<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[e-tarih forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.e-tarih.org/forum/</link>
		<description><![CDATA[e-tarih forum - http://www.e-tarih.org/forum]]></description>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 02:44:06 -0600</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Edward Sheriff Curtis'in (1868-1952): 100 yıllık Kızılderili fotoğrafları galerisi]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1197.html</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:14:08 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1197.html</guid>
			<description><![CDATA[100 yıl sonra ortaya çıkan Kızılderili fotoğrafları<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/1901-1910-Edward-S.-Curtis-Upshaw-Absaroke-fils-de-Crazy-Pend-dOreille.jpg" border="0" alt="[Resim: 1901-1910-Edward-S.-Curtis-Upshaw-Absaro...reille.jpg&#93;" /><br />
<br />
Amerikalı Edward Sheriff Curtis'in (1868-1952) 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında son kalan Amerikan yerlileri (Kızılderililer)'in günlük hayatına dair izlenimlerini yansıttığı 100 küsür yıllık fotoğraflar günışığına çıktı<br />
<br />
Galeri ve Kızılderililer hakkında detaylı bilgi: <a href="http://www.yeniansiklopedi.com/kizilderililer-amerikan-yerlileri/" target="_blank">http://www.yeniansiklopedi.com/kizilderi...yerlileri/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[100 yıl sonra ortaya çıkan Kızılderili fotoğrafları<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/1901-1910-Edward-S.-Curtis-Upshaw-Absaroke-fils-de-Crazy-Pend-dOreille.jpg" border="0" alt="[Resim: 1901-1910-Edward-S.-Curtis-Upshaw-Absaro...reille.jpg]" /><br />
<br />
Amerikalı Edward Sheriff Curtis'in (1868-1952) 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında son kalan Amerikan yerlileri (Kızılderililer)'in günlük hayatına dair izlenimlerini yansıttığı 100 küsür yıllık fotoğraflar günışığına çıktı<br />
<br />
Galeri ve Kızılderililer hakkında detaylı bilgi: <a href="http://www.yeniansiklopedi.com/kizilderililer-amerikan-yerlileri/" target="_blank">http://www.yeniansiklopedi.com/kizilderi...yerlileri/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurtuluş savaşı detaylı bilgi ve fotoğraf galerisi]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1196.html</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 09:12:40 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1196.html</guid>
			<description><![CDATA[Kurtuluş savaşı detaylı bilgi ve fotoğraf galerisi<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/BuyukTaarruzPanoramasi1.jpg" border="0" alt="[Resim: BuyukTaarruzPanoramasi1.jpg&#93;" /><br />
<br />
KURTULUŞ SAVAŞI, 1. Dünya Savaşı’nda yenildikten sonra, anayurdu yabancı işgal kuvvetlerinden kurtarmak için milletçe giriştiğimiz savaştır. Türk milleti için bir ölüm-kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşı, kadınlı erkekli bütün Türkler’in tek bir vücut olarak eşsiz fedakârlıklarla çarpışması sonunda zaferle sonuçlanmıştır. Düşmanların yurdumuzdan kovulmasından sonra da yüzlerce yıllık imparatorluk idaresi yıkılarak yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulu%C5%9F-sava%C5%9F%C4%B1-tarihi-fotograf.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulu%C5%9F-sava%C5%9F%C4%B1-tarihi-fotograf.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas9.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas9.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas8.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas8.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas19.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas19.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<br />
Kurtuluş Savaşı hakkında detaylı bilgi ve fotoğraf galerisi:<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://www.yeniansiklopedi.com/kurtulus-savasi/" target="_blank">Kurtuluş Savaşı | Yeni Ansiklopedi</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kurtuluş savaşı detaylı bilgi ve fotoğraf galerisi<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/BuyukTaarruzPanoramasi1.jpg" border="0" alt="[Resim: BuyukTaarruzPanoramasi1.jpg]" /><br />
<br />
KURTULUŞ SAVAŞI, 1. Dünya Savaşı’nda yenildikten sonra, anayurdu yabancı işgal kuvvetlerinden kurtarmak için milletçe giriştiğimiz savaştır. Türk milleti için bir ölüm-kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşı, kadınlı erkekli bütün Türkler’in tek bir vücut olarak eşsiz fedakârlıklarla çarpışması sonunda zaferle sonuçlanmıştır. Düşmanların yurdumuzdan kovulmasından sonra da yüzlerce yıllık imparatorluk idaresi yıkılarak yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.<br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulu%C5%9F-sava%C5%9F%C4%B1-tarihi-fotograf.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulu%C5%9F-sava%C5%9F%C4%B1-tarihi-fotograf.jpg]" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas9.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas9.jpg]" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas8.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas8.jpg]" /><br />
<br />
<img src="http://www.yeniansiklopedi.com/wp-content/uploads/2012/01/kurtulussavas19.jpg" border="0" alt="[Resim: kurtulussavas19.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<br />
Kurtuluş Savaşı hakkında detaylı bilgi ve fotoğraf galerisi:<br />
<br />
Kaynak: <a href="http://www.yeniansiklopedi.com/kurtulus-savasi/" target="_blank">Kurtuluş Savaşı | Yeni Ansiklopedi</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Barbaros Hızır Hayrettin Paşa]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1195.html</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:32:19 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1195.html</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar. Ben eskişehirde tarih bölümü okuyorum. Sınavda hocamız bize '' Hayrettin Paşa hangi padişah döneminde Osmanlı hizmetine girmiştir ?'' diye sordu. Biz de arkadaşlar olarak Kanuni dönemi dedik. Ama hocamız ısrarla Yavuz Sultan Selim dönemi dedi. Pek fazla araştırmadım ama bana yardımcı olursanız sevinirim...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba arkadaşlar. Ben eskişehirde tarih bölümü okuyorum. Sınavda hocamız bize '' Hayrettin Paşa hangi padişah döneminde Osmanlı hizmetine girmiştir ?'' diye sordu. Biz de arkadaşlar olarak Kanuni dönemi dedik. Ama hocamız ısrarla Yavuz Sultan Selim dönemi dedi. Pek fazla araştırmadım ama bana yardımcı olursanız sevinirim...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Plevne Savaşı Arda Kılıçer Tarih Arşivleri]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1194.html</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 08:33:06 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1194.html</guid>
			<description><![CDATA[&lt;a href="http://www.yukleresim.com/images/9zjXN.jpg"&gt;&lt;img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/9zjXN.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne 'de süren çatışmalar devam ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Rus taaruzu.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Savaşın plan haritası...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ruslar saldırıya devam ediyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Rusların bir taaruzu daha...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ruslar durmadan taaruz ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne Rus Orduları kumandanı Mihail Osman Paşa'yı karşılıyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Başarılı Türk Karşı Taaruzu...</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Taraflı bir Rus resmi,resimde Osmanlılar halkı sanki öldürüyor(!)</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne 'de süren çatışmalar devam ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/9zjXN.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/9zjXN.jpg" border="0" alt="[Resim: 9zjXN.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/DUKHu.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/DUKHu.jpg" border="0" alt="[Resim: DUKHu.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/8dyC.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/8dyC.jpg" border="0" alt="[Resim: 8dyC.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/A84I.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/A84I.jpg" border="0" alt="[Resim: A84I.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/qi3R8.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/qi3R8.jpg" border="0" alt="[Resim: qi3R8.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/YqJVh.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/YqJVh.jpg" border="0" alt="[Resim: YqJVh.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/yJcYb.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/yJcYb.jpg" border="0" alt="[Resim: yJcYb.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/ZkTws.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/ZkTws.jpg" border="0" alt="[Resim: ZkTws.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/4EBVi.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/4EBVi.jpg" border="0" alt="[Resim: 4EBVi.jpg&#93;" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/gAjPI.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/gAjPI.jpg" border="0" alt="[Resim: gAjPI.jpg&#93;" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[&lt;a href="http://www.yukleresim.com/images/9zjXN.jpg"&gt;&lt;img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/9zjXN.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne 'de süren çatışmalar devam ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Rus taaruzu.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Savaşın plan haritası...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ruslar saldırıya devam ediyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Rusların bir taaruzu daha...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Ruslar durmadan taaruz ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne Rus Orduları kumandanı Mihail Osman Paşa'yı karşılıyor.</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Başarılı Türk Karşı Taaruzu...</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Taraflı bir Rus resmi,resimde Osmanlılar halkı sanki öldürüyor(!)</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Plevne 'de süren çatışmalar devam ediyor...</span><br />
<br />
<br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/9zjXN.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/9zjXN.jpg" border="0" alt="[Resim: 9zjXN.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/DUKHu.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/DUKHu.jpg" border="0" alt="[Resim: DUKHu.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/8dyC.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/8dyC.jpg" border="0" alt="[Resim: 8dyC.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/A84I.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/A84I.jpg" border="0" alt="[Resim: A84I.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/qi3R8.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/qi3R8.jpg" border="0" alt="[Resim: qi3R8.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/YqJVh.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/YqJVh.jpg" border="0" alt="[Resim: YqJVh.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/yJcYb.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/yJcYb.jpg" border="0" alt="[Resim: yJcYb.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/ZkTws.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/ZkTws.jpg" border="0" alt="[Resim: ZkTws.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/4EBVi.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/4EBVi.jpg" border="0" alt="[Resim: 4EBVi.jpg]" /></a><br />
<a href="http://www.yukleresim.com/images/gAjPI.jpg" target="_blank"><img src="http://www.yukleresim.com/images/thumbs/gAjPI.jpg" border="0" alt="[Resim: gAjPI.jpg]" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[METRE KAREYE ALTI BİN MERMİ]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1193.html</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 13:48:54 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1193.html</guid>
			<description><![CDATA[Bir metre kareye altı bin mermi <br />
&#8221;Çanakkale Olmak&#8221; böyle bedel mi? <br />
Üç bin mermiyle zırh giymiş her beden <br />
Türklük ve Müslümanlık tek bir neden. <br />
<br />
**************** <br />
<br />
Gökten, yerden, dört yandan bir afat <br />
Savaş yeri değil sanki Arafat. <br />
Yedi ülke düşman, Mehmet bir ülke <br />
Dünyaya yeter Mehmet&#8217;teki ilke&#8230; <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Yürekler bir top, bakışlar süngü <br />
Düşmanın kudret, kısır bir döngü <br />
Alçak gibi, kalleş gibi geldiler <br />
İnsanlığı, mertliği öğrendiler&#8230; <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Çanakkale sen Uhut&#8217;sun, Bedir&#8217;sin. <br />
İstanbul için tarihi kilitsin. <br />
İstanbul yönünde Çan&#8217;ın ibresi <br />
Ne müthiştir Muhammed&#8217;in hadisi.. <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Farklı yerden gelmiş her birisi <br />
Kimi efendi, kimi sömürgesi. <br />
Kol yerinden, baş gövdeden kopacak <br />
Taşı sıksan su değil, kan akacak. <br />
<br />
****************** <br />
<br />
Bekir Çavuş, Bekir Çavuş olacak <br />
Gözcü Baba&#8217;ya top mermi yığacak. <br />
Şahadet şerbeti tasla içilmez&#8230;. <br />
Çanakkale asla,asla geçilmez.. <br />
<br />
Orhan AFACAN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir metre kareye altı bin mermi <br />
&#8221;Çanakkale Olmak&#8221; böyle bedel mi? <br />
Üç bin mermiyle zırh giymiş her beden <br />
Türklük ve Müslümanlık tek bir neden. <br />
<br />
**************** <br />
<br />
Gökten, yerden, dört yandan bir afat <br />
Savaş yeri değil sanki Arafat. <br />
Yedi ülke düşman, Mehmet bir ülke <br />
Dünyaya yeter Mehmet&#8217;teki ilke&#8230; <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Yürekler bir top, bakışlar süngü <br />
Düşmanın kudret, kısır bir döngü <br />
Alçak gibi, kalleş gibi geldiler <br />
İnsanlığı, mertliği öğrendiler&#8230; <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Çanakkale sen Uhut&#8217;sun, Bedir&#8217;sin. <br />
İstanbul için tarihi kilitsin. <br />
İstanbul yönünde Çan&#8217;ın ibresi <br />
Ne müthiştir Muhammed&#8217;in hadisi.. <br />
<br />
***************** <br />
<br />
Farklı yerden gelmiş her birisi <br />
Kimi efendi, kimi sömürgesi. <br />
Kol yerinden, baş gövdeden kopacak <br />
Taşı sıksan su değil, kan akacak. <br />
<br />
****************** <br />
<br />
Bekir Çavuş, Bekir Çavuş olacak <br />
Gözcü Baba&#8217;ya top mermi yığacak. <br />
Şahadet şerbeti tasla içilmez&#8230;. <br />
Çanakkale asla,asla geçilmez.. <br />
<br />
Orhan AFACAN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk Şairleri Güncel liste 2012]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1192.html</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 16:15:35 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1192.html</guid>
			<description><![CDATA[Türk Şairleri Güncel liste 2012<br />
<br />
<br />
<br />
1 A. Kadir Bilgin 24 <br />
2 Abdurrahim Karakoç 140 <br />
3 Abdülhak Hamit Tarhan 5 <br />
4 Adnan Yücel 12 <br />
5 Ahmed Arif 27 <br />
6 Ahmet Altan 3 <br />
7 Ahmet Erhan 53 <br />
8 Ahmet Hamdi Tanpınar 22 <br />
9 Ahmet Haşim 20 <br />
10 Ahmet Kutsi Tecer 7 <br />
11 Ahmet Muhip Dranas 35 <br />
12 Ahmet Selçuk ilkan 128 <br />
13 Ahmet Telli 99 <br />
14 Akif İnan 4 <br />
15 Arif Damar 8 <br />
16 Arif Nihat Asya 20 <br />
17 Asaf Halet Çelebi 45 <br />
18 Aşık Veysel Şatıroğlu 68 <br />
19 Ataol Behramoğlu 50 <br />
20 Attila ilhan 74 <br />
21 Aydın Hatipoğlu 42 <br />
22 Aziz Nesin 21 <br />
23 Bahaettin Karakoç 5 <br />
24 Bedirhan Gökçe 5 <br />
25 Bedri Rahmi Eyuboğlu 8 <br />
26 Behçet Aysan 25 <br />
27 Behçet Kemal Çağlar 2 <br />
28 Behçet Necatigil 53 <br />
29 Bekir Sıtkı Erdoğan 13 <br />
30 Bilal Kayabay 7 <br />
31 Bülent Ecevit 19 <br />
32 Cahit Irgat 5 <br />
33 Cahit Külebi 14 <br />
34 Cahit Sıtkı Tarancı 54 <br />
35 Cahit Zarifoğlu 22 <br />
36 Can Dündar (Şiir Gibi Yazılar) 34 <br />
37 Can Yücel 61 <br />
38 Cemal Safi 31 <br />
39 Cemal Süreya 67 <br />
40 Cemil Meriç 2 <br />
41 Ceyhun Yılmaz 37 <br />
42 Cezmi Ersöz 20 <br />
43 Dadaloğlu 26 <br />
44 Doğan Cüceloğlu 1 <br />
45 Dr. Arif Ali Albayrak 11 <br />
46 Edip Cansever 138 <br />
47 Enis Batur 12 <br />
48 Enver Gökçe 29 <br />
49 Erdem Bayazıt 26 <br />
50 Erkan Bal 51 <br />
51 Erzurumlu İbrahim Hakkı 2 <br />
52 Eşrefoğlu Rumi 10 <br />
53 Faruk Nafiz Çamlıbel 15 <br />
54 Fazıl Hüsnü Dağlarca 67 <br />
55 Fuzuli 4 <br />
56 Gedayi 7 <br />
57 Gevheri 9 <br />
58 Gülten Akın 10 <br />
59 Hacı Bayram Veli 4 <br />
60 Hasan Hüseyin Korkmazgil 26 <br />
61 Hasan Turan 29 <br />
62 Hilmi Yavuz 22 <br />
63 Hüseyin Nihal Atsız 17 <br />
64 Hüsrev Hatemi 1 <br />
65 İbrahim Sadri 9 <br />
66 İlhan Berk 37 <br />
67 İsmet Özel 37 <br />
68 Kaan İnce 18 <br />
69 Karacaoğlan 35 <br />
70 Kemalettin Kamu 6 <br />
71 Köroğlu 29 <br />
72 Kul Himmet 15 <br />
73 Kul Nesimi 5 <br />
74 Kuloğlu 8 <br />
75 Küçük İskender 24 <br />
76 M. Engin Karatay 19 <br />
77 Mahzuni Şerif 105 <br />
78 Mehmet Akif Ersoy 26 <br />
79 Mehmet Emin Yurdakul 2 <br />
80 Melih Cevdet Anday 28 <br />
81 Metin Altınok 18 <br />
82 Metin Demirtaş 14 <br />
83 Muammer Erkul 84 <br />
84 Murathan Mungan 41 <br />
85 Mustafa İslamoğlu 9 <br />
86 Mümtaz Beğen 54 <br />
87 Nahit Ulvi Akgün 3 <br />
88 Namık Kemal 3 <br />
89 Nazım Hikmet Ran 147 <br />
90 Necati Cumalı 17 <br />
91 Necip Fazıl Kısakürek 153 <br />
92 Neşet Ertaş 2 <br />
93 Nevzat Çelik 69 <br />
94 Nevzat Üstün 2 <br />
95 Neyzen Tevfik 6 <br />
96 Nihat Behram 9 <br />
97 Nizamoğlu 6 <br />
98 Nurullah Genç 11 <br />
99 Oktay Rıfat Horozcu 43 <br />
100 Onat Kutlar 31 <br />
101 Orhan Seyfi Orhon 14 <br />
102 Orhan Veli Kanık 123 <br />
103 Oruç Aruoba 6 <br />
104 Osman Öztunç 23 <br />
105 Ömer Bedrettin Uşaklı 3 <br />
106 Ömer Hayyam 18 <br />
107 Ömer Seyfettin 1 <br />
108 Özdemir Asaf 134 <br />
109 Özdemir İnce 10<br />
110 Pir Sultan Abdal 37 <br />
111 Rıfat Ilgaz 33 <br />
112 Rıza Tevfik Bölükbaşı 8 <br />
113 Ruhi Su 1 <br />
114 Ruhsati 21 <br />
115 Sabahattin Ali 4 <br />
116 Sabahattin Kudret Aksal 9 <br />
117 Sabit İnce 153 <br />
118 Salah Birsel 9 <br />
119 Seyrani 21 <br />
120 Sezai Karakoç 32 <br />
121 Sunay Akın 58 <br />
122 Sufi Emre Yıldırım 168<br />
123 Süreyya Berfe 3 <br />
124 Şah İsmail Hatayi 6 <br />
125 Şahika [Rüzgargülü&#93; 37 <br />
126 Şemsi Belli 2 <br />
127 Tevfik Fikret 15 <br />
128 Tokatlı Aşık Nuri 9 <br />
129 Türkan İldeniz 22 <br />
130 Uğur Arslan 6 <br />
131 Uğur Işılak 38 <br />
132 Ümit Yaşar Oğuzcan 153 <br />
133 Vedat Varol 40 <br />
134 Yahya Kemal Beyatlı 28 <br />
135 Yaşar Bedri 5 <br />
136 Yavuz Bülent Bakiler 14 <br />
137 Yılmaz Erdoğan 73 <br />
138 Yılmaz Odabaşı 21 <br />
139 Yunus Emre 32 <br />
140 Yusuf Hayaloğlu 47 <br />
141 Ziya Gökalp 4 <br />
142 Ziya Osman Saba 30 <br />
143 Ziya Paşa 1]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk Şairleri Güncel liste 2012<br />
<br />
<br />
<br />
1 A. Kadir Bilgin 24 <br />
2 Abdurrahim Karakoç 140 <br />
3 Abdülhak Hamit Tarhan 5 <br />
4 Adnan Yücel 12 <br />
5 Ahmed Arif 27 <br />
6 Ahmet Altan 3 <br />
7 Ahmet Erhan 53 <br />
8 Ahmet Hamdi Tanpınar 22 <br />
9 Ahmet Haşim 20 <br />
10 Ahmet Kutsi Tecer 7 <br />
11 Ahmet Muhip Dranas 35 <br />
12 Ahmet Selçuk ilkan 128 <br />
13 Ahmet Telli 99 <br />
14 Akif İnan 4 <br />
15 Arif Damar 8 <br />
16 Arif Nihat Asya 20 <br />
17 Asaf Halet Çelebi 45 <br />
18 Aşık Veysel Şatıroğlu 68 <br />
19 Ataol Behramoğlu 50 <br />
20 Attila ilhan 74 <br />
21 Aydın Hatipoğlu 42 <br />
22 Aziz Nesin 21 <br />
23 Bahaettin Karakoç 5 <br />
24 Bedirhan Gökçe 5 <br />
25 Bedri Rahmi Eyuboğlu 8 <br />
26 Behçet Aysan 25 <br />
27 Behçet Kemal Çağlar 2 <br />
28 Behçet Necatigil 53 <br />
29 Bekir Sıtkı Erdoğan 13 <br />
30 Bilal Kayabay 7 <br />
31 Bülent Ecevit 19 <br />
32 Cahit Irgat 5 <br />
33 Cahit Külebi 14 <br />
34 Cahit Sıtkı Tarancı 54 <br />
35 Cahit Zarifoğlu 22 <br />
36 Can Dündar (Şiir Gibi Yazılar) 34 <br />
37 Can Yücel 61 <br />
38 Cemal Safi 31 <br />
39 Cemal Süreya 67 <br />
40 Cemil Meriç 2 <br />
41 Ceyhun Yılmaz 37 <br />
42 Cezmi Ersöz 20 <br />
43 Dadaloğlu 26 <br />
44 Doğan Cüceloğlu 1 <br />
45 Dr. Arif Ali Albayrak 11 <br />
46 Edip Cansever 138 <br />
47 Enis Batur 12 <br />
48 Enver Gökçe 29 <br />
49 Erdem Bayazıt 26 <br />
50 Erkan Bal 51 <br />
51 Erzurumlu İbrahim Hakkı 2 <br />
52 Eşrefoğlu Rumi 10 <br />
53 Faruk Nafiz Çamlıbel 15 <br />
54 Fazıl Hüsnü Dağlarca 67 <br />
55 Fuzuli 4 <br />
56 Gedayi 7 <br />
57 Gevheri 9 <br />
58 Gülten Akın 10 <br />
59 Hacı Bayram Veli 4 <br />
60 Hasan Hüseyin Korkmazgil 26 <br />
61 Hasan Turan 29 <br />
62 Hilmi Yavuz 22 <br />
63 Hüseyin Nihal Atsız 17 <br />
64 Hüsrev Hatemi 1 <br />
65 İbrahim Sadri 9 <br />
66 İlhan Berk 37 <br />
67 İsmet Özel 37 <br />
68 Kaan İnce 18 <br />
69 Karacaoğlan 35 <br />
70 Kemalettin Kamu 6 <br />
71 Köroğlu 29 <br />
72 Kul Himmet 15 <br />
73 Kul Nesimi 5 <br />
74 Kuloğlu 8 <br />
75 Küçük İskender 24 <br />
76 M. Engin Karatay 19 <br />
77 Mahzuni Şerif 105 <br />
78 Mehmet Akif Ersoy 26 <br />
79 Mehmet Emin Yurdakul 2 <br />
80 Melih Cevdet Anday 28 <br />
81 Metin Altınok 18 <br />
82 Metin Demirtaş 14 <br />
83 Muammer Erkul 84 <br />
84 Murathan Mungan 41 <br />
85 Mustafa İslamoğlu 9 <br />
86 Mümtaz Beğen 54 <br />
87 Nahit Ulvi Akgün 3 <br />
88 Namık Kemal 3 <br />
89 Nazım Hikmet Ran 147 <br />
90 Necati Cumalı 17 <br />
91 Necip Fazıl Kısakürek 153 <br />
92 Neşet Ertaş 2 <br />
93 Nevzat Çelik 69 <br />
94 Nevzat Üstün 2 <br />
95 Neyzen Tevfik 6 <br />
96 Nihat Behram 9 <br />
97 Nizamoğlu 6 <br />
98 Nurullah Genç 11 <br />
99 Oktay Rıfat Horozcu 43 <br />
100 Onat Kutlar 31 <br />
101 Orhan Seyfi Orhon 14 <br />
102 Orhan Veli Kanık 123 <br />
103 Oruç Aruoba 6 <br />
104 Osman Öztunç 23 <br />
105 Ömer Bedrettin Uşaklı 3 <br />
106 Ömer Hayyam 18 <br />
107 Ömer Seyfettin 1 <br />
108 Özdemir Asaf 134 <br />
109 Özdemir İnce 10<br />
110 Pir Sultan Abdal 37 <br />
111 Rıfat Ilgaz 33 <br />
112 Rıza Tevfik Bölükbaşı 8 <br />
113 Ruhi Su 1 <br />
114 Ruhsati 21 <br />
115 Sabahattin Ali 4 <br />
116 Sabahattin Kudret Aksal 9 <br />
117 Sabit İnce 153 <br />
118 Salah Birsel 9 <br />
119 Seyrani 21 <br />
120 Sezai Karakoç 32 <br />
121 Sunay Akın 58 <br />
122 Sufi Emre Yıldırım 168<br />
123 Süreyya Berfe 3 <br />
124 Şah İsmail Hatayi 6 <br />
125 Şahika [Rüzgargülü] 37 <br />
126 Şemsi Belli 2 <br />
127 Tevfik Fikret 15 <br />
128 Tokatlı Aşık Nuri 9 <br />
129 Türkan İldeniz 22 <br />
130 Uğur Arslan 6 <br />
131 Uğur Işılak 38 <br />
132 Ümit Yaşar Oğuzcan 153 <br />
133 Vedat Varol 40 <br />
134 Yahya Kemal Beyatlı 28 <br />
135 Yaşar Bedri 5 <br />
136 Yavuz Bülent Bakiler 14 <br />
137 Yılmaz Erdoğan 73 <br />
138 Yılmaz Odabaşı 21 <br />
139 Yunus Emre 32 <br />
140 Yusuf Hayaloğlu 47 <br />
141 Ziya Gökalp 4 <br />
142 Ziya Osman Saba 30 <br />
143 Ziya Paşa 1]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Önemli Türk Şairleri]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1191.html</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 16:14:11 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1191.html</guid>
			<description><![CDATA[Önemli Türk Şairleri <br />
<br />
Asaf Halet Çelebi<br />
Aşık Veysel<br />
Attila ilhan<br />
Aziz Nesin<br />
Can Yücel<br />
Cemal Süreya<br />
Cezmi Ersöz<br />
Erzurumlu İbrahim Hakkı<br />
Eşrefoğlu Rumi<br />
Fuzuli<br />
Hacı Bayram Veli<br />
Karacaoğlan<br />
Mahzuni Şerif<br />
Mevlana Celaleddin Rumi<br />
Mehmet Akif Ersoy<br />
Murathan Mungan<br />
Necip Fazıl Kısakürek<br />
Neyzen Tevfik<br />
Pir Sultan Abdal<br />
Rıfat Ilgaz<br />
Sunay Akın<br />
Sufi Emre Yıldırım <br />
Yunus Emre<br />
Veysel Karani]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Önemli Türk Şairleri <br />
<br />
Asaf Halet Çelebi<br />
Aşık Veysel<br />
Attila ilhan<br />
Aziz Nesin<br />
Can Yücel<br />
Cemal Süreya<br />
Cezmi Ersöz<br />
Erzurumlu İbrahim Hakkı<br />
Eşrefoğlu Rumi<br />
Fuzuli<br />
Hacı Bayram Veli<br />
Karacaoğlan<br />
Mahzuni Şerif<br />
Mevlana Celaleddin Rumi<br />
Mehmet Akif Ersoy<br />
Murathan Mungan<br />
Necip Fazıl Kısakürek<br />
Neyzen Tevfik<br />
Pir Sultan Abdal<br />
Rıfat Ilgaz<br />
Sunay Akın<br />
Sufi Emre Yıldırım <br />
Yunus Emre<br />
Veysel Karani]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni Yıl 2012]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1190.html</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 14:42:10 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1190.html</guid>
			<description><![CDATA[Yeni yılınızı kutlar sağlık mutluluk ve esenlikler dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yeni yılınızı kutlar sağlık mutluluk ve esenlikler dileriz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Assasin's Creed - Revelations]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1187.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 15:29:41 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1187.html</guid>
			<description><![CDATA[Bu oyunun başında, oyunun baş karakteri ileride sultan olacak olan Şehzade Süleyman'la bir gemide konuşuyorlar. Şehzadelik döneminde Kanuni'nin yurt dışında bir eğitimi veyahut gezisi oldu mu, yoksa bu da oyunun bir yanlışlığı mı ? (diğeri de kapadokyaya gemiyle gidişti. oyun genel olarak istanbulu çok güzel tasvir ediyor, oynayanlar az çok bilir)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu oyunun başında, oyunun baş karakteri ileride sultan olacak olan Şehzade Süleyman'la bir gemide konuşuyorlar. Şehzadelik döneminde Kanuni'nin yurt dışında bir eğitimi veyahut gezisi oldu mu, yoksa bu da oyunun bir yanlışlığı mı ? (diğeri de kapadokyaya gemiyle gidişti. oyun genel olarak istanbulu çok güzel tasvir ediyor, oynayanlar az çok bilir)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muhteşem Mohaç Zaferi 1526..]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1186.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 09:19:29 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1186.html</guid>
			<description><![CDATA[Dönem Padişahı : Kanuni Sultan Süleyman..<br />
<br />
 Vezir-i Azam : Damat İbrahim Paşa..<br />
<br />
 Taraflar:<br />
<br />
 Saldıran<br />
 Osmanlı İmp.. <br />
<br />
Savunmaya Çalışan:<br />
 Macaristan Krallığı<br />
 Hırvat Krallığı<br />
 Bohemya Prensliği<br />
 Kutsal Roma Germen İmp<br />
 Bavaria<br />
 Papalık Devleti<br />
 Lehistan Krallığı..<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ ve ZAFERİ<br />
<br />
 (29 Ağustos 1526)<br />
<br />
<br />
 Mohaç meydan muharebesi, dünya harp tarihinde nadir görülen kesin sonuçlu savaşlardan biri, belki de örnek tam bir imha savaşıdır.<br />
<br />
 Osmanlı Devleti’nin 10. Padişahı I. SÜLEYMAN’IN başkomutanı olduğu Osmanlı ordusuyla Macaristan Kralı II. LOJOS (LAYOŞ) komutasındaki Macar ordusu (Haçlı ordu) arasında bugüne kadar yapılmış en büyük savaşın adıdır.<br />
<br />
 Bu savaşta; Türk milletinin ezeli ve ebedi cengâverlik hassalarından örnekler vardır. Bu savaşta Osmanlı askerinin gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla ortaya koyduğu yenilmezlik ile 31 yaşındaki genç başkomutanın (dünya tarihinde MUHTEŞEM SÜLEYMAN diye söz ettiren padişahın) yaptığı savaş sevk ve idaresinde, stratejik ve taktik maharet onu da askerî deha seviyesinin zirvesine yükseltmiş, dünyanın en ünlü komutanları arasında yer almıştır.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİNDEN ÖNCE OSMANLI DEVLETİYLE AVRUPA DEVLETLERİNİN GENEL GÖRÜNÜŞLERİ<br />
<br />
 Bu savaştan evvel Osmanlı Devleti’yle Avrupa devletlerinin genel görünüşünü incelemede fayda var.<br />
<br />
 Bu günlerde Avrupa henüz ortaçağın derebeylik dönemini yaşarken, doğudan, Orta Asya’dan gelen seciyeli, azimkâr Türk milletinden doğma Osmanoğulları, kendi gayretleriyle bir devlet kurmuşlar, dünyada ilk defa kurdukları daimi ordularıyla sınırlarını kısa bir zamanda genişletmeyi başararak, medeniyete hizmet ediyorlardı. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Osmanlı İmparatorluğu ülkesi sınırları: Doğuda İran’a, güneyde Umman Gölü, Mısır içindeki Sahray-ı Kebir’e (Büyük Çöl’e), batıda Adriyatik Denizi’ne, kuzeyde Tuna Nehri’ne kadar uzanmış bulunuyordu. Eflak,<br />
<br />
 Boğdan, Osmanlı Devleti’nin hükümranlığında birer beylik, Kırım yine devletin muhafazasında bir hanlıktı. O sıralarda Halifeliğin de Osmanlı padişahlarında bulunması ve yine o sıralarda bilgili, iyi siyasetçi idarecilerin maharetli elleri altında bulunan devlet, şaşa*alı hayatım yaşıyordu.<br />
<br />
 Bu sıralarda Avrupa’da da kalkınmalar oluyor, ortaçağın derebeyliklerine son verilerek medeniyette ilerlemeler görülüyordu. İçişlerini düzeltmiş Fransa, İngiltere, İspanya devletleri sınırlarını genişletmek için Avrupa’da yıllarca uzayıp giden savaşlara tutuş*muşlardı. Bu boğazlaşmaların en hareketli devresinde, soylular arasındaki evlenmeler ve miras yollarıyla Avrupa’nın çoğuna sahip olmuş olan Almanya İmparatoru Şarlken meydana çıkmış bulunuyordu. İmparator Şarlken’in ülkesi de Felemenk, Belçika, Lüksemburg, Fransa’nın kuzeyi, İtalya’nın yarısına yakın topraklar, Almanya, Avusturya, Çekoslovakya’yı içine alıyordu. İşte Mohaç savaşı başlamadan Avrupa’nın durumu buydu. En önemlisi Osmanlı Devleti’nin karşısında bu kocaman İmparatorluk dikilmiş bulunuyordu.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ SAVAŞININ SEBEPLERİ:<br />
<br />
 Savaş sebebi olarak; Almanya İmparatoru Şarlken’in bütün Avrupa’ya hâkim olma isteği ve Osmanlıları Balkanlar’dan atmak emellerini aramak doğru olur. Şarlken; Almanya İmparatoru ve İspanya Kralı sıfatıyla Avrupa’nın birçok yerini eline geçirmişti. Bu sırada eniştesi Macaristan Kiralı Layoş da kendisini Osmanlılar aleyhine kışkırtıyordu. Çünkü Kanunî Sultan Süleyman’ın padişahlığının ilk hareketleri içinde Belgrat Kalesi’nin ele geçirilmesi, pek kısa bir zaman sonra da Akdeniz’de Osmanlı hükümranlığına engel olan Rodos Şövalyelerinin elinden Rodos adasının alınması Şarlken’in gözünden kaçmamıştı.<br />
<br />
 Şarlken’in asıl maksadı Macaristan’ı da kendi sınırları içine almaktı. Belgrat’ın elden çıkması yetmiyormuş gibi bir de Rodos adasının Osmanlıların eline geçmesi Hıristiyanlık dünyasını çileden çıkarmıştı. Bunu fırsat bilen Şarlken’in Belgrat’ı geri almak, Macaristan’ı tümüyle kendi toprakları içine katmak gayesi açığa çıkmış, bu da Osmanlıların gözünden kaçmamıştı.<br />
<br />
 Şarlken ilk tedbir olarak, kardeşi Ferdinand’ı Avusturya Dukası ve Bohemya, Macaristan Kralı adları altında Osmanlıların önüne bir koruma duvarı gibi dikti ve emellerinde başarıya ulaşmak için Lehistan Krallığı, Ulah, Buğdan Beyliklerini kendi sınırları içine almak istedi. Lehistan Kralı, Şarlken’den korunmasına karşılık, Slavların çoğunluğunu oluşturduğu Bohemya’da, yakınlık ve soydaşlık dolayısıyla Macaristan’da gözü vardı. Hiç olmazsa bu ülkeyi korumak istedi. Şarlken’e boyun eğmedi ve karşı olacağını bildirdi. Şarlken, Lehistan’ı kendi tarafına çekemeyince, Buğdan ve Ulah bölgelerine döndü. Buğdan, coğrafî durumu bakımından kolay kolay ele geçirilmesi mümkün olmayan bir yerdi. Uğraşmalar da burada boşuna çıktı. Ulahlar ise Şarlken’in yanında bulunmak istiyorlardı. Bu da Şarlken’in işine geliyordu. Çünkü Ulahların toprakları üzerinde Vidin ve Niğbolu yolundan güneye doğru yürüyecek bir ordu, İstanbul’a en kısa yoldan ulaşacak veya bu topraklara hâkim olan Belgrat’a, Macaristan’a girecekti. Bunu ise Osmanlı ordularının geri çekilme yollarını tehdit edici durumda olduğu için yararlı görüyordu. Fakat bu sırada Ulah Beyi’nin ölümü Şarlken’in ümitlerini kırdı. Osmanlılar, Tuna serhat beylerinden Yahya Paşaoğlu Mehmet Bey’in komutasındaki bir özel görev kuvvetiyle bu topraklara hâkim oldu. Bu durumdan sonra Ulah beyleri Osmanlı padişahları tarafından tayine başlandı. Bu arada Bey de atandı. İşte bu karşılıklı hareketler Şarlken ile Kanunî’nin çatışmalarının başlangıcı oldu. Osmanlılar daha atik davranıp Avrupa’da bir cephe açmazlarsa Şarlken’in Fransa’yı, Macaristan’ı da ele geçirmesi halinde Osmanlı Devleti için bir felaket olacağı düşüncesi, Osmanlıları harekete geçirmeye kâfi geldi. Birçok eyalet beyleri ve Tuna serhat komutanları, kuvvetleriyle Sitri (Styrie)-Hırvatistan-Dalmaçya üzerine birçok akınlar yapmaya başladılar ve birçok önemli yerleri de ele geçirmeyi başardılar. Bir yandan Şarlken’i diğer taraftan Kanunî’yi kızıştıranlar da eksik olmuyordu. O sıralarda Şarlken ordularıyla çarpışan Fransa Kralı I. Fransuva orduları Pavi’de yenilmiş, Fransuva, Şarlken’e esir olmuştu. Fransa Kralı’nın annesi Düşes Dangolen, Kanunî’ye gönderdiği bir mektupla oğlunun kurtarılması için yalvarıyordu. Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’ya görev verilmiş, o da donanmasıyla Nis’e giderek, Şarlken’in donanmasıyla yaptığı deniz savaşını kazanmış, hem Fransa’yı hem de kralları Fransuva’yı kurtarmıştı. I. Fransuva da Şarlken’e karşı bir savaş açılması için Kanunî’ye yata arıyor, bu büyük tehlikeyi ortadan kaldırmasını istiyordu. İtalya’daki hükü*metlerin çoğu korku içinde, açıkça Osmanlılara yanaşmıyor, fakat Osmanlıların başarısını temenni ediyorlardı. Bu olay artık kaçınılmaz bir durumu meydana çıkarmıştı. Kanunî Sultan Süleyman, hem Doğu Roma İmparatorluğu’nun vârisi hem de İslâm ümmetinin Halifesi idi.<br />
<br />
 Osmanlı ordularıyla düşman ordularının kuvvet bakımından mukayesesine gelince:<br />
<br />
 Tarih yazarları Osmanlı ordusuyla düşman ordularının kuvvetleri, sınıf ve bölümlerini başka başka yazmakta, çeşitli şekilde yorumlamaktadırlar. Bunların içinde doğruyu çıkarmak çok zor olmakla beraber, yabancı kaynaklardan yapabildiğimiz araştırmalar sonucu; Osmanlı ordusunun düzenli kurulmuş olması sebebiyle sayısı ve gösterilen sınıflar akla uygundur.<br />
<br />
 Düşman ordularına gelince: Düzenli bir orduya sahip olmadıkları için inanılır bir sayıları ve kuvvet bölümleri de bulunmadığı görülüyor, ancak Mohaç zafernamesinden edinebildiğimizle iktifa etmek zorunda kalıyoruz.<br />
<br />
 Kanunî devrinde Osmanlı ordusunun iki çeşit askeri vardı:<br />
<br />
 1- KAPIKULU ASKERLERİ: Devlet hazinesinden maaş, tayinat alan, devlet merkezinde kışlalarda barındırılan, eğitim meydanlarında devamlı eğitilen askerler. Bunlar bütün kalelerde, Bursa, Edirne gibi büyük ve önemli şehirlerde bulunduruluyorlardı.<br />
<br />
 Yeniçeriler; 196 ortadan teşekkül ediyordu. Yeniçeriler yaya ocaklarını, cebeciler cebeci ocaklarını, topçular, top arabacıları kendi ocaklarını oluşturuyorlardı. Bunların sayısı ortalama 50–60 bin kadardı. Süvari sınıfı; sipahiler, silahtarlar, ulufeci, yeman, yesarbölükleri, garibanlar, atlı bölüklerdi. Bunlarda 17.000 kadardı.<br />
<br />
 Tersane askerleri, deniz ordusu: Bu devirde Osmanlı donanması çok kuvvetliydi ve ince filo 20 parça hafif gemiden, donanma ise 47 büyük gemiden kurulmuştu. Donanmanın mürettebatı leventler 16.000 kadar olup bunların 7.000 kadarı silahlı idi. İnce filonun her gemisinde 100 kadar silahlı asker bulunurdu. Bu devirde deniz kuvvetlerinin genel sayısı da 30.000 kadardı.<br />
<br />
<br />
 Bostancılar; İstanbul, Edirne’de bulunan bahçe muhafızlarıydılar.<br />
<br />
<br />
 Kapıkulu: 50.000–60.000<br />
<br />
<br />
 Süvari: 17.000<br />
<br />
<br />
 Denizci: 30.000<br />
<br />
<br />
 Toplam: 97.000–107.000<br />
<br />
<br />
 Eyalet askerleri: Hizmet karşılığı komutanlara verilen eyalet gelirinden savaş için hazırlamaya mecbur oldukları askerlerdi. Alınan gelir miktarına göre bölünen araziye, Has, Zeamet, Tımar, Yurtluk, Ocaklık adları veriliyordu. Yıllık geliri 100.000 akçadan fazla olanlara Has deniliyordu.<br />
<br />
 Yıllık geliri 20.000’den 100.000’e kadar olanlara Zeamet, yıllık geliri 6.000’den 20.000’e kadar olana da Tımar deniliyordu. Yurtluk, ocaklıklar, sınır koruyuculuğu ve bazı kaleler yerli erlere verilirdi. Bu suretle arazi dağıtılan bu kişiler, yerli kulu, serhat kulu, topraklı süvarisi adlarında askerleri silahlarıyla ve bütün donatmayla hazırlamak zorunda idiler. Osmanlı Devleti’nin o sıralarda parsellediği eyaletlerin çıkardığı asker sayısına gelince: 190–200 bin Anadolu, 100–150 bin kadarı da Rumeli’dendi.<br />
<br />
 MOHAÇ meydan muharebesine katılan Osmanlı ordusunun sayısı 60–70 bin süvari ve Rumeli sipahisi olup hepsi Sofya’da toplanmıştı. Ayrıca Hüsrev ve Bâli Beyler komutasında 50–60 bin kadar akıncı vardı. İnce filo askerleri de 7–10 bin kadardı. (Bu savaşta da rakamlar kesin değildir.)<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSU: Macarların düzenli orduları yoktu. Araştırılan tarih kitaplarında bu ordunun kuvvet bölüklerine rastlanmadı. Ancak Mohaç Zafernamesi’nden edinilen bilgilere göre; Macaristan Kralı LAYOŞ, krallığını koruttuğu ve kendi ülkesinden toparlayabildiği, çoğunluğu zırhlı süvarilerden oluşan 150–200 bin kadar bir kuvvetle Mohaç meydan savaşına katıldığı kabul edilir. (Tarihçi Solakzade Saadettin tarihinde: Kral Layoş’un diğer devletlerden toparlayabildiği 300.000 kadar silahlı askerle Mohaç denilen yerde ordugâh kurduğunu ve ordugâhın etrafına hendek kazdırdığını, yakalanan esirlerden öğrenildiğini yazmaktadır.)<br />
<br />
<br />
 OSMANLI VE MACAR ORDULARININ SAVAŞ HAZIRLIKLARI VE YÜRÜYÜŞLERİ:<br />
<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNDA SAVAŞ HAZIRLIKLARI:<br />
<br />
 Öncelikle yapılacak bu savaş için gizliliğe çok önem verilmiş, savaş hazırlığına geçilmiş, fakat savaşın doğuya mı yoksa batıya mı karşı yapılacağı hakkında kimseye bir şey söylenmemişti. Bütün bir kış daha evvelce hazırlanan bir plan gereği, yapılacak bir savaş için ihtiyaç duyulacak her şey ikmal edilmiş, bu meyanda pek çok yeni toplar döktürülmüş, ordu ile Tuna Nehri üzerinden paralel hareket edilebilecek gemiler yaptırılmış, gidilecek yollar üzerinde yiyecek, içecek ve cephane dağıtım noktaları kurulmuş, lüzumlu her şey buralarda depo edilmişti.<br />
<br />
 İlkbahar mevsiminin gelişiyle savaşa hazırlanma emirleri verilmiş, birlikler de bütün hazırlıklarını tamamlamışlardı. Bir yandan da İran’a savaş söylentileri yayılmaya başlamıştı.<br />
<br />
 Osmanlı ordusunun yürüyüşü: Osmanlı ordusu, Kanunî Sultan Süleyman’ın başkomutanlığında 23 Nisan 1526 tarihinde İstanbul’dan Edirne’ye doğru yürüyüşe geçmişti. Bu sırada Rumeli askerleri Sofya’da toplanmış, Anadolu askerleri ise; Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa komutasında Çanakkale’den Gelibolu’ya geçirilmiş, Gelibolu’dan Edirne’ye yürütülerek Padişah ordusuna katılmışlardı. Bu suretle Osmanlı ordusu yığınağında tamamlanmış, son şeklim almıştı. Edirne’den bir sabah harekete geçirilen Osmanlı ordusu, Edirne-Filibe-Sofya yoluyla Belgrat genel istikametinde yürüyüşe geçirilmişti. Sofya’dan itibaren Sadrazam İbrahim Paşa, Rumeli askerleri ve bu gruba eklenen 2000 kadar yeniçeri, 150 kadar topla ordunun ilerisinden gönderilmiş ileri emniyet sağlandıktan sonra bütün ordu yürüyüşe geçirilmişti.<br />
<br />
 Yürüyüş, düzenli bir şekilde devam etmiş, ordunun yiyecek ve içeceği, orduyu takip eden ağırlıklar da taşınmış ve plan ne ise öyle devam edilmiştir. Bazı diğer ihtiyaçlar, daha evvelce görevlendirilen satın alma komisyonlarınca parası peşin ödemek suretiyle yol boyunca rastlanan köy ve kasabalardan temin edilmiştir. Belgrat’a gelindikten sonra, ordunun büyük bir kısmı Sava Nehri’nde birbirine bağlanan mavnalardan yapılan köprülerle 3 günde geçilerek önce Zemlin’e ve oradan Salagamis’e yürümüştür. Sadrazam İbrahim Paşa, 40.000 kişiden kurulu bir özel kuvveti ile Petervaradin Kalesi’ni ele geçirmişti. Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı ordusuyla Petervaradin Kalesi yakınlarına geldiğinde, kalenin alındığı görülmüş, yine bu sıralarda Bosna Beylerbeyi tarafından Petroviçe ve Metrofçe’nin de ele geçirildiği duyulmuş, bu başarılar ordunun moralini yükseltmişti.<br />
<br />
 Sadrazam İbrahim Paşa da birliğiyle orduya katılmış, ordu 26 Ağustos 1526’da yeniden aldığı öncü emniyeti içinde yürüyüşe geçirilmişti. Bu yürüyüşte 5000 kadar süvari birliğiyle Yahyapaşazade Bâli Bey öncü göreviyle ileriden, Bosna Beylerbeyi de artçı olarak harekete geçmişti. Ordu, büyük kısmın da yeniden alman bir düzenle; İbrahim Paşa komutasında 12.000 Rumeli süvarisi, 2000 yeniçeri, 30 topla, onun gerisinde Behram Paşa komutasında 10.000 yeniçeri, 2000 Anadolu yayası, 20.000 Anadolu süvarisi 270 top, daha geriden de Padişah Kanunî Sultan Süleyman komutasında 1000 kadar süvariyle Mohaç genel yönünde yürüyüşe geçirilmişti.<br />
<br />
 Mohaç ovasına yaklaşıldığında, Sadrazam İbrahim Paşa ve komutanları ilerideki tepelerden düşman ordusunun durumunu keşfe başlamışlar, gördüklerini aralarında tartışarak bir karara varmışlardı. Ayrıca Semendire Eyalet Beyi Bâli Bey de daha evvelden edindiği bilgiler içinde düşmanın kuvveti, morali ve savaş usul ve kuralları hakkında bilgiler verdi. Sadrazam İbrahim Paşa (ordu kurmay başkanı yerinde) ile karargâh kurmakla görevli komutanların da fikirleri alınarak, tartışmalar sonucu düşünce birliğine varılarak bir harekât planı taslağı meydana getirdiler. Padişah da arz edilen planı uygun buldu ve tatbikatına karar verildi.<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNUN HAREKÂT PLANI:<br />
<br />
 Osmanlı ordusu, Mohaç ovasının güneydoğusundaki bataklık bölgeye doğru gitmeyip, biraz daha batıdaki, düşmanı kuşatacak bir yer olan sırtlar gerisine yanaştırılacak,<br />
<br />
 Macarların çok güvendikleri zırhlı süvarilerinin hücumlarını kırmak için birbirine zincirlerle bağlanmış toplarla ateş ve engelleyici barikatlar kurulacak,<br />
<br />
 Daha evvelden hazırlanmış müstahkem mevzilerde bekleyen düşman ordusuna önce taarruz edilmeyecek, düşman taarruza teşvik edilecek. İlk saflara yerleştirilecek hafif piyadeler, düşman hücumlarını oyalama savaşlarıyla önce onları peşlerine takarak geriye, daha sonra yanlara çekilerek ve Macar ordusunun taarruzu merkeze doğru kanalize ettirilerek, düşman bir torba içine sokulmaya çalışılacak, bunun için her türlü hareket yapılacak. Bu tahakkuk edilince, Osmanlı ordusu her iki yandan ve merkezden taarruza geçilerek düşman kuvvetleri çevrilmeye çalışılacak. Daha evvelden düşmanın gerilerine düşülecek şekilde açık yanlarda gizli tertiplenen Akıncılar da düşmanın daha gerilerine düşecek şekilde harekete geçerek, düşman tam bir çember içine alınarak tamamını yok etmek üzere bütün tedbirler alınacak. Yapılacak bütün hareketler düşmana sezdirilmeyecek, gizli tutularak tam bir baskın sağlanacak.<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSUNUN (Haçlı ordusunun) SAVAŞ HAZIRLIKLARI:<br />
<br />
 Osmanlılar tarafından savaş için yapılan hazırlıklar o kadar güzel gizlenmişti ki; Macar ordusu bu hazırlığın kendisine karşı olduğunu anlayamamış ve savaşa hazırlıkta geç bırakılmıştı. Boşuna zaman kaybetmişler, savaşın kendilerine karşı olduğunu öğrenince de iş işten geçmişti.<br />
<br />
 İtalyan prenslikleri, İngiltere Krallığı, Fransa Krallığı gibi birçok Avrupa devleti Şarlken’e karşı bir ittifak hazırlığı içinde bulundukları için, Şarlken bunun telaşı içinde kimseyi düşünecek halde değildi. Bütün düşüncesi Avrupa’da kendine karşı açılacak savaşa nasıl karşı koyacağı idi.<br />
<br />
 Şarlken’in kendi topraklarına göz diktiğini bildiklerinden acele anlaşan devletler, Mayıs 1526 tarihinde Şarlken aleyhine ittifak imza etmişler ve savaş hazırlıklarına da başlamışlardı. Şarlken kendi dertleriyle baş başa kaldığından, onun kışkırtıcılığından ve koruyuculuğundan yoksun olan Macarlar kendi kendilerine kaldıklarından başlarının çaresine bakmak zorunda kalmışlar ve ilk tedbir olarak, önce sınırlarını örtmek ve korumak için; Paltamani-Sava hattını savunmaya karar vermişlerdir. Macar Kralı Layoş, bu savaşın kazanılması için her türlü çareye başvuracağını söylemiş ve harekete geçmişti. Yalnız Macar ordusu (Haçlı ordusu) başkomutanının kim olacağı hakkında karara varılamıyordu. Macaristan eyaletlerinin idarecilerinden bir kısmına inanılmıyordu. Avusturya komutanlarından Nikolaszali’ye ordunun başkomutanlığı teklif edilmiş, fakat sonra kabul edilmemişti. Başkomutanlık görevinin verilmesi düşünülen Paleten, Tomori ve Japolya’dan da vazgeçilmişti.<br />
<br />
 Nihayet 2 Haziran 1526 günü çaresiz kalan Kral Layoş, başkomutanlığı üzerine almayı kabul edip o günden itibaren faaliyete geçerek kuvvet toplamaya ve ordunun bütün ihtiyaçlarını sağlamaya başladı.<br />
<br />
 Macaristan orduları için yığmak mahalli Tolma seçildi. Bütün ordunun burada toplanması kararlaştırıldı. Buna göre gereken emirler verildi. Kral Layoş da kuvvetleriyle yürüyüşe geçerek 6 Ağustos 1526 günü Tolma denilen yerin yakınındaki Sen Jorj kasabasına gelerek ordugâha geçti. Kısa zamanda yığmak mahalline diğer kuvvetler de gelmeye başladı. Birçok eyaletlerden papazlar, subaylar da geliyor, orduya katılıyorlardı. Macar ordusu derme çatma da olsa Tolma’da toplanabilmişti. Bu sırada Kral, askeri şûrayı toplantıya çağırdı. Yapılacak savaş için durum tartışması yapıldı. Komutanlardan bir kısmı Drava Nehri gerisine çekilmesini, Osmanlı ordusunu orada beklemesini öne sürüyorlar, Osmanlı ordusunun kuvvetinin kendilerinden zayıf olduğunu ileri sürüyorlardı. Macar ordusun zafere ulaşacağına inandıklarını söylüyorlardı. Bir diğer kısım komutanlar ise; ordunun Drava Nehri tarafına gitmeyip Polaten’e gidilmesini, Osmanlı ordusunu burada durdurmayı, burada başarıya ulaşılmazsa Hırvatistan’a çekilerek buradaki kuvvetlerle birlikte Avusturyalılar tarafından tahkim edilmiş savunma mevzilerinden faydalanılarak Osmanlı ordusunu ikiye ayırmayı, ayrı ayrı yenmeyi ileri sürüyorlardı. Fakat bazı Macar asilleri Polaten hareketini uygun bulmuyor, karşı çıkıyorlardı. Osmanlı ordusunun başında nasıl başkomutan olarak padişah bulunuyorsa, kralın da bütün Haçlı ordusunun başında bulunmasını istiyorlardı.<br />
<br />
 Kral son fikri uygun bularak kabul etti ve Osmanlılarla düşünülen yerde savaşmaya karar verildi.<br />
<br />
 16 Ağustos 1526 günü kral beraberindekilerle birlikte Bata’ya geldi. Piskopos Tomori’yi başkomutan, Japolya’yı da yardımcı komutan seçti. Savaşın Osmanlı ordusuyla MOHAÇ Ovası’nda açıkta yapılmasına, savaş yeri olarak da Mohaç kasabası güneyinde Nijniyat ile Kelküt köyleri arasındaki yerin seçilmesine ve burada derhal tahkimat kazılmasına, hendekler, engellemeler yapılmasına ve elden geldiği kadar müstahkem hazırlanmasına başlandı. Mevzinin sol yanı Tuna Nehri’ne dağıtılacak, sağ yanı ise mümkün olduğu kadar uzatılarak emniyet altına alınacaktı.<br />
<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığının harekât planı:<br />
<br />
 Plan kısa ve kesindi...<br />
<br />
 Macar ordusu birinci hatta bulunan bütün birlikleriyle aynı zamanda taarruza başlayacak, bütün güçleriyle Osmanlı ordusunun üzerine atılacaklardı.<br />
<br />
 Çekilen Osmanlı ordusunun (çekileceğine inanıyorlardı) peşleri bırakılmayacak, bu sırada zırhlı süvarileri de savaşa sokularak Osmanlı ordularının gerilerindeki kademelerini de içine alacak şekilde bir çevirme yapılacak, çember içine alman Osmanlı ordusu tamamen yok edilecekti.<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığı bu inanç içinde, beyinleri ve bedenleriyle planları hazırlamışlardı. Ve kesin zaferin kendi taraflarında olacağına o kadar inanmışlardı ki, bundan başka bir şeye ihtimal vermiyorlar ve bilhassa zırhlı süvarilerinin her türlü başkaldırmaya mukabele edeceklerine ve önlerine ne çıkarsa çıksın yakacaklarına, kıracaklarına güveniyorlardı.<br />
<br />
<br />
 SAVAŞ ALANININ YERİ:<br />
<br />
 Mohaç kasabası; Tuna Nehri’nin sağ kıyısında ve Çele suyunun Tuna Nehri’ne karıştığı yerden başlayıp Karaziça, Karayişçe Nehri ortasında son bulan 7500 metrekarelik bir ova kenarında yapılmıştır. Ovanın doğu tarafı Tuna Nehri’nin birçok kollarıyla sulanmış, birçok kanallar kurulmuş olmasına rağmen bataklık yerleri çoktur. Ovanın batısında 40 metrekare kadar yüksekliğinde bir tepe vardır. Üzerinde binalar, bir de kilise görülür. Osmanlılar bu tepeye Pusu Kilise adını koymuşlar. Baranyavar’dan Mohaç’a giden yol bu noktada ovaya ulaşmaktadır. Bu yolun bataklık araziye -yaklaştığı yerde de 5 metre kadar yükseklikte bir tepe vardır. Osmanlılar bu tepeye Türk Tepesi veya Hünkâr Tepesi adını koymuşlardır. Bu tepecikten ovanın Mohaç’a kadar olan kısmını görmek mümkün olmuyordu. Mohaç ovası; tarlalar, otlu meralar, kısmen ağaçlarla örtülü geniş bir sahadan ibarettir.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ İÇİN OSMANLI ORDUSUYLA MACAR ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATI<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATI:<br />
<br />
 Akıncı komutanlarından Bali Bey’in yakaladığı bir Macar esirinden öğrenildiğine göre, düşman ordusunun Mohaç ovasında olduğu kesinleşti. Yapılan keşiflerde; düşman kuvvetlerinin Mohaç ovasına yerleştiği ve savaş için tertip aldığı görüldü. Osmanlı ordusu da düşmana sezdirmeden yürüyüş kollarından açılarak savaş düzenine geçirildi.<br />
<br />
<br />
<br />
 HARP İÇİN TERTİBAT ŞÖYLE İDİ:<br />
<br />
 İleride hafif piyade birlikleri, onun gerisinde Sadrazam İbrahim Paşa komutasında Rumeli askerleri ve yeniçerilerle topçulardan oluşan bir kuvvet grubu, bu grubun gerisinde Behram Paşa komutasında 10.000 kadar yeniçeri, Anadolu askerleri ve topçulardan mürekkep bir grup bulunuyordu. Başkomutan Kanunî Sultan Süleyman, kapıkulu askerleri ve diğer topluluklardan geri kalan kuvvetlerle daha gerilerde yerini almış bulunuyordu. Sol yanda ağaçlıklar arasında gizlenmiş Bâli Bey akıncıları ve Hüsrev Bey akıncıları da düşman gerilerini hedef almış bulunuyorlardı. Ordu ağırlıklarının emniyetleri sağlanarak gerilerde bırakılmışlardı. Osmanlı ordusu savaş düzeni aldıktan sonra Kanunî Sultan Süleyman beraberinde Sadrazam İbrahim Paşa ve diğer büyük komutanlar olduğu halde askerlerini teşci ve teşvik etmek için alay alay dolaştılar. Padişah her alayın sancağı önüne geldiğinde ellerini yukarıya kaldırıyor ve dualara başlıyordu.<br />
<br />
 "Büyük Allah’ım! Bütün kudret senindir. İlâhi nusret ve tasarruf senindir. İnayet eyle, himaye eyle, bizleri utandırma Yarabbi... Düşmanı sevindirme ve zaferi bize nasip et" diyor. Gözyaşlarını tutamıyordu. Yeryüzündeki Müslümanların halifesinin bu içten duası çok tesirli oluyor, etraftakileri de ağlatıyordu. Bu durum askerin cesaret ve şecaatini kat kat artırıyor, hepsi bir ağızdan Allah’a, din uğrunda, vatan uğrunda canlarını seve seve feda edeceklerini haykırıyorlardı. Ve işte bu kudret, cesaret ve heyecan içinde Osmanlı ordusu savaşın başlamasını sabırsızlıkla bekliyordu.<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATINA GELİNCE:<br />
<br />
<br />
 Macarlar da harekât planlarına uygun olarak savaş tertip ve düzenlerini almış bulunuyorlardı: Birinci hatta 10.000 kadar piyade birliklerini yerleştirdiler, aralarına ve gerilerine toplarını mevzilendirdiler. Beheri 2.000 süvariden oluşan iki süvari tümenini yanlara verdiler. Sağ yan süvarileri tümen komutanlığına. Komutan Poletet’i verdiler. Sol yandaki süvari tümeninde Perini, merkezde Kral Layoş bulunuyordu. İkinci hatta süvari ve piyadelerden oluşan bir kuvvet bulunduruyorlardı. Piyadeler yanlara gönderilmişti. Süvari küvetleri 3 biner kişilik gruplara bölündü.<br />
<br />
 Her grup birbirinin gerisine tertiplendi. Bu hattın ilk kademesinde 3.000 süvari ile Tarça, Kartakuvi komutasında, onun da gerisinde 3.000 süvari Tratepe ile Silik komutasında, onun da gerisinde 3.000 süvari Drajifi komutasında, 1000 kadar süvari, 2000 kadar hafif piyade birliği de bu komutan emrinde tertiplenmiş bulunuyordu. Ayrıca ordu karargâhının korunması için de 2000 savaşçı ayrılmıştı. Birlikler yerlerini alır almaz Kral Layoş beraberindeki Plate, bütün kıtaları dolaşarak Osmanlılara meydan okuyan konuşmalar yaptı. Askerine cesaret ve moral verdi. Ordunun Başkomutanı Tomori ve onun yardımcısı Estergon Piskoposu Zapolya ve daha birçok piskoposlar da bu gurupta yer almışlardı. Macar ordusu da savaş tertiplerini aldıktan sonra savaşın başlamasını sabırsızlıkla beklemeye başladılar.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 26 Ağustos 1526 sabahı, Mohaç ovasına hafif yağmur taneleri düşmekte olup öğle vaktine kadar ovada sükûnet hâkimdi. Fakat hemen sonra korkunç bir karaltı ile insana dehşet veren bir fırtına koptu. Ortalığı toz duman kapladı. Ayakta durmak bile güçleşti. Macar ordusundaki birçok asker günlerdir ayakta kaldıklarından çok yorgun görünüyorlardı. Bu hava şartları altında her halde Osmanlı ordusu taarruza kalkmaz deyip dinlenmeyi düşünürken, Osmanlı komutanlarından Bâli Bey kuvvetlerinin tam düşman gerilerini hedef tutan hareketleri görüldü. Macar komutanlarından Baturi, ufukta hayal meyal görülen Osmanlı süvarilerinin ordugâhlarını taciz etmek için gönderilmiş olacağını sanarak, kraldan aldığı emirle Komutan Ratke’nin yanına süvari kuvveti katarak. Osmanlı süvarilerinin uzaklaştırılmasını, sonra cepheye dönmesini, yerini almasını emretti. Bu sıralarda Osmanlılar cephesinde kıpırdanmalar görüldü. Akşama iki saat kadar bir zaman vardı. Ama Osmanlı ordusu bütün cephede ilerlemeye başlamıştı. Bu suretle ilk taarruz hareketi Osmanlılardan başladı. Sadrazam İbrahim Paşa komutasındaki ikinci hat birlikleri kendi cephelerine isabet eden düşmana taarruza geçmişlerdi. Bâli ve Hüsrev Beyler de komuta ettikleri süvari tümenleriyle düşmanın sağ yanından gerilerine doğru çevirme kuşağını tamamlamaya çalışıyorlardı.<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığı; Osmanlı ordusunun bütün cepheden taarruza kalktığım görünce, derhal karşı koymaya başladılar. Önce toplarla başladılar, fakat toplar menzillerinin kısalığı dolayısıyla Osmanlılar üzerinde hiçbir tesir yapamadılar. Daha sonra onlar da karşı taarruza geçtiler. Ortadaki Macar kuvvetleri önce Rumeli kuvvetleri üzerine saldırdılar. Bu cephedeki Osmanlı kuvvetleri (plan icabı) yavaş yavaş yanlara ve gerilere doğru çekilmeye başladılar.<br />
<br />
 Peçevi tarihi ise; Başkomutan Tomori’nin Sadrazam İbrahim Paşa kuvvetleri önünde zincirlerle birbirine bağlı top ateşleri, aynı zamanda piyadelerin tüfekleriyle yaralanan ve ölen Macarlara aldırmaksızın açılan bir gedikten merkeze doğru saldırıya devam ettiğini yazmaktadır. Bu durumu gören Palemin’in kardeşi Andre Abaturi, Osmanlı kuvvetlerinin yanlara ve geriye çekildiklerini görünce gözlerine inanamamış, bir de Başkomutan Tomori’nin kuvvetlerini coşku içinde Osmanlıların cephe merkezi içlerine doğru ilerlediklerini görmüş,<br />
<br />
 — Düşman kaçıyor, kazandık, kazandık diye bağırmaya başlayınca bu sevinç feryatlarını duyan, yedektekiler dâhil bütün Macar ordusu süvarileri hep birlikte ileri atılarak kazandıklarını sandıkları zaferin sonucunu almak üzere boşluktan merkeze doğru ilerlemeye başlamışlar. Yalnız bütün Macar süvari birliklerinin, Macar ordusu başkomutanının veya kralın emriyle mi bu saldırıya kalktıkları, yoksa savaşın kazanıldığı zannına kapılarak başıboş olarak mı saldırıya geçtikleri öğrenilemedi. Bu süvarilerin saldırısıyla artık savaşın bir komuta içinde sevk idaresinde imkân kalmadığı aşikârdı. Macar süvarilerinin, düzenli bir savaş tertibi almış olan ikinci Osmanlı hattı üzerine saldırmaları ve yine birkaç süvari birliğinin derinlikte padişahın bulunduğu kısma kadar ilerleyebilmeleri onlara çok pahalıya mal oldu. Hepsi kapıkulu askerlerince karşılanıp yok edildiler. Macar süvarileri tüfeklerini çok iyi kullanan Osmanlı piyadeleriyle, araba ve zincirlerle birbirine bağlı toplara çarptılar. Önü açılan topçunun ateşleri karşısında çok kayıplar verdiler. Bu ateşlere rağmen adım adım da olsa ilerlemeye çalışmaları ile iki taraf arasında kan kokusu, barut kokusu karışıyor, ölenlerin hırıltıları, yaralananların canhıraş feryatları, Osmanlı mehterhanesinin vaveylayı andıran kahramanlık marşları büyük sesler çıkaran davullar, kösler, zurna, krenay sedaları, bayrakların dalgalanması, kılıç, mızrak şakırtıları, atların kişnemeleri, topların çıkarttığı büyük gürültü etrafa dehşet meydana getiriyordu. Bir tarafta süvariler karşılıklı çarpışırken, diğer taraftan piyadelerin isabetli ateşleri düşmanı yere seriyordu. Savaş alanında kıyametler kopuyordu. Savaş böyle devam ederken, savaş alanında birden bire korkunç bir sessizlik meydana geldi. Macar süvarileri şaşkın, şuursuz panik halinde oraya buraya koşuyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlardı.<br />
<br />
 Cephenin ortasından süvarilerinin başarılı ilerlemelerine aldanarak hücuma katılan Macarların elindeki bütün kuvvetleri Osmanlı Başkomutanlığı’nın istediği, kanalize harekâtının başarıya ulaşmasını sağladı. Açılan bu torbaya girmeleri mümkün kılındı. Macar ordusunun sağ yanında ağaçlar arasında saklanmış Bâli ve Hüsrev Beylerin akıncı tümenlerinin gerilerden Macar ordusunun çekilme yollarını kapadığı da anlaşılınca Macar ordusu kendisini çepeçevre Osmanlı ordu kuvvetlerinin arasında buldu. Bu hali gören Macar orduları Başkomutanı Tomori son bir gayretle toparlayabildiği kuvvetlerle, Osmanlı ordusunun sağında bulunan Sadrazam İbrahim Paşa kuvvetlerine saldırmayı denedi. Hâlbuki Osmanlı ordusu gayet geniş bir cephe kurmuş, Mohaç ovasını boydan boya tutmuş hiçbir boşluk bırakmamıştı. Hele Bâli ve Hüsrev Beylerin komuta ettikleri akıncı tümenlerinin çemberi daraltmaları, Macar ordusunu bir ateş çemberi içine atmıştı. Bu durumdan kurtulmak için Macarlardan ayakta kalabilenler can havliyle kendilerini Tuna Nehri’ne atmayı denediler. İşte o sırada Osmanlı ordusu her iki yandan ve cepheden, geriden mükemmel bir ateş desteğine dayanarak taarruza başladılar. Çaresiz kaldıkları için canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen Macarlar bu sefer de kendi zırhlı süvarilerinin üzerlerine düştüler. İşte bu hengâme içinde Tuna bataklıklarına sürüklendiler. Osmanlı ordusu düşmanın bu perişan durumu karşısında aslanlar gibi vuruşuyor, önlerine çıkanları kılıçla, mızrakla, balta ile ve açtıkları ateşlerle yerlere seriyorlardı. Bu kısacık zaman içinde bir de baktılar ki öldürecek düşman kalmamış, ya kılıçlar altında ya da bataklıklarda koca Macar ordusu bir anda yok olmuştu. Bu müthiş çarpışmalar sonucunda düşman ordusundan 25.000’den fazla ölü yerlerde yatıyor, 20.000’e yakın Macar da esir edilmiş bulunuyordu. Savaş boyunca devam eden şiddetli fırtınadan faydalanan pek az bir düşman ancak kaçabilmişti. Bu dehşetli savaş süresince pek çok Macar komutanı, asilzadeleri, Başkomutan Tomori de dâhil ölüler arasında bulunuyordu. Başkomutan Tomori’nin başı gövdesinden ayrılarak bir mızrağın ucuna takılmış, askerler arasında dolaştırılarak teşhir edilmişti. Bu savaşta Osmanlıların kayıpları yok denecek kadar azdı.<br />
<br />
 Kral Layoş savaşı kaybettiğini acı içinde görmüş, beraberindeki çok az koruyucusuyla Budin istikametinde kaçmaya başlamıştı. Çele suyuna yaklaştığında arkasına bakmış ve pek az kişinin kendisini takip ettiğini görmüş kahrolmuştu. Çele suyu her yerinden geçit veren, derinliği olmayan bir nehirdi. Fakat bu son günlerde ardı arkası kesilmeyen yağmurlar yüzünden Tuna Nehri’nin fazla suları bu nehri de yükseltmişti. Kral Layoş, tam karşı kıyıya geldiğinde atı çok yorgun olduğundan bütün çabalamalarına rağmen bir türlü kıyıya çıkamıyordu. Sendeliyor, çabalıyor ama bir türlü karaya ayak basamıyordu. Sonra at birden bire geriye yıkılarak kralla birlikte bataklığın içine yuvarlandı ve kayıplara karıştı. Kralın be*raberinde Obalt Zateviçku da bulunuyordu. Bu hadise onun gözleri önünde oldu. Obalt canını kurtarıp Budin’e gidebildiği zaman, Macar ordusunun yenilişini ve kiralın feci ölümünü oradakilere anlattı.<br />
<br />
 Mohaç savaşı o derece parlak ve şanlı bir zaferle sonuçlanmıştı ki, durumdan coşan Padişah, "Artık burada durulmaz, hedef Budin" emrini vererek, ordusunu kaçabilenleri takibe geçirmek istemişti. Ama zaman buna imkân vermiyordu. Çünkü her taraf kararmıştı. Mecburen takibe ara verildi. O geceyi bütün ordu savaşa hazır durumda geçirdi. Karanlıkla beraber dehşetli bir yağmur da başlamıştı. Çadırlar kurulmamış yere yatmaya da çamur müsaade etmemiş, ordu geceyi atların sırtında geçirmek zorunda kalmıştı. 27 Ağustos 1526 günü parlak bir güneşle başlamış, her taraf pırıl pırıldı. Sanki tabiat Osmanlıların zaferine katılmış hissini veriyordu. Bu gün savaş alanındaki ölüler ve şehitler gömüldü, yaralıların bakımı yapıldı. Padişah otağ-ı hümayunu ve askerlerin çadırları kuruldu. Padişah’ın çadırı önüne muazzam bir taht kuruldu. Padişah Kanunî burada yerini aldı. Tebrikleri kabul etti. Allah’a hamd-ü senalarda bulundu. Sırasıyla vezirler, komutanlar, büyük rütbeli erkân, Padişah’ın önüne gelerek zaferi kutladılar. Padişah da kendilerine yaptıkları kahramanlık ve üstün başarılardan dolayı nişanlarla taltif etti. Bazılarına da hil’atlar giydirdi. Bu esnada Pa*dişah mehteri devamlı Nevbet vuruyor, hamasi marşlar çalıyordu. Askerler de sevinç içindeydiler. Sonra bütün devletlere ve memleket içi eyaletlere zafernameler gönderildi. Nihayet 2 saat gibi kısa bir süre içinde, Kanunî Sultan Süleyman’ın deha, sevk ve idaresi komutan ve askerlerinin kahramanca çarpışması sonucu Macar ordusunun bütünüyle yok edilmesi dünyada hayranlık uyandırdı. Padişah muzaffer ordusuyla Budin üzerine yürüyüşe geçti. Macaristan’ın başşehri olan Budin halkı, ordularının yok oluşunu öğrendikleri halde krallarının ve bu savaşta ölen evlatlarının yasını tutmadan şehrin anahtarını padişaha teslim ettiler.<br />
<br />
 Osmanlı ordusu zafer sevinci, neşe ve gurur içinde yürüyüşüne devam ederek 13 Eylül 1526 günü, artık kendi memleketlerinin bir parçası olan Macaristan’a ve onun başşehrine girdiler..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dönem Padişahı : Kanuni Sultan Süleyman..<br />
<br />
 Vezir-i Azam : Damat İbrahim Paşa..<br />
<br />
 Taraflar:<br />
<br />
 Saldıran<br />
 Osmanlı İmp.. <br />
<br />
Savunmaya Çalışan:<br />
 Macaristan Krallığı<br />
 Hırvat Krallığı<br />
 Bohemya Prensliği<br />
 Kutsal Roma Germen İmp<br />
 Bavaria<br />
 Papalık Devleti<br />
 Lehistan Krallığı..<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ ve ZAFERİ<br />
<br />
 (29 Ağustos 1526)<br />
<br />
<br />
 Mohaç meydan muharebesi, dünya harp tarihinde nadir görülen kesin sonuçlu savaşlardan biri, belki de örnek tam bir imha savaşıdır.<br />
<br />
 Osmanlı Devleti’nin 10. Padişahı I. SÜLEYMAN’IN başkomutanı olduğu Osmanlı ordusuyla Macaristan Kralı II. LOJOS (LAYOŞ) komutasındaki Macar ordusu (Haçlı ordu) arasında bugüne kadar yapılmış en büyük savaşın adıdır.<br />
<br />
 Bu savaşta; Türk milletinin ezeli ve ebedi cengâverlik hassalarından örnekler vardır. Bu savaşta Osmanlı askerinin gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla ortaya koyduğu yenilmezlik ile 31 yaşındaki genç başkomutanın (dünya tarihinde MUHTEŞEM SÜLEYMAN diye söz ettiren padişahın) yaptığı savaş sevk ve idaresinde, stratejik ve taktik maharet onu da askerî deha seviyesinin zirvesine yükseltmiş, dünyanın en ünlü komutanları arasında yer almıştır.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİNDEN ÖNCE OSMANLI DEVLETİYLE AVRUPA DEVLETLERİNİN GENEL GÖRÜNÜŞLERİ<br />
<br />
 Bu savaştan evvel Osmanlı Devleti’yle Avrupa devletlerinin genel görünüşünü incelemede fayda var.<br />
<br />
 Bu günlerde Avrupa henüz ortaçağın derebeylik dönemini yaşarken, doğudan, Orta Asya’dan gelen seciyeli, azimkâr Türk milletinden doğma Osmanoğulları, kendi gayretleriyle bir devlet kurmuşlar, dünyada ilk defa kurdukları daimi ordularıyla sınırlarını kısa bir zamanda genişletmeyi başararak, medeniyete hizmet ediyorlardı. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Osmanlı İmparatorluğu ülkesi sınırları: Doğuda İran’a, güneyde Umman Gölü, Mısır içindeki Sahray-ı Kebir’e (Büyük Çöl’e), batıda Adriyatik Denizi’ne, kuzeyde Tuna Nehri’ne kadar uzanmış bulunuyordu. Eflak,<br />
<br />
 Boğdan, Osmanlı Devleti’nin hükümranlığında birer beylik, Kırım yine devletin muhafazasında bir hanlıktı. O sıralarda Halifeliğin de Osmanlı padişahlarında bulunması ve yine o sıralarda bilgili, iyi siyasetçi idarecilerin maharetli elleri altında bulunan devlet, şaşa*alı hayatım yaşıyordu.<br />
<br />
 Bu sıralarda Avrupa’da da kalkınmalar oluyor, ortaçağın derebeyliklerine son verilerek medeniyette ilerlemeler görülüyordu. İçişlerini düzeltmiş Fransa, İngiltere, İspanya devletleri sınırlarını genişletmek için Avrupa’da yıllarca uzayıp giden savaşlara tutuş*muşlardı. Bu boğazlaşmaların en hareketli devresinde, soylular arasındaki evlenmeler ve miras yollarıyla Avrupa’nın çoğuna sahip olmuş olan Almanya İmparatoru Şarlken meydana çıkmış bulunuyordu. İmparator Şarlken’in ülkesi de Felemenk, Belçika, Lüksemburg, Fransa’nın kuzeyi, İtalya’nın yarısına yakın topraklar, Almanya, Avusturya, Çekoslovakya’yı içine alıyordu. İşte Mohaç savaşı başlamadan Avrupa’nın durumu buydu. En önemlisi Osmanlı Devleti’nin karşısında bu kocaman İmparatorluk dikilmiş bulunuyordu.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ SAVAŞININ SEBEPLERİ:<br />
<br />
 Savaş sebebi olarak; Almanya İmparatoru Şarlken’in bütün Avrupa’ya hâkim olma isteği ve Osmanlıları Balkanlar’dan atmak emellerini aramak doğru olur. Şarlken; Almanya İmparatoru ve İspanya Kralı sıfatıyla Avrupa’nın birçok yerini eline geçirmişti. Bu sırada eniştesi Macaristan Kiralı Layoş da kendisini Osmanlılar aleyhine kışkırtıyordu. Çünkü Kanunî Sultan Süleyman’ın padişahlığının ilk hareketleri içinde Belgrat Kalesi’nin ele geçirilmesi, pek kısa bir zaman sonra da Akdeniz’de Osmanlı hükümranlığına engel olan Rodos Şövalyelerinin elinden Rodos adasının alınması Şarlken’in gözünden kaçmamıştı.<br />
<br />
 Şarlken’in asıl maksadı Macaristan’ı da kendi sınırları içine almaktı. Belgrat’ın elden çıkması yetmiyormuş gibi bir de Rodos adasının Osmanlıların eline geçmesi Hıristiyanlık dünyasını çileden çıkarmıştı. Bunu fırsat bilen Şarlken’in Belgrat’ı geri almak, Macaristan’ı tümüyle kendi toprakları içine katmak gayesi açığa çıkmış, bu da Osmanlıların gözünden kaçmamıştı.<br />
<br />
 Şarlken ilk tedbir olarak, kardeşi Ferdinand’ı Avusturya Dukası ve Bohemya, Macaristan Kralı adları altında Osmanlıların önüne bir koruma duvarı gibi dikti ve emellerinde başarıya ulaşmak için Lehistan Krallığı, Ulah, Buğdan Beyliklerini kendi sınırları içine almak istedi. Lehistan Kralı, Şarlken’den korunmasına karşılık, Slavların çoğunluğunu oluşturduğu Bohemya’da, yakınlık ve soydaşlık dolayısıyla Macaristan’da gözü vardı. Hiç olmazsa bu ülkeyi korumak istedi. Şarlken’e boyun eğmedi ve karşı olacağını bildirdi. Şarlken, Lehistan’ı kendi tarafına çekemeyince, Buğdan ve Ulah bölgelerine döndü. Buğdan, coğrafî durumu bakımından kolay kolay ele geçirilmesi mümkün olmayan bir yerdi. Uğraşmalar da burada boşuna çıktı. Ulahlar ise Şarlken’in yanında bulunmak istiyorlardı. Bu da Şarlken’in işine geliyordu. Çünkü Ulahların toprakları üzerinde Vidin ve Niğbolu yolundan güneye doğru yürüyecek bir ordu, İstanbul’a en kısa yoldan ulaşacak veya bu topraklara hâkim olan Belgrat’a, Macaristan’a girecekti. Bunu ise Osmanlı ordularının geri çekilme yollarını tehdit edici durumda olduğu için yararlı görüyordu. Fakat bu sırada Ulah Beyi’nin ölümü Şarlken’in ümitlerini kırdı. Osmanlılar, Tuna serhat beylerinden Yahya Paşaoğlu Mehmet Bey’in komutasındaki bir özel görev kuvvetiyle bu topraklara hâkim oldu. Bu durumdan sonra Ulah beyleri Osmanlı padişahları tarafından tayine başlandı. Bu arada Bey de atandı. İşte bu karşılıklı hareketler Şarlken ile Kanunî’nin çatışmalarının başlangıcı oldu. Osmanlılar daha atik davranıp Avrupa’da bir cephe açmazlarsa Şarlken’in Fransa’yı, Macaristan’ı da ele geçirmesi halinde Osmanlı Devleti için bir felaket olacağı düşüncesi, Osmanlıları harekete geçirmeye kâfi geldi. Birçok eyalet beyleri ve Tuna serhat komutanları, kuvvetleriyle Sitri (Styrie)-Hırvatistan-Dalmaçya üzerine birçok akınlar yapmaya başladılar ve birçok önemli yerleri de ele geçirmeyi başardılar. Bir yandan Şarlken’i diğer taraftan Kanunî’yi kızıştıranlar da eksik olmuyordu. O sıralarda Şarlken ordularıyla çarpışan Fransa Kralı I. Fransuva orduları Pavi’de yenilmiş, Fransuva, Şarlken’e esir olmuştu. Fransa Kralı’nın annesi Düşes Dangolen, Kanunî’ye gönderdiği bir mektupla oğlunun kurtarılması için yalvarıyordu. Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’ya görev verilmiş, o da donanmasıyla Nis’e giderek, Şarlken’in donanmasıyla yaptığı deniz savaşını kazanmış, hem Fransa’yı hem de kralları Fransuva’yı kurtarmıştı. I. Fransuva da Şarlken’e karşı bir savaş açılması için Kanunî’ye yata arıyor, bu büyük tehlikeyi ortadan kaldırmasını istiyordu. İtalya’daki hükü*metlerin çoğu korku içinde, açıkça Osmanlılara yanaşmıyor, fakat Osmanlıların başarısını temenni ediyorlardı. Bu olay artık kaçınılmaz bir durumu meydana çıkarmıştı. Kanunî Sultan Süleyman, hem Doğu Roma İmparatorluğu’nun vârisi hem de İslâm ümmetinin Halifesi idi.<br />
<br />
 Osmanlı ordularıyla düşman ordularının kuvvet bakımından mukayesesine gelince:<br />
<br />
 Tarih yazarları Osmanlı ordusuyla düşman ordularının kuvvetleri, sınıf ve bölümlerini başka başka yazmakta, çeşitli şekilde yorumlamaktadırlar. Bunların içinde doğruyu çıkarmak çok zor olmakla beraber, yabancı kaynaklardan yapabildiğimiz araştırmalar sonucu; Osmanlı ordusunun düzenli kurulmuş olması sebebiyle sayısı ve gösterilen sınıflar akla uygundur.<br />
<br />
 Düşman ordularına gelince: Düzenli bir orduya sahip olmadıkları için inanılır bir sayıları ve kuvvet bölümleri de bulunmadığı görülüyor, ancak Mohaç zafernamesinden edinebildiğimizle iktifa etmek zorunda kalıyoruz.<br />
<br />
 Kanunî devrinde Osmanlı ordusunun iki çeşit askeri vardı:<br />
<br />
 1- KAPIKULU ASKERLERİ: Devlet hazinesinden maaş, tayinat alan, devlet merkezinde kışlalarda barındırılan, eğitim meydanlarında devamlı eğitilen askerler. Bunlar bütün kalelerde, Bursa, Edirne gibi büyük ve önemli şehirlerde bulunduruluyorlardı.<br />
<br />
 Yeniçeriler; 196 ortadan teşekkül ediyordu. Yeniçeriler yaya ocaklarını, cebeciler cebeci ocaklarını, topçular, top arabacıları kendi ocaklarını oluşturuyorlardı. Bunların sayısı ortalama 50–60 bin kadardı. Süvari sınıfı; sipahiler, silahtarlar, ulufeci, yeman, yesarbölükleri, garibanlar, atlı bölüklerdi. Bunlarda 17.000 kadardı.<br />
<br />
 Tersane askerleri, deniz ordusu: Bu devirde Osmanlı donanması çok kuvvetliydi ve ince filo 20 parça hafif gemiden, donanma ise 47 büyük gemiden kurulmuştu. Donanmanın mürettebatı leventler 16.000 kadar olup bunların 7.000 kadarı silahlı idi. İnce filonun her gemisinde 100 kadar silahlı asker bulunurdu. Bu devirde deniz kuvvetlerinin genel sayısı da 30.000 kadardı.<br />
<br />
<br />
 Bostancılar; İstanbul, Edirne’de bulunan bahçe muhafızlarıydılar.<br />
<br />
<br />
 Kapıkulu: 50.000–60.000<br />
<br />
<br />
 Süvari: 17.000<br />
<br />
<br />
 Denizci: 30.000<br />
<br />
<br />
 Toplam: 97.000–107.000<br />
<br />
<br />
 Eyalet askerleri: Hizmet karşılığı komutanlara verilen eyalet gelirinden savaş için hazırlamaya mecbur oldukları askerlerdi. Alınan gelir miktarına göre bölünen araziye, Has, Zeamet, Tımar, Yurtluk, Ocaklık adları veriliyordu. Yıllık geliri 100.000 akçadan fazla olanlara Has deniliyordu.<br />
<br />
 Yıllık geliri 20.000’den 100.000’e kadar olanlara Zeamet, yıllık geliri 6.000’den 20.000’e kadar olana da Tımar deniliyordu. Yurtluk, ocaklıklar, sınır koruyuculuğu ve bazı kaleler yerli erlere verilirdi. Bu suretle arazi dağıtılan bu kişiler, yerli kulu, serhat kulu, topraklı süvarisi adlarında askerleri silahlarıyla ve bütün donatmayla hazırlamak zorunda idiler. Osmanlı Devleti’nin o sıralarda parsellediği eyaletlerin çıkardığı asker sayısına gelince: 190–200 bin Anadolu, 100–150 bin kadarı da Rumeli’dendi.<br />
<br />
 MOHAÇ meydan muharebesine katılan Osmanlı ordusunun sayısı 60–70 bin süvari ve Rumeli sipahisi olup hepsi Sofya’da toplanmıştı. Ayrıca Hüsrev ve Bâli Beyler komutasında 50–60 bin kadar akıncı vardı. İnce filo askerleri de 7–10 bin kadardı. (Bu savaşta da rakamlar kesin değildir.)<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSU: Macarların düzenli orduları yoktu. Araştırılan tarih kitaplarında bu ordunun kuvvet bölüklerine rastlanmadı. Ancak Mohaç Zafernamesi’nden edinilen bilgilere göre; Macaristan Kralı LAYOŞ, krallığını koruttuğu ve kendi ülkesinden toparlayabildiği, çoğunluğu zırhlı süvarilerden oluşan 150–200 bin kadar bir kuvvetle Mohaç meydan savaşına katıldığı kabul edilir. (Tarihçi Solakzade Saadettin tarihinde: Kral Layoş’un diğer devletlerden toparlayabildiği 300.000 kadar silahlı askerle Mohaç denilen yerde ordugâh kurduğunu ve ordugâhın etrafına hendek kazdırdığını, yakalanan esirlerden öğrenildiğini yazmaktadır.)<br />
<br />
<br />
 OSMANLI VE MACAR ORDULARININ SAVAŞ HAZIRLIKLARI VE YÜRÜYÜŞLERİ:<br />
<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNDA SAVAŞ HAZIRLIKLARI:<br />
<br />
 Öncelikle yapılacak bu savaş için gizliliğe çok önem verilmiş, savaş hazırlığına geçilmiş, fakat savaşın doğuya mı yoksa batıya mı karşı yapılacağı hakkında kimseye bir şey söylenmemişti. Bütün bir kış daha evvelce hazırlanan bir plan gereği, yapılacak bir savaş için ihtiyaç duyulacak her şey ikmal edilmiş, bu meyanda pek çok yeni toplar döktürülmüş, ordu ile Tuna Nehri üzerinden paralel hareket edilebilecek gemiler yaptırılmış, gidilecek yollar üzerinde yiyecek, içecek ve cephane dağıtım noktaları kurulmuş, lüzumlu her şey buralarda depo edilmişti.<br />
<br />
 İlkbahar mevsiminin gelişiyle savaşa hazırlanma emirleri verilmiş, birlikler de bütün hazırlıklarını tamamlamışlardı. Bir yandan da İran’a savaş söylentileri yayılmaya başlamıştı.<br />
<br />
 Osmanlı ordusunun yürüyüşü: Osmanlı ordusu, Kanunî Sultan Süleyman’ın başkomutanlığında 23 Nisan 1526 tarihinde İstanbul’dan Edirne’ye doğru yürüyüşe geçmişti. Bu sırada Rumeli askerleri Sofya’da toplanmış, Anadolu askerleri ise; Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa komutasında Çanakkale’den Gelibolu’ya geçirilmiş, Gelibolu’dan Edirne’ye yürütülerek Padişah ordusuna katılmışlardı. Bu suretle Osmanlı ordusu yığınağında tamamlanmış, son şeklim almıştı. Edirne’den bir sabah harekete geçirilen Osmanlı ordusu, Edirne-Filibe-Sofya yoluyla Belgrat genel istikametinde yürüyüşe geçirilmişti. Sofya’dan itibaren Sadrazam İbrahim Paşa, Rumeli askerleri ve bu gruba eklenen 2000 kadar yeniçeri, 150 kadar topla ordunun ilerisinden gönderilmiş ileri emniyet sağlandıktan sonra bütün ordu yürüyüşe geçirilmişti.<br />
<br />
 Yürüyüş, düzenli bir şekilde devam etmiş, ordunun yiyecek ve içeceği, orduyu takip eden ağırlıklar da taşınmış ve plan ne ise öyle devam edilmiştir. Bazı diğer ihtiyaçlar, daha evvelce görevlendirilen satın alma komisyonlarınca parası peşin ödemek suretiyle yol boyunca rastlanan köy ve kasabalardan temin edilmiştir. Belgrat’a gelindikten sonra, ordunun büyük bir kısmı Sava Nehri’nde birbirine bağlanan mavnalardan yapılan köprülerle 3 günde geçilerek önce Zemlin’e ve oradan Salagamis’e yürümüştür. Sadrazam İbrahim Paşa, 40.000 kişiden kurulu bir özel kuvveti ile Petervaradin Kalesi’ni ele geçirmişti. Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı ordusuyla Petervaradin Kalesi yakınlarına geldiğinde, kalenin alındığı görülmüş, yine bu sıralarda Bosna Beylerbeyi tarafından Petroviçe ve Metrofçe’nin de ele geçirildiği duyulmuş, bu başarılar ordunun moralini yükseltmişti.<br />
<br />
 Sadrazam İbrahim Paşa da birliğiyle orduya katılmış, ordu 26 Ağustos 1526’da yeniden aldığı öncü emniyeti içinde yürüyüşe geçirilmişti. Bu yürüyüşte 5000 kadar süvari birliğiyle Yahyapaşazade Bâli Bey öncü göreviyle ileriden, Bosna Beylerbeyi de artçı olarak harekete geçmişti. Ordu, büyük kısmın da yeniden alman bir düzenle; İbrahim Paşa komutasında 12.000 Rumeli süvarisi, 2000 yeniçeri, 30 topla, onun gerisinde Behram Paşa komutasında 10.000 yeniçeri, 2000 Anadolu yayası, 20.000 Anadolu süvarisi 270 top, daha geriden de Padişah Kanunî Sultan Süleyman komutasında 1000 kadar süvariyle Mohaç genel yönünde yürüyüşe geçirilmişti.<br />
<br />
 Mohaç ovasına yaklaşıldığında, Sadrazam İbrahim Paşa ve komutanları ilerideki tepelerden düşman ordusunun durumunu keşfe başlamışlar, gördüklerini aralarında tartışarak bir karara varmışlardı. Ayrıca Semendire Eyalet Beyi Bâli Bey de daha evvelden edindiği bilgiler içinde düşmanın kuvveti, morali ve savaş usul ve kuralları hakkında bilgiler verdi. Sadrazam İbrahim Paşa (ordu kurmay başkanı yerinde) ile karargâh kurmakla görevli komutanların da fikirleri alınarak, tartışmalar sonucu düşünce birliğine varılarak bir harekât planı taslağı meydana getirdiler. Padişah da arz edilen planı uygun buldu ve tatbikatına karar verildi.<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNUN HAREKÂT PLANI:<br />
<br />
 Osmanlı ordusu, Mohaç ovasının güneydoğusundaki bataklık bölgeye doğru gitmeyip, biraz daha batıdaki, düşmanı kuşatacak bir yer olan sırtlar gerisine yanaştırılacak,<br />
<br />
 Macarların çok güvendikleri zırhlı süvarilerinin hücumlarını kırmak için birbirine zincirlerle bağlanmış toplarla ateş ve engelleyici barikatlar kurulacak,<br />
<br />
 Daha evvelden hazırlanmış müstahkem mevzilerde bekleyen düşman ordusuna önce taarruz edilmeyecek, düşman taarruza teşvik edilecek. İlk saflara yerleştirilecek hafif piyadeler, düşman hücumlarını oyalama savaşlarıyla önce onları peşlerine takarak geriye, daha sonra yanlara çekilerek ve Macar ordusunun taarruzu merkeze doğru kanalize ettirilerek, düşman bir torba içine sokulmaya çalışılacak, bunun için her türlü hareket yapılacak. Bu tahakkuk edilince, Osmanlı ordusu her iki yandan ve merkezden taarruza geçilerek düşman kuvvetleri çevrilmeye çalışılacak. Daha evvelden düşmanın gerilerine düşülecek şekilde açık yanlarda gizli tertiplenen Akıncılar da düşmanın daha gerilerine düşecek şekilde harekete geçerek, düşman tam bir çember içine alınarak tamamını yok etmek üzere bütün tedbirler alınacak. Yapılacak bütün hareketler düşmana sezdirilmeyecek, gizli tutularak tam bir baskın sağlanacak.<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSUNUN (Haçlı ordusunun) SAVAŞ HAZIRLIKLARI:<br />
<br />
 Osmanlılar tarafından savaş için yapılan hazırlıklar o kadar güzel gizlenmişti ki; Macar ordusu bu hazırlığın kendisine karşı olduğunu anlayamamış ve savaşa hazırlıkta geç bırakılmıştı. Boşuna zaman kaybetmişler, savaşın kendilerine karşı olduğunu öğrenince de iş işten geçmişti.<br />
<br />
 İtalyan prenslikleri, İngiltere Krallığı, Fransa Krallığı gibi birçok Avrupa devleti Şarlken’e karşı bir ittifak hazırlığı içinde bulundukları için, Şarlken bunun telaşı içinde kimseyi düşünecek halde değildi. Bütün düşüncesi Avrupa’da kendine karşı açılacak savaşa nasıl karşı koyacağı idi.<br />
<br />
 Şarlken’in kendi topraklarına göz diktiğini bildiklerinden acele anlaşan devletler, Mayıs 1526 tarihinde Şarlken aleyhine ittifak imza etmişler ve savaş hazırlıklarına da başlamışlardı. Şarlken kendi dertleriyle baş başa kaldığından, onun kışkırtıcılığından ve koruyuculuğundan yoksun olan Macarlar kendi kendilerine kaldıklarından başlarının çaresine bakmak zorunda kalmışlar ve ilk tedbir olarak, önce sınırlarını örtmek ve korumak için; Paltamani-Sava hattını savunmaya karar vermişlerdir. Macar Kralı Layoş, bu savaşın kazanılması için her türlü çareye başvuracağını söylemiş ve harekete geçmişti. Yalnız Macar ordusu (Haçlı ordusu) başkomutanının kim olacağı hakkında karara varılamıyordu. Macaristan eyaletlerinin idarecilerinden bir kısmına inanılmıyordu. Avusturya komutanlarından Nikolaszali’ye ordunun başkomutanlığı teklif edilmiş, fakat sonra kabul edilmemişti. Başkomutanlık görevinin verilmesi düşünülen Paleten, Tomori ve Japolya’dan da vazgeçilmişti.<br />
<br />
 Nihayet 2 Haziran 1526 günü çaresiz kalan Kral Layoş, başkomutanlığı üzerine almayı kabul edip o günden itibaren faaliyete geçerek kuvvet toplamaya ve ordunun bütün ihtiyaçlarını sağlamaya başladı.<br />
<br />
 Macaristan orduları için yığmak mahalli Tolma seçildi. Bütün ordunun burada toplanması kararlaştırıldı. Buna göre gereken emirler verildi. Kral Layoş da kuvvetleriyle yürüyüşe geçerek 6 Ağustos 1526 günü Tolma denilen yerin yakınındaki Sen Jorj kasabasına gelerek ordugâha geçti. Kısa zamanda yığmak mahalline diğer kuvvetler de gelmeye başladı. Birçok eyaletlerden papazlar, subaylar da geliyor, orduya katılıyorlardı. Macar ordusu derme çatma da olsa Tolma’da toplanabilmişti. Bu sırada Kral, askeri şûrayı toplantıya çağırdı. Yapılacak savaş için durum tartışması yapıldı. Komutanlardan bir kısmı Drava Nehri gerisine çekilmesini, Osmanlı ordusunu orada beklemesini öne sürüyorlar, Osmanlı ordusunun kuvvetinin kendilerinden zayıf olduğunu ileri sürüyorlardı. Macar ordusun zafere ulaşacağına inandıklarını söylüyorlardı. Bir diğer kısım komutanlar ise; ordunun Drava Nehri tarafına gitmeyip Polaten’e gidilmesini, Osmanlı ordusunu burada durdurmayı, burada başarıya ulaşılmazsa Hırvatistan’a çekilerek buradaki kuvvetlerle birlikte Avusturyalılar tarafından tahkim edilmiş savunma mevzilerinden faydalanılarak Osmanlı ordusunu ikiye ayırmayı, ayrı ayrı yenmeyi ileri sürüyorlardı. Fakat bazı Macar asilleri Polaten hareketini uygun bulmuyor, karşı çıkıyorlardı. Osmanlı ordusunun başında nasıl başkomutan olarak padişah bulunuyorsa, kralın da bütün Haçlı ordusunun başında bulunmasını istiyorlardı.<br />
<br />
 Kral son fikri uygun bularak kabul etti ve Osmanlılarla düşünülen yerde savaşmaya karar verildi.<br />
<br />
 16 Ağustos 1526 günü kral beraberindekilerle birlikte Bata’ya geldi. Piskopos Tomori’yi başkomutan, Japolya’yı da yardımcı komutan seçti. Savaşın Osmanlı ordusuyla MOHAÇ Ovası’nda açıkta yapılmasına, savaş yeri olarak da Mohaç kasabası güneyinde Nijniyat ile Kelküt köyleri arasındaki yerin seçilmesine ve burada derhal tahkimat kazılmasına, hendekler, engellemeler yapılmasına ve elden geldiği kadar müstahkem hazırlanmasına başlandı. Mevzinin sol yanı Tuna Nehri’ne dağıtılacak, sağ yanı ise mümkün olduğu kadar uzatılarak emniyet altına alınacaktı.<br />
<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığının harekât planı:<br />
<br />
 Plan kısa ve kesindi...<br />
<br />
 Macar ordusu birinci hatta bulunan bütün birlikleriyle aynı zamanda taarruza başlayacak, bütün güçleriyle Osmanlı ordusunun üzerine atılacaklardı.<br />
<br />
 Çekilen Osmanlı ordusunun (çekileceğine inanıyorlardı) peşleri bırakılmayacak, bu sırada zırhlı süvarileri de savaşa sokularak Osmanlı ordularının gerilerindeki kademelerini de içine alacak şekilde bir çevirme yapılacak, çember içine alman Osmanlı ordusu tamamen yok edilecekti.<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığı bu inanç içinde, beyinleri ve bedenleriyle planları hazırlamışlardı. Ve kesin zaferin kendi taraflarında olacağına o kadar inanmışlardı ki, bundan başka bir şeye ihtimal vermiyorlar ve bilhassa zırhlı süvarilerinin her türlü başkaldırmaya mukabele edeceklerine ve önlerine ne çıkarsa çıksın yakacaklarına, kıracaklarına güveniyorlardı.<br />
<br />
<br />
 SAVAŞ ALANININ YERİ:<br />
<br />
 Mohaç kasabası; Tuna Nehri’nin sağ kıyısında ve Çele suyunun Tuna Nehri’ne karıştığı yerden başlayıp Karaziça, Karayişçe Nehri ortasında son bulan 7500 metrekarelik bir ova kenarında yapılmıştır. Ovanın doğu tarafı Tuna Nehri’nin birçok kollarıyla sulanmış, birçok kanallar kurulmuş olmasına rağmen bataklık yerleri çoktur. Ovanın batısında 40 metrekare kadar yüksekliğinde bir tepe vardır. Üzerinde binalar, bir de kilise görülür. Osmanlılar bu tepeye Pusu Kilise adını koymuşlar. Baranyavar’dan Mohaç’a giden yol bu noktada ovaya ulaşmaktadır. Bu yolun bataklık araziye -yaklaştığı yerde de 5 metre kadar yükseklikte bir tepe vardır. Osmanlılar bu tepeye Türk Tepesi veya Hünkâr Tepesi adını koymuşlardır. Bu tepecikten ovanın Mohaç’a kadar olan kısmını görmek mümkün olmuyordu. Mohaç ovası; tarlalar, otlu meralar, kısmen ağaçlarla örtülü geniş bir sahadan ibarettir.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ İÇİN OSMANLI ORDUSUYLA MACAR ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATI<br />
<br />
<br />
 OSMANLI ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATI:<br />
<br />
 Akıncı komutanlarından Bali Bey’in yakaladığı bir Macar esirinden öğrenildiğine göre, düşman ordusunun Mohaç ovasında olduğu kesinleşti. Yapılan keşiflerde; düşman kuvvetlerinin Mohaç ovasına yerleştiği ve savaş için tertip aldığı görüldü. Osmanlı ordusu da düşmana sezdirmeden yürüyüş kollarından açılarak savaş düzenine geçirildi.<br />
<br />
<br />
<br />
 HARP İÇİN TERTİBAT ŞÖYLE İDİ:<br />
<br />
 İleride hafif piyade birlikleri, onun gerisinde Sadrazam İbrahim Paşa komutasında Rumeli askerleri ve yeniçerilerle topçulardan oluşan bir kuvvet grubu, bu grubun gerisinde Behram Paşa komutasında 10.000 kadar yeniçeri, Anadolu askerleri ve topçulardan mürekkep bir grup bulunuyordu. Başkomutan Kanunî Sultan Süleyman, kapıkulu askerleri ve diğer topluluklardan geri kalan kuvvetlerle daha gerilerde yerini almış bulunuyordu. Sol yanda ağaçlıklar arasında gizlenmiş Bâli Bey akıncıları ve Hüsrev Bey akıncıları da düşman gerilerini hedef almış bulunuyorlardı. Ordu ağırlıklarının emniyetleri sağlanarak gerilerde bırakılmışlardı. Osmanlı ordusu savaş düzeni aldıktan sonra Kanunî Sultan Süleyman beraberinde Sadrazam İbrahim Paşa ve diğer büyük komutanlar olduğu halde askerlerini teşci ve teşvik etmek için alay alay dolaştılar. Padişah her alayın sancağı önüne geldiğinde ellerini yukarıya kaldırıyor ve dualara başlıyordu.<br />
<br />
 "Büyük Allah’ım! Bütün kudret senindir. İlâhi nusret ve tasarruf senindir. İnayet eyle, himaye eyle, bizleri utandırma Yarabbi... Düşmanı sevindirme ve zaferi bize nasip et" diyor. Gözyaşlarını tutamıyordu. Yeryüzündeki Müslümanların halifesinin bu içten duası çok tesirli oluyor, etraftakileri de ağlatıyordu. Bu durum askerin cesaret ve şecaatini kat kat artırıyor, hepsi bir ağızdan Allah’a, din uğrunda, vatan uğrunda canlarını seve seve feda edeceklerini haykırıyorlardı. Ve işte bu kudret, cesaret ve heyecan içinde Osmanlı ordusu savaşın başlamasını sabırsızlıkla bekliyordu.<br />
<br />
<br />
 MACAR ORDUSUNUN SAVAŞ TERTİBATINA GELİNCE:<br />
<br />
<br />
 Macarlar da harekât planlarına uygun olarak savaş tertip ve düzenlerini almış bulunuyorlardı: Birinci hatta 10.000 kadar piyade birliklerini yerleştirdiler, aralarına ve gerilerine toplarını mevzilendirdiler. Beheri 2.000 süvariden oluşan iki süvari tümenini yanlara verdiler. Sağ yan süvarileri tümen komutanlığına. Komutan Poletet’i verdiler. Sol yandaki süvari tümeninde Perini, merkezde Kral Layoş bulunuyordu. İkinci hatta süvari ve piyadelerden oluşan bir kuvvet bulunduruyorlardı. Piyadeler yanlara gönderilmişti. Süvari küvetleri 3 biner kişilik gruplara bölündü.<br />
<br />
 Her grup birbirinin gerisine tertiplendi. Bu hattın ilk kademesinde 3.000 süvari ile Tarça, Kartakuvi komutasında, onun da gerisinde 3.000 süvari Tratepe ile Silik komutasında, onun da gerisinde 3.000 süvari Drajifi komutasında, 1000 kadar süvari, 2000 kadar hafif piyade birliği de bu komutan emrinde tertiplenmiş bulunuyordu. Ayrıca ordu karargâhının korunması için de 2000 savaşçı ayrılmıştı. Birlikler yerlerini alır almaz Kral Layoş beraberindeki Plate, bütün kıtaları dolaşarak Osmanlılara meydan okuyan konuşmalar yaptı. Askerine cesaret ve moral verdi. Ordunun Başkomutanı Tomori ve onun yardımcısı Estergon Piskoposu Zapolya ve daha birçok piskoposlar da bu gurupta yer almışlardı. Macar ordusu da savaş tertiplerini aldıktan sonra savaşın başlamasını sabırsızlıkla beklemeye başladılar.<br />
<br />
<br />
 MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 26 Ağustos 1526 sabahı, Mohaç ovasına hafif yağmur taneleri düşmekte olup öğle vaktine kadar ovada sükûnet hâkimdi. Fakat hemen sonra korkunç bir karaltı ile insana dehşet veren bir fırtına koptu. Ortalığı toz duman kapladı. Ayakta durmak bile güçleşti. Macar ordusundaki birçok asker günlerdir ayakta kaldıklarından çok yorgun görünüyorlardı. Bu hava şartları altında her halde Osmanlı ordusu taarruza kalkmaz deyip dinlenmeyi düşünürken, Osmanlı komutanlarından Bâli Bey kuvvetlerinin tam düşman gerilerini hedef tutan hareketleri görüldü. Macar komutanlarından Baturi, ufukta hayal meyal görülen Osmanlı süvarilerinin ordugâhlarını taciz etmek için gönderilmiş olacağını sanarak, kraldan aldığı emirle Komutan Ratke’nin yanına süvari kuvveti katarak. Osmanlı süvarilerinin uzaklaştırılmasını, sonra cepheye dönmesini, yerini almasını emretti. Bu sıralarda Osmanlılar cephesinde kıpırdanmalar görüldü. Akşama iki saat kadar bir zaman vardı. Ama Osmanlı ordusu bütün cephede ilerlemeye başlamıştı. Bu suretle ilk taarruz hareketi Osmanlılardan başladı. Sadrazam İbrahim Paşa komutasındaki ikinci hat birlikleri kendi cephelerine isabet eden düşmana taarruza geçmişlerdi. Bâli ve Hüsrev Beyler de komuta ettikleri süvari tümenleriyle düşmanın sağ yanından gerilerine doğru çevirme kuşağını tamamlamaya çalışıyorlardı.<br />
<br />
 Macar Başkomutanlığı; Osmanlı ordusunun bütün cepheden taarruza kalktığım görünce, derhal karşı koymaya başladılar. Önce toplarla başladılar, fakat toplar menzillerinin kısalığı dolayısıyla Osmanlılar üzerinde hiçbir tesir yapamadılar. Daha sonra onlar da karşı taarruza geçtiler. Ortadaki Macar kuvvetleri önce Rumeli kuvvetleri üzerine saldırdılar. Bu cephedeki Osmanlı kuvvetleri (plan icabı) yavaş yavaş yanlara ve gerilere doğru çekilmeye başladılar.<br />
<br />
 Peçevi tarihi ise; Başkomutan Tomori’nin Sadrazam İbrahim Paşa kuvvetleri önünde zincirlerle birbirine bağlı top ateşleri, aynı zamanda piyadelerin tüfekleriyle yaralanan ve ölen Macarlara aldırmaksızın açılan bir gedikten merkeze doğru saldırıya devam ettiğini yazmaktadır. Bu durumu gören Palemin’in kardeşi Andre Abaturi, Osmanlı kuvvetlerinin yanlara ve geriye çekildiklerini görünce gözlerine inanamamış, bir de Başkomutan Tomori’nin kuvvetlerini coşku içinde Osmanlıların cephe merkezi içlerine doğru ilerlediklerini görmüş,<br />
<br />
 — Düşman kaçıyor, kazandık, kazandık diye bağırmaya başlayınca bu sevinç feryatlarını duyan, yedektekiler dâhil bütün Macar ordusu süvarileri hep birlikte ileri atılarak kazandıklarını sandıkları zaferin sonucunu almak üzere boşluktan merkeze doğru ilerlemeye başlamışlar. Yalnız bütün Macar süvari birliklerinin, Macar ordusu başkomutanının veya kralın emriyle mi bu saldırıya kalktıkları, yoksa savaşın kazanıldığı zannına kapılarak başıboş olarak mı saldırıya geçtikleri öğrenilemedi. Bu süvarilerin saldırısıyla artık savaşın bir komuta içinde sevk idaresinde imkân kalmadığı aşikârdı. Macar süvarilerinin, düzenli bir savaş tertibi almış olan ikinci Osmanlı hattı üzerine saldırmaları ve yine birkaç süvari birliğinin derinlikte padişahın bulunduğu kısma kadar ilerleyebilmeleri onlara çok pahalıya mal oldu. Hepsi kapıkulu askerlerince karşılanıp yok edildiler. Macar süvarileri tüfeklerini çok iyi kullanan Osmanlı piyadeleriyle, araba ve zincirlerle birbirine bağlı toplara çarptılar. Önü açılan topçunun ateşleri karşısında çok kayıplar verdiler. Bu ateşlere rağmen adım adım da olsa ilerlemeye çalışmaları ile iki taraf arasında kan kokusu, barut kokusu karışıyor, ölenlerin hırıltıları, yaralananların canhıraş feryatları, Osmanlı mehterhanesinin vaveylayı andıran kahramanlık marşları büyük sesler çıkaran davullar, kösler, zurna, krenay sedaları, bayrakların dalgalanması, kılıç, mızrak şakırtıları, atların kişnemeleri, topların çıkarttığı büyük gürültü etrafa dehşet meydana getiriyordu. Bir tarafta süvariler karşılıklı çarpışırken, diğer taraftan piyadelerin isabetli ateşleri düşmanı yere seriyordu. Savaş alanında kıyametler kopuyordu. Savaş böyle devam ederken, savaş alanında birden bire korkunç bir sessizlik meydana geldi. Macar süvarileri şaşkın, şuursuz panik halinde oraya buraya koşuyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlardı.<br />
<br />
 Cephenin ortasından süvarilerinin başarılı ilerlemelerine aldanarak hücuma katılan Macarların elindeki bütün kuvvetleri Osmanlı Başkomutanlığı’nın istediği, kanalize harekâtının başarıya ulaşmasını sağladı. Açılan bu torbaya girmeleri mümkün kılındı. Macar ordusunun sağ yanında ağaçlar arasında saklanmış Bâli ve Hüsrev Beylerin akıncı tümenlerinin gerilerden Macar ordusunun çekilme yollarını kapadığı da anlaşılınca Macar ordusu kendisini çepeçevre Osmanlı ordu kuvvetlerinin arasında buldu. Bu hali gören Macar orduları Başkomutanı Tomori son bir gayretle toparlayabildiği kuvvetlerle, Osmanlı ordusunun sağında bulunan Sadrazam İbrahim Paşa kuvvetlerine saldırmayı denedi. Hâlbuki Osmanlı ordusu gayet geniş bir cephe kurmuş, Mohaç ovasını boydan boya tutmuş hiçbir boşluk bırakmamıştı. Hele Bâli ve Hüsrev Beylerin komuta ettikleri akıncı tümenlerinin çemberi daraltmaları, Macar ordusunu bir ateş çemberi içine atmıştı. Bu durumdan kurtulmak için Macarlardan ayakta kalabilenler can havliyle kendilerini Tuna Nehri’ne atmayı denediler. İşte o sırada Osmanlı ordusu her iki yandan ve cepheden, geriden mükemmel bir ateş desteğine dayanarak taarruza başladılar. Çaresiz kaldıkları için canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen Macarlar bu sefer de kendi zırhlı süvarilerinin üzerlerine düştüler. İşte bu hengâme içinde Tuna bataklıklarına sürüklendiler. Osmanlı ordusu düşmanın bu perişan durumu karşısında aslanlar gibi vuruşuyor, önlerine çıkanları kılıçla, mızrakla, balta ile ve açtıkları ateşlerle yerlere seriyorlardı. Bu kısacık zaman içinde bir de baktılar ki öldürecek düşman kalmamış, ya kılıçlar altında ya da bataklıklarda koca Macar ordusu bir anda yok olmuştu. Bu müthiş çarpışmalar sonucunda düşman ordusundan 25.000’den fazla ölü yerlerde yatıyor, 20.000’e yakın Macar da esir edilmiş bulunuyordu. Savaş boyunca devam eden şiddetli fırtınadan faydalanan pek az bir düşman ancak kaçabilmişti. Bu dehşetli savaş süresince pek çok Macar komutanı, asilzadeleri, Başkomutan Tomori de dâhil ölüler arasında bulunuyordu. Başkomutan Tomori’nin başı gövdesinden ayrılarak bir mızrağın ucuna takılmış, askerler arasında dolaştırılarak teşhir edilmişti. Bu savaşta Osmanlıların kayıpları yok denecek kadar azdı.<br />
<br />
 Kral Layoş savaşı kaybettiğini acı içinde görmüş, beraberindeki çok az koruyucusuyla Budin istikametinde kaçmaya başlamıştı. Çele suyuna yaklaştığında arkasına bakmış ve pek az kişinin kendisini takip ettiğini görmüş kahrolmuştu. Çele suyu her yerinden geçit veren, derinliği olmayan bir nehirdi. Fakat bu son günlerde ardı arkası kesilmeyen yağmurlar yüzünden Tuna Nehri’nin fazla suları bu nehri de yükseltmişti. Kral Layoş, tam karşı kıyıya geldiğinde atı çok yorgun olduğundan bütün çabalamalarına rağmen bir türlü kıyıya çıkamıyordu. Sendeliyor, çabalıyor ama bir türlü karaya ayak basamıyordu. Sonra at birden bire geriye yıkılarak kralla birlikte bataklığın içine yuvarlandı ve kayıplara karıştı. Kralın be*raberinde Obalt Zateviçku da bulunuyordu. Bu hadise onun gözleri önünde oldu. Obalt canını kurtarıp Budin’e gidebildiği zaman, Macar ordusunun yenilişini ve kiralın feci ölümünü oradakilere anlattı.<br />
<br />
 Mohaç savaşı o derece parlak ve şanlı bir zaferle sonuçlanmıştı ki, durumdan coşan Padişah, "Artık burada durulmaz, hedef Budin" emrini vererek, ordusunu kaçabilenleri takibe geçirmek istemişti. Ama zaman buna imkân vermiyordu. Çünkü her taraf kararmıştı. Mecburen takibe ara verildi. O geceyi bütün ordu savaşa hazır durumda geçirdi. Karanlıkla beraber dehşetli bir yağmur da başlamıştı. Çadırlar kurulmamış yere yatmaya da çamur müsaade etmemiş, ordu geceyi atların sırtında geçirmek zorunda kalmıştı. 27 Ağustos 1526 günü parlak bir güneşle başlamış, her taraf pırıl pırıldı. Sanki tabiat Osmanlıların zaferine katılmış hissini veriyordu. Bu gün savaş alanındaki ölüler ve şehitler gömüldü, yaralıların bakımı yapıldı. Padişah otağ-ı hümayunu ve askerlerin çadırları kuruldu. Padişah’ın çadırı önüne muazzam bir taht kuruldu. Padişah Kanunî burada yerini aldı. Tebrikleri kabul etti. Allah’a hamd-ü senalarda bulundu. Sırasıyla vezirler, komutanlar, büyük rütbeli erkân, Padişah’ın önüne gelerek zaferi kutladılar. Padişah da kendilerine yaptıkları kahramanlık ve üstün başarılardan dolayı nişanlarla taltif etti. Bazılarına da hil’atlar giydirdi. Bu esnada Pa*dişah mehteri devamlı Nevbet vuruyor, hamasi marşlar çalıyordu. Askerler de sevinç içindeydiler. Sonra bütün devletlere ve memleket içi eyaletlere zafernameler gönderildi. Nihayet 2 saat gibi kısa bir süre içinde, Kanunî Sultan Süleyman’ın deha, sevk ve idaresi komutan ve askerlerinin kahramanca çarpışması sonucu Macar ordusunun bütünüyle yok edilmesi dünyada hayranlık uyandırdı. Padişah muzaffer ordusuyla Budin üzerine yürüyüşe geçti. Macaristan’ın başşehri olan Budin halkı, ordularının yok oluşunu öğrendikleri halde krallarının ve bu savaşta ölen evlatlarının yasını tutmadan şehrin anahtarını padişaha teslim ettiler.<br />
<br />
 Osmanlı ordusu zafer sevinci, neşe ve gurur içinde yürüyüşüne devam ederek 13 Eylül 1526 günü, artık kendi memleketlerinin bir parçası olan Macaristan’a ve onun başşehrine girdiler..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eski Tarih Filmlerindeki Yanlışlıklar..]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1185.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 09:15:02 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1185.html</guid>
			<description><![CDATA[Kara Murat Fatihin Fedaisi: Bu hünkarımızın tuğrası diye gösterilen tuğra fatihin değil II.ABDÜLHAMİT'indir..<br />
<br />
Battal Gazilerin Tamamı: Battal gazi türk değil  araptır ve Hz.Muhammedin torunlarındandır..<br />
<br />
Battal gazinin oğlu : Genç yaşta öldüğünden oğlu yoktur..<br />
<br />
Cengizhanın hazinesi: cengizhan türk değil moğoldur ve film başlarken yıl 1320 der cengizhan 1227 de ölür..<br />
<br />
Bütün bunları soluğu kesilerek izleyen halkımız Muhteşem Yüzyıla yanlış diyor bunları kimsenin gördüğü yok..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kara Murat Fatihin Fedaisi: Bu hünkarımızın tuğrası diye gösterilen tuğra fatihin değil II.ABDÜLHAMİT'indir..<br />
<br />
Battal Gazilerin Tamamı: Battal gazi türk değil  araptır ve Hz.Muhammedin torunlarındandır..<br />
<br />
Battal gazinin oğlu : Genç yaşta öldüğünden oğlu yoktur..<br />
<br />
Cengizhanın hazinesi: cengizhan türk değil moğoldur ve film başlarken yıl 1320 der cengizhan 1227 de ölür..<br />
<br />
Bütün bunları soluğu kesilerek izleyen halkımız Muhteşem Yüzyıla yanlış diyor bunları kimsenin gördüğü yok..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1529  Viyana Seferi Ve Kuşatma Kaldırılmasının Sebebi]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1184.html</link>
			<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 09:09:29 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1184.html</guid>
			<description><![CDATA[1. VİYANA KUSATMASI<br />
 Mohaç'ta Macaristan ordusunu tamamen imha edip bölgeyi Osmanli Devleti sinirlari içine katan Kanunî Sultan Süleyman Han, savastan sonra Budapeste' ye gelip Macaristan'in yeni statüsünü tesbit etmisti. Buna göre Macaristan, Osmanli Devleti'ne bagli bir krallik olarak bilinen ve Mohaç muharebesine katilmayan Transilvanya (Erdel) voyvodasi Zapolya'ya verilecekti. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman Han 16 Ekim 1526'da Macaristan tacini Zapolya'ya veren târihî fermanini imzaladi ve Budapeste'de Macaristan tahtina geçirdi. Kuzeydogu Macaristan'da Tokay sehrinde toplanan Macar diet (asiller) meclisi Zapolya'yi kral tanidi. Macar kralliginin Bohenya tacina bagli olan ve Osmanli ordularinin girmedigi Bohenya, Moravya, Slovakya ve Silezya gibi ülkeler ise, Mohaç'ta öldürülen Macar krali Layos'un karisi ve ispanyaAlmanya imparatoru CharlesOuint'in kardesi olan Avusturya arsidükü Ferdinand'da kaldi. Kanunî Sultan Süleyman istanbul'a döndükten sonra harekete geçen Ferdinand, Bratislava'da Osmanlilara karsi olan asillerden tesekkül ettirilmis bir diet meclisi toplayarak kendini Macaristan ve Bohenya krali îlân ettirdi. Agabeyi Ispanya Almanya imparatoru CharlesQuint' in de destegini alarak iyice güçlenen Ferdinand, Tokay meydan muharebesinde Zapolya'yi yenerek Budapeste'yi (Budin) almis ve Macaristan'in büyük bir kismini ele geçirmisti. Bunun üzerine Zapolay, Kanunî Sultan Süleyman Han'dan yardim istedi.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, Mohaç zaferi ve kiliç hakkiyla zaptettigi genis Macaristan ülkelerinin Alman asilli bir hükümdarin eline geçmesine müsâde edemezdi. Bu, Osmanli Devleti için vahim neticeler dogurabilirdi.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han sefer hazirliklariyla mesgulken, Macaristan'dan fethedilen arazinin geri verilmesi karsiliginda baris yapmak istegiyle Ferdinand'in elçileri geldi. Fakat Almanlari, Budin ve Macaristan' dan çikarip atmak, Ferdinand'a gözdagi vermek, bulunabilirse, Alman ordusunu yakalayip yok etmek arzusunda olan Kanunî Sultan Süleyman Han, o zamanin âdetleri geregi elçileri tevkif ettirdi. Hazirliklarini tamamladiktan sonra serbest birakip savas için yola çiktigini söyleyip Ferdinad'a gönderdi..<br />
<br />
 10 Mayis 1529'da istanbul'dan hareket eden Süleyman Han, 20 Haziran'da Sofya'ya ve 18 Agustos'da Mohaç ovasina ulasti. Zapolya da 6000 Macar askeri ile orduya katildi ve burada Pâdisâh' in elini öpmekle sereflendi. Eylül' de Budin'i kusatan sultan Süleyman Han, teslim teklifinin reddedilmesi üzerine siddetli bir muhasara savasina basladi. 8 Eylül'de kale kapilarindan biri ele geçirilip umûmî hücum baslatilinca, ümit kalmadigini anlayan müdâfiler, hayatlarina dokunulmamak sartiyla kaleyi teslim ettiler. Kisa zamanda gösterilen bu muvaffakiyet karsisinda, Osmanli hâkimiyetine daha fazla karsi duramayacagini anlayan Bogdan voyvodasi besinci Petro Raves de ordugâha gelerek bir tâbiiyyet andlasmasi imzaladi. Elbasan sancakbeyi Hasan Bey'i Budin'de muhafiz birakan Kanunî, 12 Eylül' de Macar taht sehrinden ayrilip Viyana üzerine yürüdü. Bu arada Ferdinand'in adamlari tarafindan kaçirilmak üzereyken izvornik sancakbeyi Sultanzâde Bâli Bey' in ele geçirdigi meshur Macar taci, yeniçeri sekbanbasisi tarafindan Zapolya'ya giydirildi..<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, 22 Eylül'de Almanya sinirini geçti. Ertesi gün Bâli Bey'in kardesi Semendire sancakbeyi Sultanzâde Mehmed Bey, Alman öncü kuvvetlerinin büyük bir kismini Viyana'nin on bes kilometre güneydogusundaki Bruck kasabasi yakinlarinda imha etti. Esir edilen Alman kuvvetleri komutani Christophe Von Zedlitz ve alti general Sultan'a gönderildi. 27 Eylül'de Viyana önlerine gelen ordu-yi hümâyûn, hiristiyanligin en büyük devleti olan Alman imparatorlugu'nun baskentini muhasaraya basladi..<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, 120.000 kisilik bir orduyla Budin' den ayrilip Viyana üzerine yürüdügü haberi duyulunca, sâdece Almanya'da degil, bütün Avrupa' da müthis bir telas ve korku baslamis, Türklerin gelisi karsisinda, o sirada had safhada olan mezhep mücâdeleleri bile bir tarafa birakilarak, Viyana'ya yardim kampanyasi açilmis ve Avrupa'nin her yerinden muhtelif milletlere mensup yardim kuvveti akin akin gelmeye baslamis, hattâ muhâsaradan biraz evvel bu kuvvetlerin büyük bir kismi kaleye yerlesmisti. Osmanli ordusunun hasmetinden büyük bir korkuya kapilan Ferdinand, alelacele sehri terkederek kaçmis, yerine ihtiyar ve tecrübeli bir asker olan, Kont Nicolos Von Salm'i kale komutani olarak birakmisti. Müdâfaa hazirliklarina baslayan Kont Salm de, Türk ordusu gelmeden Viyana yakinlarindaki mahalleleri tamamen yakip yikmis, birinci istihkâm hattindan yirmi adim içerde ikinci bir istihkâm insâ etmis, Tuna sahillerine kaziklar diktirerek müdâfaa için gerekli tedbirleri almisti. Osmanli humbaracilarinin yakici te'sirlerinden korunmak için evlerin ahsap çatilarini yiktirmis, top güllelerinin te'sirini azaltmak için de, sokaklarin kaldirimlarini söktürmüstü. Ayrica iki ay yetecek kadar erzaki te'min edip, sehirdeki sivil halki disari çikarmisti.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, Viyana'ya gelirken hiç bir zaman kaleyi alma gayesini gütmemis, istedigi zaman bunu gerçeklestirebilecegini göstererek göz dagi vermek istemisti. Üstelik yeni fethedilmis olan Macaristan'da islâm idaresi tam yerlesmeden Viyana'nin da alinip askerin çok genis bir alana yayilmasi, stratejik bakimdan hatali olurdu. Kisin yaklasmasi kale çevresinin yogun yagmurlar sebebiyle bataklik hâline gelmis olduguna aldirmadan kaleyi kusatmisti..<br />
<br />
 Kaleyi muhasaraya baslayan Kanunî Sultan Süleyman Han, on yedi gün boyunca döverek, sehrin surlarini iyice tahrip etmisti. Bu sirada bir Osmanli güllesinin isâbetiyle kale komutani Kont Salm de öldürülmüstü. Çevreden aldigi istihbaratlar sonunda Viyana'ya yüzelli kilometre uzaktaki Linz'de Alman ordusunun da Osmanli ordusunun karsisina çikmayacagi anlasilinca, CharIesQuint'e verilen cezanin yeterli olduguna kanâat getiren Kanunî Sultan Süleyman Han, orduya muhasarayi kaldirma emrini verirken, çesitli beyler kumandasindaki akinci kuvvetlerini akina göndererek,Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Muravya, Bohenya. Slovakya, Silezya (simdiki Çekoslovakya) ve Slovesya gibi Alman Imparatorlugu'na bagli ülkeleri bastan basa çignetti. 16 Ekim'de Viyana önlerinden hareket eden ordu-yi hümâyûn, 25 Ekim'de Budin'e 16 Aralik'ta da istanbul'a döndü..<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 Yorumum:<br />
<br />
 Kuşatmanın kaldırılmasının tek sebebi Kanuninin şarlken ve ferdinandı adam yerine koyup karşısına çıkacaklarını düşündüğü için yavaş gitmesi bu nedenle 10 mayısta hareket eden osmanlı 3 eylülde budine gelir ve 7 eylülde budini alır ve 28 ekimde viyanayı kuşatmaya yetişir bir kaç hafta daha erken davrana bilseydi viyanayı alırdık zatan 16 günlük kuşatmada viyananın dayanma gücü %90 azalıyor..<br />
<br />
Alman seferinde viyana kuşatılsaydı alınırdı..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1. VİYANA KUSATMASI<br />
 Mohaç'ta Macaristan ordusunu tamamen imha edip bölgeyi Osmanli Devleti sinirlari içine katan Kanunî Sultan Süleyman Han, savastan sonra Budapeste' ye gelip Macaristan'in yeni statüsünü tesbit etmisti. Buna göre Macaristan, Osmanli Devleti'ne bagli bir krallik olarak bilinen ve Mohaç muharebesine katilmayan Transilvanya (Erdel) voyvodasi Zapolya'ya verilecekti. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman Han 16 Ekim 1526'da Macaristan tacini Zapolya'ya veren târihî fermanini imzaladi ve Budapeste'de Macaristan tahtina geçirdi. Kuzeydogu Macaristan'da Tokay sehrinde toplanan Macar diet (asiller) meclisi Zapolya'yi kral tanidi. Macar kralliginin Bohenya tacina bagli olan ve Osmanli ordularinin girmedigi Bohenya, Moravya, Slovakya ve Silezya gibi ülkeler ise, Mohaç'ta öldürülen Macar krali Layos'un karisi ve ispanyaAlmanya imparatoru CharlesOuint'in kardesi olan Avusturya arsidükü Ferdinand'da kaldi. Kanunî Sultan Süleyman istanbul'a döndükten sonra harekete geçen Ferdinand, Bratislava'da Osmanlilara karsi olan asillerden tesekkül ettirilmis bir diet meclisi toplayarak kendini Macaristan ve Bohenya krali îlân ettirdi. Agabeyi Ispanya Almanya imparatoru CharlesQuint' in de destegini alarak iyice güçlenen Ferdinand, Tokay meydan muharebesinde Zapolya'yi yenerek Budapeste'yi (Budin) almis ve Macaristan'in büyük bir kismini ele geçirmisti. Bunun üzerine Zapolay, Kanunî Sultan Süleyman Han'dan yardim istedi.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, Mohaç zaferi ve kiliç hakkiyla zaptettigi genis Macaristan ülkelerinin Alman asilli bir hükümdarin eline geçmesine müsâde edemezdi. Bu, Osmanli Devleti için vahim neticeler dogurabilirdi.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han sefer hazirliklariyla mesgulken, Macaristan'dan fethedilen arazinin geri verilmesi karsiliginda baris yapmak istegiyle Ferdinand'in elçileri geldi. Fakat Almanlari, Budin ve Macaristan' dan çikarip atmak, Ferdinand'a gözdagi vermek, bulunabilirse, Alman ordusunu yakalayip yok etmek arzusunda olan Kanunî Sultan Süleyman Han, o zamanin âdetleri geregi elçileri tevkif ettirdi. Hazirliklarini tamamladiktan sonra serbest birakip savas için yola çiktigini söyleyip Ferdinad'a gönderdi..<br />
<br />
 10 Mayis 1529'da istanbul'dan hareket eden Süleyman Han, 20 Haziran'da Sofya'ya ve 18 Agustos'da Mohaç ovasina ulasti. Zapolya da 6000 Macar askeri ile orduya katildi ve burada Pâdisâh' in elini öpmekle sereflendi. Eylül' de Budin'i kusatan sultan Süleyman Han, teslim teklifinin reddedilmesi üzerine siddetli bir muhasara savasina basladi. 8 Eylül'de kale kapilarindan biri ele geçirilip umûmî hücum baslatilinca, ümit kalmadigini anlayan müdâfiler, hayatlarina dokunulmamak sartiyla kaleyi teslim ettiler. Kisa zamanda gösterilen bu muvaffakiyet karsisinda, Osmanli hâkimiyetine daha fazla karsi duramayacagini anlayan Bogdan voyvodasi besinci Petro Raves de ordugâha gelerek bir tâbiiyyet andlasmasi imzaladi. Elbasan sancakbeyi Hasan Bey'i Budin'de muhafiz birakan Kanunî, 12 Eylül' de Macar taht sehrinden ayrilip Viyana üzerine yürüdü. Bu arada Ferdinand'in adamlari tarafindan kaçirilmak üzereyken izvornik sancakbeyi Sultanzâde Bâli Bey' in ele geçirdigi meshur Macar taci, yeniçeri sekbanbasisi tarafindan Zapolya'ya giydirildi..<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, 22 Eylül'de Almanya sinirini geçti. Ertesi gün Bâli Bey'in kardesi Semendire sancakbeyi Sultanzâde Mehmed Bey, Alman öncü kuvvetlerinin büyük bir kismini Viyana'nin on bes kilometre güneydogusundaki Bruck kasabasi yakinlarinda imha etti. Esir edilen Alman kuvvetleri komutani Christophe Von Zedlitz ve alti general Sultan'a gönderildi. 27 Eylül'de Viyana önlerine gelen ordu-yi hümâyûn, hiristiyanligin en büyük devleti olan Alman imparatorlugu'nun baskentini muhasaraya basladi..<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, 120.000 kisilik bir orduyla Budin' den ayrilip Viyana üzerine yürüdügü haberi duyulunca, sâdece Almanya'da degil, bütün Avrupa' da müthis bir telas ve korku baslamis, Türklerin gelisi karsisinda, o sirada had safhada olan mezhep mücâdeleleri bile bir tarafa birakilarak, Viyana'ya yardim kampanyasi açilmis ve Avrupa'nin her yerinden muhtelif milletlere mensup yardim kuvveti akin akin gelmeye baslamis, hattâ muhâsaradan biraz evvel bu kuvvetlerin büyük bir kismi kaleye yerlesmisti. Osmanli ordusunun hasmetinden büyük bir korkuya kapilan Ferdinand, alelacele sehri terkederek kaçmis, yerine ihtiyar ve tecrübeli bir asker olan, Kont Nicolos Von Salm'i kale komutani olarak birakmisti. Müdâfaa hazirliklarina baslayan Kont Salm de, Türk ordusu gelmeden Viyana yakinlarindaki mahalleleri tamamen yakip yikmis, birinci istihkâm hattindan yirmi adim içerde ikinci bir istihkâm insâ etmis, Tuna sahillerine kaziklar diktirerek müdâfaa için gerekli tedbirleri almisti. Osmanli humbaracilarinin yakici te'sirlerinden korunmak için evlerin ahsap çatilarini yiktirmis, top güllelerinin te'sirini azaltmak için de, sokaklarin kaldirimlarini söktürmüstü. Ayrica iki ay yetecek kadar erzaki te'min edip, sehirdeki sivil halki disari çikarmisti.<br />
<br />
 Kanunî Sultan Süleyman Han, Viyana'ya gelirken hiç bir zaman kaleyi alma gayesini gütmemis, istedigi zaman bunu gerçeklestirebilecegini göstererek göz dagi vermek istemisti. Üstelik yeni fethedilmis olan Macaristan'da islâm idaresi tam yerlesmeden Viyana'nin da alinip askerin çok genis bir alana yayilmasi, stratejik bakimdan hatali olurdu. Kisin yaklasmasi kale çevresinin yogun yagmurlar sebebiyle bataklik hâline gelmis olduguna aldirmadan kaleyi kusatmisti..<br />
<br />
 Kaleyi muhasaraya baslayan Kanunî Sultan Süleyman Han, on yedi gün boyunca döverek, sehrin surlarini iyice tahrip etmisti. Bu sirada bir Osmanli güllesinin isâbetiyle kale komutani Kont Salm de öldürülmüstü. Çevreden aldigi istihbaratlar sonunda Viyana'ya yüzelli kilometre uzaktaki Linz'de Alman ordusunun da Osmanli ordusunun karsisina çikmayacagi anlasilinca, CharIesQuint'e verilen cezanin yeterli olduguna kanâat getiren Kanunî Sultan Süleyman Han, orduya muhasarayi kaldirma emrini verirken, çesitli beyler kumandasindaki akinci kuvvetlerini akina göndererek,Avusturya, Güney Almanya (Bavyera), Muravya, Bohenya. Slovakya, Silezya (simdiki Çekoslovakya) ve Slovesya gibi Alman Imparatorlugu'na bagli ülkeleri bastan basa çignetti. 16 Ekim'de Viyana önlerinden hareket eden ordu-yi hümâyûn, 25 Ekim'de Budin'e 16 Aralik'ta da istanbul'a döndü..<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 Yorumum:<br />
<br />
 Kuşatmanın kaldırılmasının tek sebebi Kanuninin şarlken ve ferdinandı adam yerine koyup karşısına çıkacaklarını düşündüğü için yavaş gitmesi bu nedenle 10 mayısta hareket eden osmanlı 3 eylülde budine gelir ve 7 eylülde budini alır ve 28 ekimde viyanayı kuşatmaya yetişir bir kaç hafta daha erken davrana bilseydi viyanayı alırdık zatan 16 günlük kuşatmada viyananın dayanma gücü %90 azalıyor..<br />
<br />
Alman seferinde viyana kuşatılsaydı alınırdı..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk Ordusunda Görevli Müttefikler Ne Oldu?]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1183.html</link>
			<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 06:55:44 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1183.html</guid>
			<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu'na genç teğmen Moltke ile başlayan Alman subay akını müttefik olarak girilen Birinci Dünya Savaşı'nda doruk noktaya ulaştı.<br />
Bu başlık altında savaşta Osmanlı Ordusunun modernizasyonu, örgütlenmesi, komutası ve ikmali için görevlendirilen müttefik subayların rollerini, kısa özgeçmişlerini ve sonrasında neler olduğunu kısaca yazmaya çalışacağım..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu'na genç teğmen Moltke ile başlayan Alman subay akını müttefik olarak girilen Birinci Dünya Savaşı'nda doruk noktaya ulaştı.<br />
Bu başlık altında savaşta Osmanlı Ordusunun modernizasyonu, örgütlenmesi, komutası ve ikmali için görevlendirilen müttefik subayların rollerini, kısa özgeçmişlerini ve sonrasında neler olduğunu kısaca yazmaya çalışacağım..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amerika'ya Sultan VI.Mehmed Mektubu ?]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1182.html</link>
			<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 02:17:18 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1182.html</guid>
			<description><![CDATA[Bu belge Padişah VI.Mehmed'in(Vahddettin)Amerikan başkanına gönderdiği mektubu konu alan ankara üniversitesi belgesidir.Bu mektubun aslı Washington Arşivlerinde bulunmaktadır....<br />
<br />
<a href="http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf" target="_blank">http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu belge Padişah VI.Mehmed'in(Vahddettin)Amerikan başkanına gönderdiği mektubu konu alan ankara üniversitesi belgesidir.Bu mektubun aslı Washington Arşivlerinde bulunmaktadır....<br />
<br />
<a href="http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf" target="_blank">http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/33/254.pdf</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Trablusgarp Savaşı Bilinmeyen Fotoğraflar?]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1181.html</link>
			<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 02:11:12 -0600</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1181.html</guid>
			<description><![CDATA[Osmanlı Devleti ile İtalya Krallığı arasında gerçekleşen savaşın bilinmeyen fotoğraflar.Tamamı AYBARS ARDA KILIÇER TARİH ARŞİVLERİ 'ne aittir.İzinsiz veya alıntısız paylaşmayınız...<br />
<br />
<img src="http://img339.imageshack.us/img339/1996/11ardaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 11ardaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a><br />
<img src="http://img818.imageshack.us/img818/8931/10ardaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 10ardaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img88.imageshack.us/img88/475/9ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 9ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img32.imageshack.us/img32/1452/8ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 8ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img208.imageshack.us/img208/9616/7ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 7ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img440.imageshack.us/img440/9259/6ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 6ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img248.imageshack.us/img248/1962/5ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 5ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img534.imageshack.us/img534/699/4ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 4ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img593.imageshack.us/img593/4567/3ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 3ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img26.imageshack.us/img26/7947/2ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 2ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img829.imageshack.us/img829/2717/1ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 1ardaaybars.jpg&#93;" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanlı Devleti ile İtalya Krallığı arasında gerçekleşen savaşın bilinmeyen fotoğraflar.Tamamı AYBARS ARDA KILIÇER TARİH ARŞİVLERİ 'ne aittir.İzinsiz veya alıntısız paylaşmayınız...<br />
<br />
<img src="http://img339.imageshack.us/img339/1996/11ardaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 11ardaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a><br />
<img src="http://img818.imageshack.us/img818/8931/10ardaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 10ardaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img88.imageshack.us/img88/475/9ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 9ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img32.imageshack.us/img32/1452/8ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 8ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img208.imageshack.us/img208/9616/7ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 7ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img440.imageshack.us/img440/9259/6ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 6ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img248.imageshack.us/img248/1962/5ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 5ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img534.imageshack.us/img534/699/4ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 4ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img593.imageshack.us/img593/4567/3ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 3ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img26.imageshack.us/img26/7947/2ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 2ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03<br />
<img src="http://img829.imageshack.us/img829/2717/1ardaaybars.jpg" border="0" alt="[Resim: 1ardaaybars.jpg]" /><br />
By <a href="http://profile.imageshack.us/user/aybarsarda" target="_blank">aybarsarda</a> at 2011-12-03]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Timurun alimleri]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1177.html</link>
			<pubDate>Fri, 28 Oct 2011 06:36:09 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1177.html</guid>
			<description><![CDATA[Timur fethettiği yerlerdeki alim ve zanaatkarları Semerkand'a gönderirdi. Bu alimler kimlerdir, nerelerden gelir, hangi ilimlerle uğraşır bilen var mı? Ben biraz bakındım, Cürcani ve Taftazani iki İranlı İslam alimine rastgeldim sadece.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Timur fethettiği yerlerdeki alim ve zanaatkarları Semerkand'a gönderirdi. Bu alimler kimlerdir, nerelerden gelir, hangi ilimlerle uğraşır bilen var mı? Ben biraz bakındım, Cürcani ve Taftazani iki İranlı İslam alimine rastgeldim sadece.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PONTUS: Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1175.html</link>
			<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 12:23:49 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1175.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.karalahana.com/makaleler/kitap/pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-etnik-siyasi-tarih.jpg" border="0" alt="[Resim: pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-e...-tarih.jpg&#93;" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">PONTUS: Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi</span><br />
<br />
<br />
Yazar: Özhan Öztürk<br />
<br />
<br />
Bu kitap, Karadeniz çevresinde beliren ilk yaşam izlerinden günümüze dek gerçekleşen tüm tarihî gelişmeleri jeopolitik odaklı değerlendiren bir tarih anlayışının yanı sıra; coğrafya, arkeoloji, etnoloji, folklor, hatta genetik kaynaklar da kullanılarak oluşturulmuş disiplinlerarası bir çalışmadır. Karadeniz kıyısında ortaya çıkan yerleşimleri; otokton halklar ile istilacılar arasında doğal kaynakların paylaşımına paralel olarak gelişen yerleşim ve çatışma ilişkisini; Karadeniz’e egemen olmak isteyen güç odaklarının mücadele ve yönetim modellerini; zaman içinde yaşanan göç, sürgün ve çatışmaları; mümkün olduğunca 20. yüzyılın ideolojik kurgularından uzak durmaya çalışılarak okuyucuya sunulmaktadır. Dolayısıyla Pontus: Antikçağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi, Türk arşivlerindeki verileri pek alışılmadık bir biçimde İngiliz, Yunan, Ermeni, Rus arşiv ve kaynaklarıyla kıyaslayarak ele alan, güncel makale ve bulguların yanı sıra yerel dil ile folklorik arşivleri de yorumlayarak kullanan devrimci bir çalışma olup tarih, arkeoloji ve etnoloji meraklıları kadar Karadeniz havzasının jeopolitiğini anlama bağlamında kapsamlı içeriğiyle siyaset öğrencilerine de özgün bir vizyon kazandıracak niteliktedir.<br />
<br />
Yayıncı:<br />
Genesis Kitap,<br />
Yüksel cad. 34/A Kızılay Ankara<br />
Tel: 433 50 41 - 433 77 17<br />
<br />
Daha fazla bilgi ve güncellemeler için:<br />
<a href="http://www.karalahana.com/makaleler/kitap/pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-etnik-siyasi-tarihi.htm" target="_blank">PONTUS: Antika'dan Gnmze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi</a><br />
<br />
WEB kitapçılarında:<br />
D&amp;R <a href="http://www.dr.com.tr/0000000351443,0000000375717/Eser/Kitap/Arastirma-Tarih/Tarih/Dunya-Tarihi/Pontus" target="_blank">D&#x26;R - Kitap | Özhan Öztürk | Pontus | 36.50 TL | Dünya Tarihi</a><br />
<br />
Kitapyurdu <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=589132&amp;sa=93090882" target="_blank">kitapyurdu: kitap - Pontus &#x26; Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi - Özhan Öztürk, pontus &#x26; antikçağ'dan günümüze karadeniz'in etnik ve siyasi tarihi, PONTUS &#x26; ANTIKÇAĞ'DAN GÜNÜMÜZE KARADENIZ'IN ETNIK VE SIYASI TARIHI93090882,</a><br />
<br />
İdefix.com <a href="http://www.idefix.com/kitap/pontus-ozhan-ozturk/tanim.asp?sid=BF86SMTZ04Q8GI6ZBZXX" target="_blank">Pontus - zhan ztrk - %15 indirimli : Kitap | idefix.com</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.karalahana.com/makaleler/kitap/pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-etnik-siyasi-tarih.jpg" border="0" alt="[Resim: pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-e...-tarih.jpg]" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">PONTUS: Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi</span><br />
<br />
<br />
Yazar: Özhan Öztürk<br />
<br />
<br />
Bu kitap, Karadeniz çevresinde beliren ilk yaşam izlerinden günümüze dek gerçekleşen tüm tarihî gelişmeleri jeopolitik odaklı değerlendiren bir tarih anlayışının yanı sıra; coğrafya, arkeoloji, etnoloji, folklor, hatta genetik kaynaklar da kullanılarak oluşturulmuş disiplinlerarası bir çalışmadır. Karadeniz kıyısında ortaya çıkan yerleşimleri; otokton halklar ile istilacılar arasında doğal kaynakların paylaşımına paralel olarak gelişen yerleşim ve çatışma ilişkisini; Karadeniz’e egemen olmak isteyen güç odaklarının mücadele ve yönetim modellerini; zaman içinde yaşanan göç, sürgün ve çatışmaları; mümkün olduğunca 20. yüzyılın ideolojik kurgularından uzak durmaya çalışılarak okuyucuya sunulmaktadır. Dolayısıyla Pontus: Antikçağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi, Türk arşivlerindeki verileri pek alışılmadık bir biçimde İngiliz, Yunan, Ermeni, Rus arşiv ve kaynaklarıyla kıyaslayarak ele alan, güncel makale ve bulguların yanı sıra yerel dil ile folklorik arşivleri de yorumlayarak kullanan devrimci bir çalışma olup tarih, arkeoloji ve etnoloji meraklıları kadar Karadeniz havzasının jeopolitiğini anlama bağlamında kapsamlı içeriğiyle siyaset öğrencilerine de özgün bir vizyon kazandıracak niteliktedir.<br />
<br />
Yayıncı:<br />
Genesis Kitap,<br />
Yüksel cad. 34/A Kızılay Ankara<br />
Tel: 433 50 41 - 433 77 17<br />
<br />
Daha fazla bilgi ve güncellemeler için:<br />
<a href="http://www.karalahana.com/makaleler/kitap/pontus-antik-cagdan-gunumuze-karadeniz-etnik-siyasi-tarihi.htm" target="_blank">PONTUS: Antika'dan Gnmze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi</a><br />
<br />
WEB kitapçılarında:<br />
D&amp;R <a href="http://www.dr.com.tr/0000000351443,0000000375717/Eser/Kitap/Arastirma-Tarih/Tarih/Dunya-Tarihi/Pontus" target="_blank">D&R - Kitap | Özhan Öztürk | Pontus | 36.50 TL | Dünya Tarihi</a><br />
<br />
Kitapyurdu <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=589132&amp;sa=93090882" target="_blank">kitapyurdu: kitap - Pontus & Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi - Özhan Öztürk, pontus & antikçağ'dan günümüze karadeniz'in etnik ve siyasi tarihi, PONTUS & ANTIKÇAĞ'DAN GÜNÜMÜZE KARADENIZ'IN ETNIK VE SIYASI TARIHI93090882,</a><br />
<br />
İdefix.com <a href="http://www.idefix.com/kitap/pontus-ozhan-ozturk/tanim.asp?sid=BF86SMTZ04Q8GI6ZBZXX" target="_blank">Pontus - zhan ztrk - %15 indirimli : Kitap | idefix.com</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karamanoğlu Mehmet Bey'in fermanı hakkında]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1167.html</link>
			<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 14:24:25 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1167.html</guid>
			<description><![CDATA[Mustafa Armağan'ın 9 Ekim 2011 tarihli yazısı hakkında yorumlarınızı merak ediyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"> 'Türkçe fermanı' bir Cumhuriyet efsanesi mi? </span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Cumhuriyet efsanelerinden biri daha yıkılacak ama peşinen söyleyeyim, bunun için özür dileyecek değilim.<br />
Karamanoğlu Mehmed Bey'in çıkardığı iddia edilen "Bundan sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya" fermanı ona ait değildir, bir; bu ferman birkaç gün ya uygulanmış ya uygulanmamıştır, iki; aynı Karamanoğlu'nun vezirliğinde tekrar Arapça ve Farsçaya dönülmüştür, üç.<br />
Ernest Gellner "Millet, milliyetçiliğin eseridir." der. Milliyetçiliğin milleti nasıl inşa ettiğini görmek için 1930'lar Türkiye'sine bakmak yeterlidir. Karamanoğlu Mehmed Bey efsanesi, Türk milliyetçiliğinin kendisine tarihten "atalar" icat etmek için uğraştığı 1920'li yılların ikinci yarısında gündeme gelir.<br />
"Dil Bayramı"(!) diye bir ucubeyi icat eden zihniyetin asıl derdi neydi biliyor musunuz? Cumhuriyet yönetiminde Türkçeden başka dilleri "yasaklamak" istiyorlardı; kendilerine meşruiyet sağlayacak bir öncü aradılar, onu Karamanoğlu Mehmed Bey'de buldular. Hem o da Anadolu'da Türkçeden başka bir dilin konuşulmasını yasaklamamış mıydı? Biz aslında yeni bir şey yapmıyoruz, Karamanoğlu'nun başlattığı işi sürdürüyoruz, demeye getiriyorlardı. (Bu noktaya dikkatimi çeken Mikail Bayram hocaya teşekkürler.)<br />
Bu fermanın aslı elimizde olmasa da, İbn Bibi adlı tarihçinin Farsça eserinde bir kaydını buluyoruz. Zaten tek kaynağımız da onun "Selçuknâme"si. Ancak İbn Bibi'nin metni birilerince fena halde çarpıtılmış.<br />
Önce Türkçeye İbn Bibi Tarihi'nde sözde "Türkçe fermanı"nın nasıl geçtiğine bakalım. Mürsel Öztürk tercümesinden okuyalım: "Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak" diye karar aldılar.<br />
Eserin Osmanlı döneminin başlarında yapılan Yazıcızade Ali tercümesinde ise aynı metin şöyle çevrilmiş: "Şehirde çağırttılar ki, "Şimden girü hiç kimesne kapuda ve divânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayri dil söylemeyeler."<br />
<br />
<a href="http://medya.zaman.com.tr/2011/10/09/armagan01.jpg" target="_blank">http://medya.zaman.com.tr/2011/10/09/armagan01.jpg</a><br />
<br />
Fermanda divan toplantılarında, padişahın huzurunda, devlet dairelerinde, sohbet meclislerinde ve şehir içerisinde Türkçeden başka dil kullanmanın yasaklandığı görülüyor. İyi de diğer dillerin yasaklanması anlamına gelen bu fermanı nasıl anlamalıyız? Cumhuriyet ideolojisinin bize dayattığı gibi bir "Türkçülük bilinci"nin ta 13. yüzyılda bile canlı olduğunu ve Mehmed Bey'in etrafını çeviren yabancılaşmış Selçuklu saray çevresine meydan okuyuşu olarak mı anlayacağız? Yoksa...<br />
İlk olarak İbn Bibi'nin metnine baktığımızda bu sözü Karamanoğlu Mehmed Bey'in söylediğine dair en ufak bir işaret yoktur. Zaten Mehmed Bey "Sultan" değildir ki ferman çıkarsın. Malum, ferman sultanlar tarafından çıkarılır. Ayrıca Mehmed Bey fermanın yayınlandığı günlerde vezir bile değildir. Bir oldu bittiyle Konya'yı ele geçirip II. İzzeddin Keykavus'un şehzadelerinden olduğunu iddia ettiği Siyavuş'u Selçuklu tahtına oturtmuştur. İbn Bibi'nin metninden anlaşıldığına göre fermanı çıkaran kişi, halkın Cimri dediği Siyavuş'tur. Bundan böyle dil bayramlarında Cimri'nin adı "Türkçe kahramanı" olarak anılsa gerektir.<br />
İnsanlar sanıyorlar ki, yıllarca sürmüş meşru bir yönetim tarafından çıkarılmıştır bu ferman. Cimri-Mehmed Bey ekibinin bütün iktidarları sadece 37 gün sürmüştür. Hatta Yazıcızade tercümesinden anlıyoruz ki, "Türkçe fermanı" ancak birkaç gün yürürlükte kalmış, sonra vezirliğe getirilen Karamanoğlu Mehmed Bey "defterleri dahi Türkçe yazalar" genelgesini çıkarmıştır. Sadece Yazıcızade'nin çevirisinde geçen bu ifade bence Karamanoğlu'nun lehine kaydedilmelidir, ferman değil. Bazı şaşkınlar Cimri'nin çıkardığı fermanı Mehmed Bey'e mal etme telaşıyla, yazı diline geçilmesi yönündeki bu önemli emrini atlamışlar.<br />
Ancak Yazıcızade Ali metnin devamında olayın akıbetini de anlatıyor ki son derece aydınlatıcıdır. Bugünkü dille diyor ki: "Türkçeyi o zamanlar Arap harfleriyle yazmak âdet olmamıştı. Her yazıcı kendi anladığı şekilde yazıyordu. Cümle kuracakları vakit bunu başaramadılar. Zira Türkçenin kayda geçirilmesi kolay değildir ve yazısı yoktur. Çaresiz kalıp Farsça şerh ve Arapça yazı yazdılar."<br />
Anlaşılıyor ki, Mehmed Bey'in lehine kaydedilecek olan kayıtları Türkçe tutma emri de işleri karıştırmaktan başka bir işe yaramamış ve kısa bir süre sonra yazışmalarda karışıklıklar başlayınca vazgeçilip kayıtlar eskisi gibi Arapça ve yanında Farsça şerhle tutulmaya devam edilmiş.<br />
İyi ama 1277 Mayıs'ında hem konuşma hem de yazı dilinde Türkçenin kullanılması girişiminin asıl gerekçesi nedir?<br />
Bu noktayı Selçuklu tarihi uzmanı Prof. Osman Turan "Selçuklular Zamanında Türkiye" adlı eserinde, hem de milliyetçi camianın önemli aydını Prof. Erol Güngör "Tarihte Türkler" adlı kitabında izah etmişler. Erol Güngör'e göre,<br />
"Çokları bunun Karamanoğlu Mehmed Bey'in Türkçülüğünden, milliyet şuurunun kuvvetinden doğmuş bir emir olduğunu sanarak, Karamanoğlu'nu Selçuklulara karşı milliyetçiliğin savunucusu gibi görürler. Aslında Karamanoğlu'nun bütün gayesi, devlet idaresinde bulunan okumuş tabakanın, yani aydınların te'sirini ortadan kaldırmaktı. Kendisinin hiçbir tahsili ve kültürü olmadığı için Selçuklu idarecileri karşısında eksiklik duyuyor, oralarda ne olup bittiğini bir türlü anlamıyordu."<br />
Osman Turan ise "Esasen Mehmed Bey Konya'yı alıp Selçuklu devletine sahip olduğunu sandığı bir kısa işgal zamanında memleketi bu dilde idare edemeyeceğini düşünerek bu kararı almış; fakat bunu tatbik imkânının daha zor olduğunu kavrayamamış ve Karamanlıların daha sonraları muamelatı Türkçe yapamamaları da hem bunu göstermiş hem de bunda millî duygudan ziyade kültür seviyeleri âmil olmuştur." demektedir.<br />
Yani hem Mehmed Bey'in, hem de Cimri'nin Türkçeden başka dil bilmeyişleri, onları Arapça ve Farsçanın yaygın olarak kullanıldığı Konya'da acze düşürmüş, etraflarında olup biteni anlayamadıkları için "Vatandaş Türkçe konuş!" türünden bir uyarıda bulunmuşlardı. Ancak bu, zannedildiği gibi Türkçülük veya Türkçecilik gayretinden değil, tam tersine, yönetime hakim olamama sıkıntısından kaynaklanmıştı.<br />
Ancak burada can alıcı bir nokta var: Bol keseden Osmanlıların Türkçeyi mahvettiklerinin iddia edildiği bir devirde, "Türkçeye sahip çıkan şahsiyet" olarak Osmanlı'ya muhalif olan Karamanoğulları'ndan birinin yüceltilmesi anlamlıdır. Ne var ki, ne Karamanoğulları'ndan, ne de diğer herhangi bir başka Türk devletinden bize Türkçe bir resmi yazışma gelmemiştir. Türkçeyi resmi dil olarak kabul etmiş olan ilk Türk devleti Osmanlılardı. İşte bu şanı Osmanlı'ya kaptırmamak için uydurulmuştu Karamanoğlu Mehmed Bey efsanesi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mustafa Armağan'ın 9 Ekim 2011 tarihli yazısı hakkında yorumlarınızı merak ediyorum.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"> 'Türkçe fermanı' bir Cumhuriyet efsanesi mi? </span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;">Cumhuriyet efsanelerinden biri daha yıkılacak ama peşinen söyleyeyim, bunun için özür dileyecek değilim.<br />
Karamanoğlu Mehmed Bey'in çıkardığı iddia edilen "Bundan sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya" fermanı ona ait değildir, bir; bu ferman birkaç gün ya uygulanmış ya uygulanmamıştır, iki; aynı Karamanoğlu'nun vezirliğinde tekrar Arapça ve Farsçaya dönülmüştür, üç.<br />
Ernest Gellner "Millet, milliyetçiliğin eseridir." der. Milliyetçiliğin milleti nasıl inşa ettiğini görmek için 1930'lar Türkiye'sine bakmak yeterlidir. Karamanoğlu Mehmed Bey efsanesi, Türk milliyetçiliğinin kendisine tarihten "atalar" icat etmek için uğraştığı 1920'li yılların ikinci yarısında gündeme gelir.<br />
"Dil Bayramı"(!) diye bir ucubeyi icat eden zihniyetin asıl derdi neydi biliyor musunuz? Cumhuriyet yönetiminde Türkçeden başka dilleri "yasaklamak" istiyorlardı; kendilerine meşruiyet sağlayacak bir öncü aradılar, onu Karamanoğlu Mehmed Bey'de buldular. Hem o da Anadolu'da Türkçeden başka bir dilin konuşulmasını yasaklamamış mıydı? Biz aslında yeni bir şey yapmıyoruz, Karamanoğlu'nun başlattığı işi sürdürüyoruz, demeye getiriyorlardı. (Bu noktaya dikkatimi çeken Mikail Bayram hocaya teşekkürler.)<br />
Bu fermanın aslı elimizde olmasa da, İbn Bibi adlı tarihçinin Farsça eserinde bir kaydını buluyoruz. Zaten tek kaynağımız da onun "Selçuknâme"si. Ancak İbn Bibi'nin metni birilerince fena halde çarpıtılmış.<br />
Önce Türkçeye İbn Bibi Tarihi'nde sözde "Türkçe fermanı"nın nasıl geçtiğine bakalım. Mürsel Öztürk tercümesinden okuyalım: "Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak" diye karar aldılar.<br />
Eserin Osmanlı döneminin başlarında yapılan Yazıcızade Ali tercümesinde ise aynı metin şöyle çevrilmiş: "Şehirde çağırttılar ki, "Şimden girü hiç kimesne kapuda ve divânda ve mecâlis ve seyrânda Türkî dilinden gayri dil söylemeyeler."<br />
<br />
<a href="http://medya.zaman.com.tr/2011/10/09/armagan01.jpg" target="_blank">http://medya.zaman.com.tr/2011/10/09/armagan01.jpg</a><br />
<br />
Fermanda divan toplantılarında, padişahın huzurunda, devlet dairelerinde, sohbet meclislerinde ve şehir içerisinde Türkçeden başka dil kullanmanın yasaklandığı görülüyor. İyi de diğer dillerin yasaklanması anlamına gelen bu fermanı nasıl anlamalıyız? Cumhuriyet ideolojisinin bize dayattığı gibi bir "Türkçülük bilinci"nin ta 13. yüzyılda bile canlı olduğunu ve Mehmed Bey'in etrafını çeviren yabancılaşmış Selçuklu saray çevresine meydan okuyuşu olarak mı anlayacağız? Yoksa...<br />
İlk olarak İbn Bibi'nin metnine baktığımızda bu sözü Karamanoğlu Mehmed Bey'in söylediğine dair en ufak bir işaret yoktur. Zaten Mehmed Bey "Sultan" değildir ki ferman çıkarsın. Malum, ferman sultanlar tarafından çıkarılır. Ayrıca Mehmed Bey fermanın yayınlandığı günlerde vezir bile değildir. Bir oldu bittiyle Konya'yı ele geçirip II. İzzeddin Keykavus'un şehzadelerinden olduğunu iddia ettiği Siyavuş'u Selçuklu tahtına oturtmuştur. İbn Bibi'nin metninden anlaşıldığına göre fermanı çıkaran kişi, halkın Cimri dediği Siyavuş'tur. Bundan böyle dil bayramlarında Cimri'nin adı "Türkçe kahramanı" olarak anılsa gerektir.<br />
İnsanlar sanıyorlar ki, yıllarca sürmüş meşru bir yönetim tarafından çıkarılmıştır bu ferman. Cimri-Mehmed Bey ekibinin bütün iktidarları sadece 37 gün sürmüştür. Hatta Yazıcızade tercümesinden anlıyoruz ki, "Türkçe fermanı" ancak birkaç gün yürürlükte kalmış, sonra vezirliğe getirilen Karamanoğlu Mehmed Bey "defterleri dahi Türkçe yazalar" genelgesini çıkarmıştır. Sadece Yazıcızade'nin çevirisinde geçen bu ifade bence Karamanoğlu'nun lehine kaydedilmelidir, ferman değil. Bazı şaşkınlar Cimri'nin çıkardığı fermanı Mehmed Bey'e mal etme telaşıyla, yazı diline geçilmesi yönündeki bu önemli emrini atlamışlar.<br />
Ancak Yazıcızade Ali metnin devamında olayın akıbetini de anlatıyor ki son derece aydınlatıcıdır. Bugünkü dille diyor ki: "Türkçeyi o zamanlar Arap harfleriyle yazmak âdet olmamıştı. Her yazıcı kendi anladığı şekilde yazıyordu. Cümle kuracakları vakit bunu başaramadılar. Zira Türkçenin kayda geçirilmesi kolay değildir ve yazısı yoktur. Çaresiz kalıp Farsça şerh ve Arapça yazı yazdılar."<br />
Anlaşılıyor ki, Mehmed Bey'in lehine kaydedilecek olan kayıtları Türkçe tutma emri de işleri karıştırmaktan başka bir işe yaramamış ve kısa bir süre sonra yazışmalarda karışıklıklar başlayınca vazgeçilip kayıtlar eskisi gibi Arapça ve yanında Farsça şerhle tutulmaya devam edilmiş.<br />
İyi ama 1277 Mayıs'ında hem konuşma hem de yazı dilinde Türkçenin kullanılması girişiminin asıl gerekçesi nedir?<br />
Bu noktayı Selçuklu tarihi uzmanı Prof. Osman Turan "Selçuklular Zamanında Türkiye" adlı eserinde, hem de milliyetçi camianın önemli aydını Prof. Erol Güngör "Tarihte Türkler" adlı kitabında izah etmişler. Erol Güngör'e göre,<br />
"Çokları bunun Karamanoğlu Mehmed Bey'in Türkçülüğünden, milliyet şuurunun kuvvetinden doğmuş bir emir olduğunu sanarak, Karamanoğlu'nu Selçuklulara karşı milliyetçiliğin savunucusu gibi görürler. Aslında Karamanoğlu'nun bütün gayesi, devlet idaresinde bulunan okumuş tabakanın, yani aydınların te'sirini ortadan kaldırmaktı. Kendisinin hiçbir tahsili ve kültürü olmadığı için Selçuklu idarecileri karşısında eksiklik duyuyor, oralarda ne olup bittiğini bir türlü anlamıyordu."<br />
Osman Turan ise "Esasen Mehmed Bey Konya'yı alıp Selçuklu devletine sahip olduğunu sandığı bir kısa işgal zamanında memleketi bu dilde idare edemeyeceğini düşünerek bu kararı almış; fakat bunu tatbik imkânının daha zor olduğunu kavrayamamış ve Karamanlıların daha sonraları muamelatı Türkçe yapamamaları da hem bunu göstermiş hem de bunda millî duygudan ziyade kültür seviyeleri âmil olmuştur." demektedir.<br />
Yani hem Mehmed Bey'in, hem de Cimri'nin Türkçeden başka dil bilmeyişleri, onları Arapça ve Farsçanın yaygın olarak kullanıldığı Konya'da acze düşürmüş, etraflarında olup biteni anlayamadıkları için "Vatandaş Türkçe konuş!" türünden bir uyarıda bulunmuşlardı. Ancak bu, zannedildiği gibi Türkçülük veya Türkçecilik gayretinden değil, tam tersine, yönetime hakim olamama sıkıntısından kaynaklanmıştı.<br />
Ancak burada can alıcı bir nokta var: Bol keseden Osmanlıların Türkçeyi mahvettiklerinin iddia edildiği bir devirde, "Türkçeye sahip çıkan şahsiyet" olarak Osmanlı'ya muhalif olan Karamanoğulları'ndan birinin yüceltilmesi anlamlıdır. Ne var ki, ne Karamanoğulları'ndan, ne de diğer herhangi bir başka Türk devletinden bize Türkçe bir resmi yazışma gelmemiştir. Türkçeyi resmi dil olarak kabul etmiş olan ilk Türk devleti Osmanlılardı. İşte bu şanı Osmanlı'ya kaptırmamak için uydurulmuştu Karamanoğlu Mehmed Bey efsanesi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[www.hayatadair.net açıldı]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1163.html</link>
			<pubDate>Sat, 14 May 2011 07:15:54 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1163.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.hayatadair.net" target="_blank">http://www.hayatadair.net</a> tarih sitesi açıldı bekleriz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.hayatadair.net" target="_blank">http://www.hayatadair.net</a> tarih sitesi açıldı bekleriz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sitemiz yeniden yayına girmiştir.]]></title>
			<link>http://www.e-tarih.org/forum/thread-1119.html</link>
			<pubDate>Wed, 11 May 2011 01:28:13 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.e-tarih.org/forum/thread-1119.html</guid>
			<description><![CDATA[Teknik arızalar nedeniyle uzun bir süre çalışmayan forumumuz yeniden yayına girmiştir. Siz sayın üyelerimizden özür dileriz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Teknik arızalar nedeniyle uzun bir süre çalışmayan forumumuz yeniden yayına girmiştir. Siz sayın üyelerimizden özür dileriz.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
