüştür. Bu, Heraus (Herac) Tyrannoyntousu ve Xopancy Zaooy (Kuşan Yabgusu) gibi Kujula (Kadphises) tarafından kullanılan unvanlardan sonra kesinlikle büyük bir aşamadır.
Temellerini ilk olarak Amu Derya’nın kuzeyinde kuran Büyük Yüeçi yani Toharlar, M.Ö. 100’lü yıllarda nehri geçtiler ve Amu Derya’nın güneyinde bulunan Baktria’yı ele geçirdiler. Yüeçiler daha sonra ülkelerini beş ayrı yabguluğa veya beyliğe böldüler. Bu yabguluklardan biri de Yüeçi-Toharların en güçlüsü olarak ortaya çıkan ve liderlik rollerini Heraus’un yönetiminde ispatlayan, Kuşanlar idi. Heraus, kendi adına para bastıracak; kendi büstü ve muhtemelen Yunanca Tupavvos kelimesinin yanlış bir formu olan, esasında iktidarı gücüyle ele geçitmiş bir lord veya sahip anlamına gelen Tyrannoyntous unvanı (ve bu unvanın çeşitli şekilleriyle) ile kendini “Koshanos” olarak ilan edecek kadar kararlı bir hükümdardı. Fakat Kuşan yabgusu Kujula Kadphises’in diğer yabguları hakimiyeti altına almasıyla M.S. 1. yy.da Kuşan Devletinin temellerini atması, Baktria’nın ele geçirilmesinden bir yüzyıl sonra olacaktır. Kuşan Devleti’nin egemenliği her biri bir yüzyıl olan üç safhada incelenebilir. İlk safha, en azından M.S. 1.yy.’nin tamamını ve muhtemelen 2. yy.’nin ilk on veya yirmi yılını kapsamaktadır. Bu zaman dilimi Kujula Kadphises, Vima Kadphises ve tarihine bağlı olarak Kanişka’nın dönemlerini kapsar. İlk safhada, Kuşan Devleti büyük Baktria’Iı nüvesinden başlayarak kademeli bir şekilde Sogdiana’dan Keşmir ve Pencap’a kadar olan tüm toprakları içine alacak şekilde genişledi. İkinci safha, M.S. 2.yy’nin ilk çeyreğinden başlayıp 3. yy.’nin ortalarında son bulmaktadır. Bu zaman diliminde, Kanişka (I) ve onun varisleri olan Vasişka, Huvişka (I ve Il) ve Vasudeva (I) hüküm sürmüştür. İkinci safhada ise, Kuşan Devleti batıda Soğd ülkesinden doğuda Bihar’a kadar ve Pamir Dağları üzerinden kuzeyde muhtemelen Doğu Orta Asya’nın içerilerine, Güney Asya’da ise Vindhyas’a kadar genişlemiştir. Üçüncü safha ise M,S. 3. yy.nin ortalarından önce başlayıp 4. yy.’nin ortalarına kadar sürmektedir. Bu safha, Vasudeva’nın varislerinin, Baktria’lı Kuşanşahlar’ın, Sasanilerin yönetiminde Peşâver’in ve ayrıca kuzeybatı Güney Asya’nın çeşitli dağlarında yer alan Samudragupta Allahabad yazıtlarında adı geçen Daivaputra Şah-ı Şehinşah’ın dönemlerini kapsamaktadır. Bu zaman periyodunda ise, Kuşan Devleti zayıfladı ve parçalanarak kendi orijinal Baktrian nüvesine döndü ve son olarak tamamen yok oldu. Baktria Devleti tarih sahnesinden silindiğinde, “Baktria’nın bin şehri” çoktan atasözü haline gelmişti. Zhang Qianın M.Ö. 128 tarihli raporu, Sssu-ma Ch’ien’nle (Shiji’de) uyum halinde, Daxia’da her yerde “surlarla çevrili şehirlerin ve yerleşim birimlerinin” olduğunu bildirir. Son zamanlardaki arkeolojik çalışmalar da, bu bilgiyi yalanlar nitelikte değildir. Kuşanların şehir, köy veya askeri koloni gibi surlarla çevrili yerleşimlere doğru taşınmaları sırasında, bunların Baktria’da da çok sayıda bulunduğuna bizi inandıracak birçok kanıt bulunmaktadır. Elbette ki, bütün bu surlarla çevrili yerleşimler, şehir, kasaba ya da ticaret için inşa edilmiş çok özel yerler olarak düşünülmemelidir. Bu yerleşimlerin büyük bir kısmı, köylüleri göçebe yağmalarından ve diğer şiddet içeren hareketlerden korumak için surlarla çevrilmiş, köylerden oluşmaktaydı. Çin yıllıklarına göre, Yüeçi-Tokharlar geldiklerinde Baktria’nın başkenti Lan Shih (veya Ch’ien Shih) idi, Bu klasik batı kaynaklarında adı geçen Baccra veya daha sonraki kaynaklarda zikredilen Belh olabilir, ama bunların birini veya diğerini ispatlamak mümkün değildir. Fakat Yüeçi-Tokharlar’ın Amu Derya’yı geçmesinin hemen ardından, ortaya beş yabgu için beş başkent veya beş askeri merkez çıktı. Her ne kadar bazı önermeler yapılsa da, bu şehirlerin Çince adları onları tanımlayabilmek için yeterli değildir. Yine de Kuşan Yabgu’nun ana yönetim merkezinin muhtemelen Baktria’nın doğusunda olduğu söylenebilir. Baktria’da ki Kuşan Devleti’nin nüfusu kozmopolit ve etnik olarak çok çeşitli idi. Burada erken İran, Grek, bazı İskit ve Part kökenliler ve Hintli unsurlarla birlikte Baktria’nın yerlileri bulunmaktaydı. Zhang Qian, M.Ö. 128’de yani Yüeçi/Kuşanlar buraya gelmeden önce yaptığı ziyaret sırasında, Daxia’da (Baktria) bir milyondan fazla insanın yaşadığını belirtmektedir. Sonuç olarak, Kuşan Devleti’nin oluşumuyla, Baktria’ya yeni bir etnokültürel bileşen daha katılmış oldu. Bu yeni devletin sakinlerinin daha önceden de tarım, hayvancılık ve karma ekonomik gelenekleri haiz farklı yaşam biçimlerine sahip olmaları hasebiyle, yeni gelenler toplumsal kabulde fazla zorluk çekmediler. Yüeçi/Kuşan Devleti’nin Baktria’ya doğru genişlemesi bir fetih sonucundadır. Erken Hanların Yıllıklarına göre, M.S. 1. yy.’nin başlarında, abartılı bir rakam olsa hile, Yüeçiler’in 400,000 civarında olması önemlidir. Fakat eğer onların bu sayıya ulaşmalarının yüzyıl aldığını ve bıraktıkları çevreye oranla nüfus artışına karşı daha uygun bir bölgede olduklarını hatırlarsak; bu rakamın doğru olmayabileceğini de anlamış oluruz. Kuşanlar ise bu 400,000’lik rakamın sadece bir parçasını oluşturuyorlardı. Ama şu kabul edilmelidir ki, tamamen pratik nedenlerden dolayı tüm Yüeçi yabguları Kuşanların yönetiminde birleşmişler ve bir “yönetici grubu” oluşturmuşlarıdır. Eski Hanlar’ın Çinli tarihçisinin onları Büyük Yüeçi olarak adlandırmayı tercih ettiğini unutmamalıyız. Sonuç olarak, M.S. I.yy.da Baktria veya Baktriana’da Kuşan Devleti kurulduğunda, yöneten ve yönetilen arasındaki oranın yaklaşık olarak üçte veya dörtte bir olduğunu söylemek adil bir tahmin olacaktır. Fakat Kuşanlar’dan önce Baktria’nın karakteri kaçınılmaz olarak ayrımcıydı. Diğer yandan, Yüeçi/Kuşanlar ise içenlerinde ayrımcı değil konik yapılı bir topluma sahip idi. Daha önceden de belirttiğimiz gibi onlar bir çeşit beylikler olan yabguluklar halinde organize olmuşlardı. Onlarınki sınıf ayrımına dayanmayan ama seviyelendirilmiş bir toplumdu. Sahlins’in konik yapıtı kabile tanımı, Kuşan Devleti’ndeki toplum için tam olarak uygulanabilmektedir. Onların yapısından anlayabiliriz ki, ‘çıkar çatışmasından çok çıkarların seviyesi; zenginliğin ve gücün kontrolünde, diğerlerinin işgücünü talep etmekte, ilahi güce ulaşmada ve hayatın maddi alanlarında ise bilinen önceliklerin seviyesi”, önemlidir. Yani tüm insanlar akraba ve toplumun bir üyesi olsa da, hala bazıları diğerlerinden daha çok üyelik hakkına sahiptir. Çünkü bazılarının ataları daha üstündür.” Bu, Kuşanların para üzerinde ve anıtlarda kullandıkları unvanlarda da oldukça açık bir biçimde görülebilir; Kuşanlar için kral “tanrının oğlu” idi. Ötekiler ise daha aşağılardı. Yüeçi toplumu, babaerkil ve soyun babadan oğla geçtiği bir toplumdu. Zhang Qian, Daxialıların (Baktrialıların) “kadına büyük bir önem verdiğini ve kocaların kararlarının eşlerinin tavsiyeleriyle şekillendiğini” söylerken bu ayrımı belirtiyor olmalıdır. Bu durumun, Baktria’da eski İranlıların varlığına bir referans olabileceği iddia edilmiştir. Kuşan yazıtları, Yüeçi/Kuşan kökenli birçok erkeğin bazı coğrafi yerlerden köken alan babasoyunun ve “oğullarının” ilan edildiği örnekler sağlamaktadır. Bütün bu yazıtlarda adı geçenlerin, dindar eylemleri yoluyla elde etmeyi umdukları hakların transferini dileyerek, Tanrı’nın oğlu olan Kuşan kralına bağlılıklarını iletmeleri önemlidir. Akrabaların kendi aralarındaki ve aynı zamanda bir bütün olarak konik yapıdaki iç uyumları oldukça açıktır. Zhang Qian “Yüeçilerin yüzbin veya ikiyüz bin civarında okçu savaşçıya sahip olduğunu” rapor etmektedir. Daha sonra, Hanshu’da söylendiğine göre, Büyük Yüeçiler’in 400.000’lik bir nüfusu ve 100000 askeri ile birlikte 100.000 evi vardı. Fakat bu 400.000 rakamının, 100.000 askeri içerip içermediği açık değildir. Eğer içeriyorsa, bu, her evin ortalama dört kişiden oluştuğu ve bir asker sağladığı anlamına gelir. Eğer askerler bu rakamdan hariç tutuluyorsa, her beş Yüeçi’den biri askerdi ve her ev beş kişiden oluşuyordu. Fakat Zhang Qian tarafından yazılan daha önceki raporu göz önünde bulundurursak, nüfusun yaklaşık yarısının “okçu savaşçı” olduğu söylenebilir, bu durumda da muhtemelen rakamın savaşabilen her erkeği kapsadığı görülür. Ama bu mantıklı bir tahmin değildir. Sonuç olarak, bu, Zhang Qian’ın “Baktria’nın yeteneksiz savaşçıları; fakat akıllı tüccarları” şeklindeki yargısıyla bir zıtlık oluşturur. En azından devletlerinin ilk safhası için, Büyük Yüeçiler’in, savaş ve yönetim dışındaki mesleki ilgi alanlarını gösteren kanıtlarımız yoktur. Elbette, yarı göçebe hayvancılıkla uğraşan ve ova temelli bir toplum için temel olabilecek işlere ek olarak, onların savaşla ilgili atla ilgili zanaatlar, silah üretimi gibi işlerle meşgul olduklarını kimse reddedemez. Yüeçilerin, bu topraklara ulaştıktan sonra, yeni devletlerinde tarımla uğraştıklarını gösteren olumlu kanıtlara da rastlanmamaktadır. Onların, başlangıçta ticaretle doğrudan veya dolaylı ilgileri olduğu konusunda da şüpheler vardır. Yüeçilerin, değişik kökenli profesyonel tüccarlar için yeni bağlantılar, koruma, ve denge sağlaması, onların ticaretle uğraşmalarından daha muhtemeldir. Baktria’nın ‘bin şehri”nin temeli sadece tarım değil aynı zamanda ticaretti. Zhang Qian burada insanların savaş aletlerinin kullanılmasında yeteneksiz olduğunu ve savaştan korktuğunu ama ticarette çok zeki olduklarını gözlemlemiştir. Bazı sunana çevrilmiş yerleşimler köy olsa da; her türlü ticari malın satılıp alındığı pazarlanın bulunduğu sunana çevrili şehirler ve kasabalar da vardı. Hatta bu pazarlarda Zhang Qian, Hindistan yoluyla Baktria’ya getirilmiş olan Çin bambusuna rastlamıştır. Sonuç olarak, Baktrian pazarlarında sadece ulusal ticaretle değil aynı zamanda uluslararası ticaretle ile ilgileniliyordu. Baktria bölgesine girmeleriyle, Yüeçiler doğudan tamamen yeni bir dünya getirmişlerdi. Onların bu hareketini, Çin’in politik ve ticari çıkarları izledi. Kuşanlar, doğuda, Çin ve Orta Asya bölgeleriyle olan ilişkilerin tamamından avantaj sağladı. İpek gibi yeni egzotik mallar batı pazarlarına getirildi. Yüeçilerin akıllı tüccarlar olup olmadıkları konusu hakkında yeterli bilgimiz yoktur, ama Soğdlar ve Baktrialıların, Kuşan Devleti’nin oluşumuyla sağlanan denge ve barış sayesinde, ticari faaliyetlerini geliştirdikleri kesindir. MÖ. 1. yy.nin sonlarına doğru Baktria’nın ekonomisi iç ve dış şiddet yüzünden bozulmuştu. Bu, Yüeçi/Kuşan Devleti’nin ekonomiyi zekice ve kuvvetlice tekrar düzenleyebilmesinden önce bir yüz yıl sürmüştü. Bozukluk, özellikle para arzında görülüyordu. Baktriada politik kontrolü eline alır almaz, Yüeçi’ler bu durumu gözlemleyebilmiş ve daha önce para ekonomisi konusunda tecrübeleri olmadığı halde, durumu kademe kademe düzeltmek için bazı adımlar atmışlardı. Öncelikle, onlar yaygın olan yerel parayı fazla anlamadan sadece ekonomiyi canlı tutmak için taklit etmişlerdi. Sonunda, onlar para basımını standart hale getirmeyi başardılar. Kuşan Devleti’nin ticari girişimciliği, bol miktarda para basılmasından açıkça görülmektedir. Kuşanların dış dünya ile, özellikle Roma ile olan uygun ticaret dengesi, çok sayıda altın paranın basılmasıyla ve aynı zamanda Hindistan’da bir yığın Roma parasının bulunmasıyla açıkça yansıtılmaktadır. Pliny’nin Roma altınının Hindistan’a ve Çin’e lüks mallar karşılığında akması ile ilgili olan ve çok sık kendisinden faydalanılan açıklaması, sadece bu durumu doğrular. Bunun, Nero döneminde, Roma parasının dolaylı olarak değerinin düşmesine neden olduğu da savunulmaktadır. Kuşan Devleti’nin doğrudan ticarete katılıp katılmadığını veya bir tekele sahip olup olmadığını bilmiyoruz. Kuşanların Baktria’daki varlıklarının ilk aşamasında, ticari kontrollerinin daha merkezi ve doğrudan olduğu; fakat Hindistan’a doğru genişlemeleriyle bu kontrolün daha az merkezi olduğu ve Hindistan’da eskiden kurulmuş kurumlar olan ticaret loncalarının önem kazandığını iddia etmek mümkündür. Bu durum anıtlarda da açıkça görülebilir. Kuşan Devletinin ticari zenginliği dini hediyelerle ve sanatkârlar ve tüccarlar tarafından yapılan bağışlarla yansıtılmaktadır. Arkeolojik keşifler akıp giden bir şehir hayatını ve ekonomiyi göstermektedir. Kuşanların, kendi asli Yüeçi siyasi sistemine sadık kalarak uyumluluklarını, en azından bir süre için, sağladıkları görülmektedir. Onların sistemlerinin detaylarını tek tek saymak zordur, fakat en muhtemel şekilde bu sistemin yalnızca onun emrinde hareket edilen bir Yüeçi şefinin yönettiği hiyerarşik bir sistem olduğu söylenebilir ve Amu Derya’nın kuzeyinde kaldıkları sürece onların siyasi yapıları bütün olarak kalmıştır. Çin elçisi olan Zhang Qian onlarla görüşmek için geldiğinde, muhtemelen Büyük Yüeçilerin tüm cemaatlerini yöneten bir Şef ile görüşmüştür. Zhang Qian onların yabgularından veya herhangi bir diğer yönetici unsurdan söz etmemiştir. Fakat Zhang Qian’nın ayrılmasından sonra, M.Ö. yaklaşık 100’lü yıllarda, Yüeçilerin batıya doğru olan hareketleriyle karşılaştırıldığında daha iyi liderlik rolleri oynamış olması gereken, bazı kıdemli soylar, önemli bir duruma gelmişlerdir. Ve İç Asya’nın çeşitli kabilelerinin yerleşim bölgeleri boyunca hareketleri sürecinde, Büyük Yüeçi, sadece atlarını ve askerlerini değil aynı zamanda rotaları üzerinde bulunan halkların yönetim sistemlerinden bazı elementler de almış olmalıdır. Yabguluk (hsi-hu) kurumu da bunlardan biri olarak gösterilebilir. Kuşan Yabgusu Kujula Kadphises, Yüeçileri birleştirmiş ve devleti çok topluluklu bir beylik şekline dönüştürmüştür. Yani, siyasi yapı cemaat seviyesinin üzerinde ve ötesinde kurulmuştur. Bu yapının başı olarak, Kujula Kadphises kendisini sadece bir yabgu olarak adlandırmaya bir süre için devam etmiştir, fakat yeni toprakların ülkeye ilhakı ile o sadece “büyük kral” (mahajara) değil aynı zamanda “kralların kralı” (rajatiraja) olmuştur. Hatta bazılarına göre, Kujula Kadphises yüce devuputra (tanrının oğlu) unvanını da almıştır. Yüeçiler’in çeşitli kabileleri ve soyları, hanedanlık statülerini gösteren unvanlara ek olarak sachadhramathida (gerçek dharmada sebat) ve devuputra gibi ahlaki ve ilahi unvanları da alan Kuşan krallarına olan bağlılıklarını göstergesi olarak, hareketlerinin haklılığının temellerini ifade etmekle birbirleriyle rekabet içindeydiler. Muhtemelen, önde gelen yerel soylar, özellikle bunlar içindeki kıdemli aileler, askeri ve sivil ana devlet memurluklarında yer alıyorlardı. Krallık vesayeti, büyük bir ihtimalle babadan oğla geçmekteydi; ancak kardeşe vesayet hakkı ise engellenmemişti. Kuşan Devleti temelde, kabilenin büyük ve küçük alt bölümleriyle ilgilenen büyük ve küçük otoritelerin, en üsttekini aradakiler ve yerel seviyedeki liderlerle bağlayan bir emir-komuta zinciriyle çalışırdı. Yabgunun otoritesi ve gücü, yüceltilmiş unvanlarıyla birlikte bir yönetici olmaya doğru değişince, devletin sınırlarını aşması, öznelliğe neden olmuş ve boy kaynakları ve otoritenin yapısı, genişlemiş olan kraliyet topraklarında, zarar görmüştür. Krallığın genişlemesi ve yabguluk sisteminin sona ermesiyle, Kuşanlar yönettikleri halklardan, yeni fikirlerin ve kurumların ard arda alındığı ve yeni fetihlerle kendini gösteren yeni bir safhaya girmişlerdir. Kuşan Devleti’yle ve dönemiyle ilgili hemen hemen her şeyde kendisini gösteren, özel bir çok kültürlülük ortaya çıkarmıştır. Kuşanların siyasi yapısı eski Hindistan’da Mauryan’nın politikasını karakterize eden sıkı bir merkeziyetçiliğe sahip değildir. Kautilya’nın Arthasastra’sından ve Asokan anıtlarından söz edilen, çok sayıdaki devlet daireleri ve resmi görevliler Kuşan yönetiminde bulunmamakta idi. Fakat bazı bilim adamlarının savundukları gibi, Kuşan hükümdarı tarafından alınan bir çok yüceltilmiş unvanda anti-merkeziyetçi bileşenler aramak yanlış olacaktır. Benim görüşüme göre, bu unvanlar sadece hanedanın otoritesini yüceltmenin bir göstergesidir. Aslında, Kuşan Devleti’nde, toplumun sosyo-politik yapısının konik ve ayrılıkçı öğelerinin kademeli olarak birbirine bağlandığı bir ortak çıkar ilişkisi keşfedebiliriz. İşte bu yüzden, her ne kadar Kuşan devlet sisteminde limitli miktarda anti-merkeziyetçi bir unsur bulsak da; bu, otoritenin güçlü kaynağının niteliğini ve yapının en üstündeki gücü azaltmaz. Ayrıca, nasıl ki Kaisara (Sezar unvanının Kanişka tarafından kullanılması Kuşan yönetiminde bir Roma unsuru anlamına gelmiyorsa, Vima Kadphises tarafından alınan mahisvara ve sarvalogaısvara gibi unvanlar da Kuşan Devleti’nin feodal bir karakterde olduğunu göstermez. Kuşan krallarının rajatiraja, shaonano shao ya da shahanushahi (Şehinşah) gibi unvanlar aldıkları doğrudur, fakat daha düşük seviyelerdeki rajalar ve şahIar’dan bahseden kaynaklar yoktur. Yüeçi valisi Hsieh onlardan biri değildi ve Kalaka hikâyesinde Şahlara yapılan referans, Kuşanlarla değil Sakalar ile alakalıydı. Gerçek anlamda Kuşan sisteminin feodal bir karakteri olması şüphe uyandırmaktadır. Kuşan Devleti’nde Ksatrapas ve Mahaksatrapasların varlığı, feodal beylere değil, eyalet veya satraplık gibi toprak yönetimi görevini yerine getiren devlet görevlilerine işaret eder. Kuşan İmparatorluğu’nun doğusunda birçok yerde, olduğu gibi, daha geniş toprakların yönetimleri için birden fazla Ksatrapa olabiliyordu. Bu durum, Jain kaynaklarından bilindiği gibi bir “çifte-krallık”; veya birinin diğerinin gücünü kontrol ettiği bir sistem olarak algılanmamalıdır. Fatih bir devlet olan Kuşanlılar askeri olarak güçlü olmak zorunda idi ve eyaletlerdeki satrapların gücünün bilinmesi için gerekli olan bu kontroller, Kuşan siyasetinde önemli bir rol üstlendikleri anlaşılan, askeri hiyerarşiden Mhadandanayaka ve Dandanayaka tarafından sağlanırdı. Bir Ksatrapa Vespasi’ye hizmet eden Lala adlı bir Dandanayka’nın Kuşan hanedanının bir üyesi olması önemlidir. Açıkça ortaya çıkar ki, geniş veya önemli eyaletlerde, Paralel olarak derecelendirilmiş, birbirine bağımlı fakat doğrudan İmparator’a karşı sorumlu olan, sivil ve askeri yetkililerin hiyerarşisi vardı. Kuşanların, İran’ın Satraplık sistemiyle Yunanlı Hintlilerin Strategos sistemini birleştirdiği söylenebilir. Benzer bir şekilde, yönetimin küçük toprak parçaları Kuşanlar’dan önceki gibi kalsa da; bu toprakların yönetimi biri sivil diğeri de askeri olmak üzere iki paralel devlet görevlileri grubu tarafından gerçekleştirilmiştir. Köylerin, yani en küçük idari birimlerin başında bulunan gramika, köyü savunmakla görevli değildi; bu görev kral tarafından kırsal alanda iki, üç veya beş köyde yerleştirilmiş askeri birlikler olan “gulma”lara bırakılmıştı. Ayrıca, kayıtlarda adlarına rastlanılan, Mahadandanayakaların, Ksatrapaların ve Dandanayakaların Hind kökenli oldukları söylenebilir. Çeşitli geleneklerden ilham alarak, karmaşık ve birçok sistemin bir birlik oluşturmasıyla meydana gelen Kuşan Devlet ideolojisinin, merkezi bir iletisi vardı. Kuşan kralları tarafından kullanılan Mahajara, rajatiraja, devaputra ve Kayzer gibi unvanlar, onların gittikçe artan farkındalıklarını ve aynı zamanda Hind, İran, Çin ve Roma hanedan geleneklerinin alındığını gösterirken; krallar iki düzineden fazla yazıtta kendileri için kullanılan devaputra kavramında var olan ideolojiyle ve ölülerinin, devaputraların evi olarak dikilen devakulalarla kendilerini kurumsallaştırmışlardır. Bu “tanrı-evleri” usulen düzenli tamirlerle yaşatılmıştır. Bu yapıları tamir etme işi dini bir vecibe olarak görülmüştür. Muhtemelen, bir kısım rahip de devekulalarda görevlendirilmiştir. rasti rusti |
|||
|
12-19-2010, 08:10 PM
Mesaj: #2
|
|||
|
|||
|
RE: Kuşan Devleti
Kucula Kadphises
Kucula Kadphides, Kucula Kasas adıyla da anılan M.Ö. I yüzyılda dağınık olan Yüeçi kabilelerini biraraya getiren bir Kuşhan prensidir. Şüphesiz onun siyasi hareketleri gelecekte Kuşhan İmparatorluğunun vücuda getirilmesini sağlayacaktır. Onun hükümdarlığı M.S. 30 ve 80'inci yıllar arasında yarım asrı aşan bir zamana yayılmaktadır. Rabatak kayıtları*na göre Kuşhan İmparatoru Kanişka'nın büyükbabasıdır.
Kuçula Kasas'ın kökeni hakkında kayda değer bir bilgi yoktur. Yüeçiler, Hun istilası sonrası Batıya doğru gerçekleşen göç hareketleri neticesi Belh mıntıkasına geldiklerinde burada Büyük İskender fütühatı sonrası kurulan Greko-Bakterian Devletine son verdiler ancak Yunan kültüründen (daha sonraları Hint kültüründen de etkileneceklerdir) büyük oranda etkilendikleri için sikkelerde yapılan çalışmalarda Kucula'nın "Hermaeus" ve "Augustus" adlarını da kullandığını görebilmekteyiz. Ayrıca Çuksa'da (Kuzey Hindistan topraklarında bir bölge) M.Ö. 200 ve M.S. 400 yılları arasında vasal devlet statüsünde yaşayan Hindu-İskit topluluğunun önderlerinden Liaka Kusulaka ve oğlu Patika Kusulaka'da bu ünvanları kullanmıştır. Yunan kültürünün anılan bölgede etkisinin ne derece olduğunun göstermesi açısından kayda değer bir bilgidir bu. Kucula Kasis'in ikbali ile alakalı bilgilere geç dönem Han (Çin) kaynaklarında rastlanmaktadır. Bu kaynaklardan en önemlisi olan Çince yazılışı "后汉书" olan "Son Hanların Kitabı" adlı çalışmadır. (bahse konu çalışmalar hakkında özellikle Fransız sinelojist** Édouard Chavannes'in çalışmaları mevcuttur) Bu eserde özellikle Kucula hakkında şu bilgilere rastlayabiliyoruz: Bir asrı aşan bir zaman önce***, kendi Xihou (ç.翖侯, Yüeçi) halkı prens olarak Kucula'yı**** rakipleri olan diğer dört boya saldırması ve yok etmesi için göreve çağırmıştır. O bu işi hallettikten sonra, kavminin başına geçmiş Guishuang ismi ile anılır olmuştur. Bu meseleden sonra Arşaklı Devletine (Parth İmparatorluğu) karşı saldırılar gerçekleştiren Kucula, Kabil mıntıkasını hakimiyeti altına almıştır. Bu başarısına Puda ve Jibin krallıklarını mağlup etmeyi de ekleyen Kucula böylelikle Kandahar mıntıkasını da ele geçirmiştir. Kucula seksen seneden fazla bir hayat sürerek vefat etmiştir. Oğlu Yangaozhen (ç.閻高珍, Vima Takto) onun emanetini krallığa dönüştürmüştür. O Tianzhu'yu (kuzeybatı Hindistan)generallerinin başarılarıyla elde etmiştir. Bu fütuhatlar neticesi Yüeçiler giderek zenginleşmeye başladılar. Tüm krallıklar tarafından krallıkları Guishuang (Kuşhan) adıyla anılır olmuştu. Fakat Hanlar (Çin İmparatorluğu) onları Yüeçiler olarak adlandırıyorlardı. Buradan anlatılanlardan yola çıkarsak, gerek Kucula'nın ve gerekse oğlu Vima Takto'nun hakimiyetleri döneminde fütühat güneydoğu yönüne doğru ilerlemiş ve Hindistan'ın kuzeyinde bulunan Hindu-Pers***** Krallığına karşı olarak gözükmüştür. Kucula ülkesinin başına geçtiğinde sikkelerini bölgede daha önceleri hakim olan Yunan krallıklarını baz alarak bastırdı. Kendi zamanında basılan paraların bir yüzünde Hint-Yunan krallarından Hermaeus'un*\ adı ve ünvanı yazdığı için pek fazla bir değer taşımamıştır. Kuşkusuz Kucula'nın böyle yapmasının sebebinde kuzeyden İskit ve başka kavimlerin baskını hissederek hakimiyet alanını gittikçe kaybeden Hint-Yunan Krallığı ile ittifak kurmak istemesidir. Kuşhanlar üzerinde de kendilerinden önce bölgeye gelen Yüeçiler gibi Yunan dili ve mali etkisi kendisini giderek hissettirecektir. Kucula'nın Hint-Yunan devletiyle ilişkilerini sıcak tutmasının başlıca dayanağı ekonomik sebepler olarak söyleyebiliriz. Nitekim uygulanan politikaların Kuşhan Devletinin zamanla bölgede ekonomik bir güç olarak giderek yükseldiğini göstermesi doğrululuğu hakında bize ipuçları vermektedir. Bahse konu sikkelerde Kucula'nın adının olduğu kısım ise Kharoṣṭhī**\ el yazısı ile yazılmıştır. Sikkelerin diğer yüzünde Yunan mitolojisinde adı geçen yarı-tanrı Herakles'in portresi işli olup, Kucula ise bahse konu sikkelerde "Yavugasa" yani bir çeşit yetkileri genişletilmiş bir genel vali olarak takdim edilmektedir. Ömrünün son yıllarında ve ölümünden sonra basılan sikkelerde ise "Maharajas" ünvanı ile yani büyük kral olarak takdim edildiğini görmekteyiz. Kucula'nın bastırdığı sikkelerin şekil olarak çağdaşlarına göre oldukça ilkel bir formda olduğunu müşehade edilmektedir. Yunanca yazılışlarda bilhassa hükümdarlığı belirten kelime ve alametlerde o günün Yunan dünyasına göre yanlış anlaşılmalara rastlanılmaktadır. Kucula Yunan yazısının kendi diline trankiptasyonunu sağlayabilmek için "Ϸ" karakterini de ekletmiştir. Bu harf bize "Kuşan" kelimesindeki "ş" harfini vermektedir. Kucula dönemine ait olduğu sanılan bazı sikkelerde birisinin bağdaş kurarak oturarak betimlendiğini görebilmekteyiz. Önceleri Budizm etkisinin sikkelerde kullanılmasının en erken örneklerine burada rastlandığı düşünülmekteydi. Ancak daha sonraları Budizm etkisinin bu sikkelere yansıtıldığı bilgisinin doğru olmadığı anlaşılmıştır. İşin doğrusu ise bahse konu sikkelerde betimlenen kişinin Kuşan krallarından Huvişka***\ olduğu sonraları anlaşılmıştır. Hakiki manada Budizm etkisi sikkelere Huvişka'nın babası olan Kanişka****\ zamanında yansıtılmıştır. Kucula'ya ait bazı sikkelerde Roma etkisine de rastlanmaktadır. M.Ö. 27-M.S.14 yılları arasında hüküm süren İmparator Caesar Divi Filius Augustus'un temsili görüntüsünün de olduğu sikkeler tespit edilmiştir. Araştırmacılar bu durumu Roma İmparatorluğu ile aralarında olan ticari ilişkilerin derinliklerine bağlamaktadırlar. Yararlanılan Kaynaklar: 1. http://www.iranica.com/articles/kushan-d...-i-history 2. E. J. Rapson, A Catalogue of the Indian Coins in the British museum: Coins of the Andhra Dynasty, the Western ksatrapas, the Truikutaka dynasty and the 'bodhi' Dynasty 3. M. I-Tsing, Memoire Compose A L'Epoque De La Grande Dynastie Tang Sur Les Religieux Eminents Qui Allerent Chercher La Loi Dans Les Pays D'Occident (1894) (French Edition, 248 p., Kessinger Publishing, 2009 (translated by Édouard Chavannes to French in 1907) Dipnotlar: * Rabatak kayıtları veya yazıtları Bakterian dilinde ve Yunan el yazısı ile yazılmış olup, Afganistan'da Surkh Kotal antik kalıntılarında yer alan Rabatak sitesinde 1993 yılında bulunmuştur. ** sineloji: Çin dili, edebiyatı ve tarihi çalışmalarına bilimsel olarak verilen addır. *** burada Yüeçilerin Bakteria'yı (Belh ve çevresi, umumiyetle günümüz Afganistan'ın kuzey bölgeleri) ele geçirdikten sonra ki dönem kast edilmektedir. **** burada adı Qiujiuque (丘就卻 ) olarak geçmektedir. ***** Hindu-Pers krallığı hükümdarları Gondofare(hükümdarlığı M.Ö. 20 ile miladın ilk yılları arasında sürmüştür)zamanında ülkesi yaklaşık 20 parçadan bir araya gelmekteydi. *\ M.Ö. 90-70 yıları arasında hüküm süren Hint-Yunan İmparatorluğu kralı. **\ M.Ö.'nin son asrında ortaya çıkan umum bir dil olan Sanskritçe ve yerel bir dil olan Kandaharca lisanlarından esinlenerek bulunan bir yazı çeşididir. ***\ M.S. 140-180 tarihleri arasında hüküm sürdüğü tahmin edilmektedir. ****\ M.S. 127-150 tarihleri arasında hüküm sürdüğü tahmin edilmektedir. rasti rusti |
|||
|
12-20-2010, 09:56 AM
Mesaj: #3
|
|||
|
|||
|
RE: Kuşan Devleti
Bayundur yabancı tarih kitaplarında Kuşhan,Yüeçi gibi Hint-Avrupalı halklar zamanında ve öncesinde bölgede Türki grupların olmadığı anlatılıyor,bölgenin dilleri,etnik yapısı hakkında bir bilgin var mı?
Dillerinde Türki kökenli kelimelerin olup olmadığı da bizim için bir ipucu olabilir. |
|||
|
12-20-2010, 11:12 PM
Mesaj: #4
|
|||
|
|||
RE: Kuşan Devleti
(12-20-2010 09:56 AM)ümit demiş ki Bayundur yabancı tarih kitaplarında Kuşhan,Yüeçi gibi Hint-Avrupalı halklar zamanında ve öncesinde bölgede Türki grupların olmadığı anlatılıyor,bölgenin dilleri,etnik yapısı hakkında bir bilgin var mı? Yukarıda da bahsettiğim gibi Hindistan'ın kuzeyinde bir Hindu-İskit topluluğunun mevcudiyeti bilinmekte. (M.Ö. 200-M.S. 400 seneleri arasında) Aslında bu husus bile araştırılmaya değer. Ben İskitlerin Türk menşeili olarak ortaya çıktığını ancak Fars kültüründen ziyadesiyle etkilendiğini düşünmekteyim. Zaten araştırmacılar tarafından net bir yere konulamamaktalar. Şimdi bu topluluğun Hint kültüründen de ayrıca etkilendiğini düşünecek olursak yazılı kaynaklara geçmişte pek itibar etmeyen bu insanların araştırmacılar tarafından Türki grup olarak tanımlandırılacağını sanmıyorum. Bu husus ile ilgili dediğim gibi pek bilgim olmadığından ancak bu kadarını söyleyebilirim. Belki gelecekte bu hususta daha net bilgiler temin edilebilir ve ben de buradan sizlerle paylaşabilirim. rasti rusti |
|||
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|

Arama
Üye Listesi
Takvim
Yardım


