Son günlerde sıkça rastlanan "Amerika çöküyor" haberleri Amerika'nın bugünkü konumu konusunda yine beni düşünmeye itti.
Amerika bugünkü açık ara sanayi-teknoloji devliği konumuna nasıl geldi?
Mesela bir kitapta 70'lerin sonlarına doğru SSCB hakkında birşeyler okurken şu gözüme çarpıyor: "SSCB sınai üretim alanında Avrupa'nın belli başlı ülkelerini şimdiden geçmiştir, yakın gelecekte de ABD'nin bugünkü konumuna gelmesi beklenmektedir."
Şimdi; SSCB'den önce Rus İmparatorluğu zaten dünyanın 4. veya 5.büyük sanayi gücüydü; devrimden sonra devrimi işçi sınıfı temeline oturtmak için komünistler de kollektif-hızlı sanayileşme güttüğünden SSCB'nin büyük yeraltı-yerüstü kaynakları ve nüfus gücüyle bu konuma gelmesi normal.
Ama ABD'de bu büyümeye yol açan politikalar-olaylar nelerdir?
İngiliz sömürge döneminin sanayileşmeye etkisi var mıdır?
ABD, İngiltere'den üstünlüğü ne zaman devralmıştır?
Bu konuda verebileceğiniz bilgiler dışında link veya kitap önerisi de yararlı olabilir.
Öncelikle şu an yaşanan krizden biraz bahsetmek istiyorum.
Son dönem Lehman Brothers'ın iflasının ardından belirginleşen krizle birlikte "Amerika çöküyor" türünde açıklamalar yapılmaya başlandı. Bunlar tabii ki abartı. Ama şu da bir gerçek ki bu kriz öyle bir kaç ayda atlatılacak türden değil. Dün itibariyle Bush kongreye 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketi sundu. Ancak uzmanlar bu çözümün yeterli olup olmayacağını düşünüyor. Bu paketin maliyetinin de 1,5 trilyon doları geçeceği tahmin ediliyor. Krizin etkilerinin de en erken 2009 ortalarında azalacağı söyleniyor.
ABD ekonomisi sene başında resesyona girdiğinde krizin ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Aslında bu krizin başlıca sebebi mortgage piyasası. Son 5-6 yıl içinde mortgage kredisi alan düşük ve orta gelirliler, faizlerde yapılan artırımlarla birlikte bu kredilerin geri dönüşünü yapmakta zorlanmaya başladılar. Kredilerin geri dönüşü aksayınca, konut kredilerine yatırım yapan yatırım bankaları alarm vermeye başladı. Böylece finans ve inşaat sektöründe bir durgunluk başlamış oldu. Özellikle inşaat sektöründeki durgunluktan etkilenecek sektörleri bir gözünüzde canlandırın. Hepsini saymaya kalksak buraya sığmaz. Ama en büyük darbeyi yiyenler tabii ki yatırım bankaları oldu. Amerika'da bu sene 11 banka battı. Lehman Brothers'ın batışıyla kriz iyice belirginlik kazanmış oldu.
Şimdi burada asıl mevzu şu: ABD hükümeti yatırımcıları kurtarabilecek mi? 1970lerde ve 1980lerde yaşanan benzer krizlerde hükümet yatırımcıları kurtardı. Eğer bu sefer de aynı şeyi yapmayı beceremezse, 2. Büyük Bunalım yaşanabilir. İzleyip göreceğiz.
ABD sanayisi ise, ABD topraklarından ziyade Uzak Doğu'da konuşlanmış olduğu için bu krizden ancak üretim yaptığı ülkelerin etkilendiği kadar etkilenir. Yani Çin'de veya Tayvan'da üretim yapan bir firma, Çin ve Tayvan'ın krizden etkilenmesi ölçüsünde etkiye uğrar.
Amerika'nın nasıl sanayileştiğine gelelim.
Amerika İngiliz sömürgesi iken İngiltere ile eşit seviyede sanayi tesislerine sahipti. Amerika topraklarında İngiltere'nin tekstil imalatı yaptığı büyük fabrikaları vardı. 1776'da bağımsızlık ilanı ve yaşanan savaş, doğal olarak sanayi de dahil olmak üzere herşeyi durdurdu. 18. Yüzyıl sonlarına doğru Sanayi Devrimi'nin ayak sesleri duyulurken genç ABD sanayileşme yolunda belli bir istikrara sahipti. Buhar gücüne dayalı bir sanayiye sahipti ve en büyük sektör tekstildi. ABD bu dönemde özellikle askeri gücü çok zayıf olduğu için ekonomik bir güç sağlamaya çalışıyordu. Bunu da ancak sanayisini geliştirerek yapabilirdi. Bu dönemde "değiştirilebilir parçalar" tekniğinin icat edilmesi çok büyük bir etki yarattı. İlk başlarda tüfek yapımı için düşünülen bu teknik sonradan diğer alanlara da yayıldı. Bu teknik sayesinde belli standart parçaların üretilip sonradan ihtiyaca göre farklı ürünleri oluşturmak üzere birleştirilmesi sağlanmıştı. Bu üretimin hızlanmasını sağladı.
Avrupa'da Napolyon Savaşları başladığında ABD Avrupa ile iyi bir ticaret ilişkisine sahipti. Birbiriyle savaşan Fransa ve İngiltere'yle ticaret ilişkileri vardı. Ancak İngiltere, ABD'nin Fransa ile olan ticari ilişkilerini durdurmaya niyetliydi ve bunun için saldırganlaşmaya niyetliydi. 1807 yazında Amerikan Chesapeake gemisinin İngiliz Leopard gemisi tarafından saldırıya uğraması ve tayfalarından bazılarının İngiltere tarafından idam edilmesi, 1812'de yaşanacak İngiltere-ABD Savaşı'nın (1812 Savaşı olarak bilinir) habercisi olmuştu. 1812-1814 arasında süren savaşta ABD kılpayı kurtulmuştu. Bu savaş göstermişti ki ABD ulaşım ağı ve sanayi yönünden hala çok geriydi. Böylece ABD kendi içinde bir ulaşım ve sanayiyi içeren kalkınma hamlesi başlattı. Devlet endüstriyel girişimcileri teşvik edici bazı düzenlemeler yapmıştı. Böylece ABD sanayileşme yoluna tam anlamıyla çıkmıştı. En büyük şansı ise zengin doğal kaynaklara sahip olmasıydı. Avrupa'dan gelen sanayicilerin ABD'de kendi işlerini kurması da sanayileşmeye ivme kazandırdı.
İç Savaş sonrası batıya doğru başlayan yayılma esnasında demiryolu ağları, yollar ve haberleşme ağları kurularak ağır sanayi için uygun altyapı hazırlandı. 20. Yüzyıl başında yaşanacak ve tüm dünyada sanayileşmenin en büyük dönüm noktalarından biri olarak kabul edilecek olay için her şey hazırdı.
1908 yılında Henry Ford'un şirketi 5 yıldır üzerinde çalıştığı üretim hattı sistemini hayata geçirdiler. Bu sistemi Model T otomobilin üretimi için yapmışlardı ama dünya tarihinin akışını değiştirdiler. Kısa sürede inanılmaz sayıda otomobil üretilmesini sağlayan ve Fordist Üretim Tarzı olarak bilinen bu usül ile üretim artık çok hızlı yapılabilirdi. Bu usül aynı zamanda tüketim toplumunun da doğuşunu haber veriyordu. İşte bu noktaya kadar İngiltere'nin bir adım gerisinde olan ABD, Henry Ford sayesinde İngiltere'yi geçmişti.
Bu olayın büyüklüğünü şöyle izah edeyim. Aldous Huxley'nin 1932'de yazdığı Cesur Yeni Dünya isimli ütopya türü romanında 26. Yüzyılda Henry Ford Tanrı olarak kabul edilmiştir, üretim hattı sistemi ve Model T'nin doğuş yılı olan 1908 milat olarak kabul edilmiştir ve Model T'nin "T"si haçın yerine dini sembol olarak kullanılmaktadır. O dönemin bir entellektüelinin gözünde bu kadar öneme sahiptir bu olay.
ABD'nin her yerini yavaş yavaş üretim hattı sistemi kaplamaktadır. Tüketim toplumu da her gün daha da gelişmektedir. Sonradan Büyük Bunalım'ı da atlatan ABD artık dünyanın en büyük sanayisine sahiptir. Ama bu sanayinin asıl önemli özelliği büyüklüğü değildir. Asıl önemli özelliği, 1941'de ABD savaşa girince ortaya çıkacaktır. Bu koca sanayi kısa sürede başka bir alana kanalize olabileceğini gösterecektir. Bu bence ABD sanayisinin en önemli özelliğidir. Yani devlet tarafından tüm sanayi kaynakları üzerine o kadar incelikle planlar hazırlanmış ki, savaşa girilince ülkedeki sivil sanayi anında askeri sanayiye dönüşebiliyor. Anında başka bir alana kanalize olabilme yeteneğine sahip dev bir sanayi gücü...
Soğuk Savaş döneminde ABD devamlı SSCB'ye karşı endüstriyel üstünlüğün keyfini çıkardı. 80li yıllarda SSCB mağlup olunca da dünyanın en büyük sanayi gücü olarak konumunu pekiştirdi. Hala da konumunu korumaya devam ediyor.
Saygılar
Amerikan ekonomisi bugün dünya toplamının % 25'ini oluşturmaktadır.Bu büyüklüğe ulaşmasında "kutup yıldızı" nın anlattıklarının yanında 2.Dünya Savaşı'ndan sonra yeni nesil teknolojilerin ABD'de icat edilmesine de değinmek istiyorum.
-Transistörler elektronik devrelerde anahtarlama yapan devre elemanlarıdırlar.Bilgisayarlarda ve diğer bütün elektronik cihazlarda kullanılırlar.
-Roketler üzerindeki ilk çalışmalar Nazi Almanyası'nda başlatıldı.2. Dünya Savaşı'nın sonlarına yaklaşılırken askerî ve bilimsel anlamda Sovyet, İngiliz ve ABD güçleri, Alman roket programı Peenemünde'den teknoloji ve personel çalma konusunda yarış içindeydiler. SSCB ve İngiltere'nin de bazı başarılar elde etmesiyle birlikte, bu yarıştan en kazançlı çıkan ABD oldu. Birçoğu Nazi Partisi üyesi çok sayıda Alman roket bilimcisi (von Braun da dahil) bu sırada ABD'ye iltica etti.
-Roket teknolojisindeki başarılar ile birlikte uzay çağı başlamış oldu.ABD ile SSCB arasında büyük çekişme yaşandı ve bu alanda her ne kadar ilk uydu Ruslar tarafından atılsa da(4 Ekim 1957'de atılan Sputnik 1), ABD Ay'a gidişle büyük bir adım attı.Uzay teknolojisi yer yüzünde büyük faydalar sağladı.Uzayda kullanılan her yeni gelişme yeryüzüne yeni malzemeler olarak yansıyordu.
-Nükleer silahlanmada ve enerji teknolojilerdeki ilerleme
-Diğer tüm teknolojik gelişmeler ile birlikte ABD 2. Dünya Savaşı'ndan sonra büyük ilerlemeler kaydetti.Bunda savaş sırasında ve sonrasında topladığı bilim adamlarının payı çok fazladır.
Bugün de ABD dünya çapında topladığı kalifiye elemanlar ve bilim adamlarıyla bu durumunu korumaya çalışıyor.Bir nevi bu insanları ithal ediyor.Ancak ABD'nin asıl gücü çok büyük yerli ekonomistler yetiştirmesinden kaynaklanmaktadır.Bu büyük ekonomistler devletlerinin bekası için sürekli doktrin geliştiryorlar.Güçlerinin asıl kaynağı çok etkili doktrinler geliştirmeleri ve uygulamalarıdır.Kısaca iyi bir yönetim...
ABD'de yaşanan krize gelirsek;bu kriz "kutup yıldızı" nında değindiği gibi mortgage kredileri yüzünden patlak vermiştir.Mortgage için kredi veren bankalar yurt dışından da büyük miktarlarda kaynak sağlamışlardır.Özellikle Avrupa'dan... Norveç gibi petrol nedeniyle büyük para birikimi olan ülkeler bu alana para aktarmışlardır.Bu noktada bu yatırımın riskini tayin eden kuruluşlar ile ABD'de krediyi veren kuruluşlar aynıdırlar ve riskli olan mortgagein riskini düşük göstermişlerdir.Şu ana kadar ABD'de batan para Türkiye'nin GSMH'na yakın bir paradır.Kriz patlak verdiğinde de ABD'den sonra en çok etkilenen yer Avrupa kıtasıdır.İngiltere Avrupa'da en çok etkilenen ülke olmuştur.Türkiye'yi etkilemesi de en büyük ticaret hacmimiz olan AB üzerinden oluyor.Ayrıca ülkemizde güvensizlik ortamı olursa bu da krizin etkilerini arttırabilir.
Krizle ilgili olarak şu sayfaya bakabilirsiniz:
http://www.ntvmsnbc.com/news/460082.asp#storyContinues
Cevaplar için teşekkürler arkadaşlar.
Fordizm için ben de
şöyle bir yazı buldum.
aegarmageddon demiş ki-Transistörler elektronik devrelerde anahtarlama yapan devre elemanlarıdırlar.Bilgisayarlarda ve diğer bütün elektronik cihazlarda kullanılırlar.
Transistörler (Oktay Sinanoğlu Hoca buna gerçi "geçirgeç" demişti) dediğiniz maksatla kullanılmaktalar ancak sadece bu maksatla değil değişik bir çok maksatla da kullanılmaktadırlar. Başlıca kullanım amaçlarında birisi de AC (Alternative Current=Alternatif akım)'e karşı yükselteç görevi görmektir. Ayrıca bu yükseltme sonucu oluşan akım kaybını ve empedans farkını buffer (tampon) devreler vasıtasıyla kapatan yarı iletken devre elemanlanı vazifesi de görmektedirler. Sizin anahtarlama dediğiniz vazife daha ziyade sayısal (digital) devrelerde gözükmektedir.
Zamanla transistörler geliştirilerek daha sonra daha güçlü çıkış verebilen FET ve MOSFET gibi devre elemanları geliştirilmiştir. Aslında transistörlerin birebir olmasa bile asli vazifelerini yapan "Lamba" denilen elemanlar daha önceleri mevcuttu. Bir kaç sene öncesine kadar bende bu lambalı devreleri barındıran bir ses yükselteci ile çalışmaktaydım. Lambalı devreler aslında insan sesini transistöre göre daha kaliteli ve distorsiyona (bozulmalara, gürültülere) uğratmadan yükselttiği için halen ses dünyasında itibar görmektedirler. Lambalı devrenin dezavantajı ise transistörlü devrelere göre çok yer kaplaması (ilk bilgisayarın neden devasa bir büyüklükte olduğu hakkında bir bilgi verebilir), flaman denilen voltaj (bu genellikle 6,3 VAC civarında bir voltaj olur ancak bu değer değişebilir) uygulanması ki bu voltaj lambayı ısıtıp emisyona sokar ve böylece lambalı devrenin aşırı ısınmasıdır. Evinde 50'li 60'lı yıllardan kalma radyosu olanlar radyoyu açıp bakarlarsa lamba denilen bu devre elemanını rahatlıkla görebilirler.
Şimdi transistörlerin geçmişine gittik biraz daha ötesine gidip mikrodevre (micro-circuit) elemanlardan bahsetmek gerektir kanısındayım. 70'li yıllarda bilim insanları ve arştırmacılar transistörleri ve diğer yarı iletken (semi-conductor) devre elemanlarından müteşekkil devreleri mikro çip denilen devre elemanları içine sığdırmayı başardılar. Dolayısıyla yapılan bu devrimle sayısal (dijital) dünyanın önü açılmış oldu. Bunu 80'li yıllarda kişisel bilgisayarları (PC) üretilmesi takip etti. Bundan sonra ki süreç malumunuzdur sanırım.
Günümüzde ise devre elemanları daha sıklıkla çiplere (aslında Türkçe karşılığı yonga'dır) sığdırılmaya çalışılmakta ve nano teknoloji denilen hadise ile bu da gerçekleştirilmektedir. Gördüğünüz gibi lambalarla başlayan ve transistörlerle hız kazanan bu süreç daha çok yol alacağa benzemektedir. Bu yüzden bizim de ilgili kurumlarımızın bu teknolojiye ayak uydurması ve yakından takip etmesi milli yararımızadır. Allah'a şükür ki Tübitak bu konuda kendisini sürekli geliştiriyor. Ancak Batılılarla ve özellikle ABD ile kıyaslandığımızda daha alacağımız çok mesafe bulunmakta.
Esenlikle kalın...
Temel üç sebep;
1. Pragmatist Anglosakson zihniyeti.
2. Kapitalist teorinin gelişmesi.
3. Amerika'nın muazzam doğal kaynakları, kıtasında kendisiyle rekabet edecek güç olmaması ve ABD'nin bütün kıtayı sömürmesi ve Avrupa ile Afrika'dan sürekli akan nüfusun sömürülmesinden doğan sermayedir.
Bu üç madde birbiriyle aşağı yukarı eşit önemdedir. Henry Ford'un üretim devrimi yahut bir takım teknik gelişmeler çok önemli olmakla birlikte yukarıdaki üç sebebin sonucudur. Nedeni değil.
aozkan demiş kiTemel üç sebep;
1. Pragmatist Anglosakson zihniyeti.
2. Kapitalist teorinin gelişmesi.
3. Amerika'nın muazzam doğal kaynakları, kıtasında kendisiyle rekabet edecek güç olmaması ve ABD'nin bütün kıtayı sömürmesi ve Avrupa ile Afrika'dan sürekli akan nüfusun sömürülmesinden doğan sermayedir.
Bu üç madde birbiriyle aşağı yukarı eşit önemdedir. Henry Ford'un üretim devrimi yahut bir takım teknik gelişmeler çok önemli olmakla birlikte yukarıdaki üç sebebin sonucudur. Nedeni değil.
Bu üç unsur da Amerikanın sanayileşmesini açıklamak için yeterli değildir.
Ben tek başına açıklamak için yeterlidir demedim, her şeyi etkileyen pek çok faktör vardır. Sanayileşme konusunda da bu böyledir, fakat eylemleri oluşturan fikirler olduğuna göre öncelikle fikirleri anlamak gerekir, Çağatay el kadar çocuk yanlış yönlendiriyorsunuz.

Buraya kadar bahsedilen konular teknik meselelerdir, fakat en temelde iş zihniyette ve dünya anlayışında biter, neden Henry Ford Amerika'dan çıkmıştı da Osmanlı'dan çıkmamıştı? Neden James Watt Britanya'dan çıktı da Araplar'dan çıkmadı?
Bu arada 1812 Savaşı'nın nedenini de saptırmışsınız sayın Kutup Yıldızı, bu savaşı Amerika ve Amerikalılar istemiştir, İngiliz deniz ticareti yasası 1807 tarihlidir 1810'a kadar ortada bir şey yokken 1810'da Batı ve Güney eyaletlerinden senatoya gönderilen senatörlerin savaş yanlısı tutumları savaşın başlamasının en önemli nedenidir, bunun sebebi de ABD'nin sınırlarını genişletme arzusudur. İlginç bir biçimde en İngiliz düşmanı Amerikalılar da bu sınır eyaletlerinde yaşayanlardı, halbuki deniz ticareti yasaları en az onları etkilemişti. Sizin anlatımınıza bakan da mazlum Amerika kendisini savunmuş sanır.
aozkan demiş kiBen tek başına açıklamak için yeterlidir demedim, her şeyi etkileyen pek çok faktör vardır. Sanayileşme konusunda da bu böyledir, fakat eylemleri oluşturan fikirler olduğuna göre öncelikle fikirleri anlamak gerekir, Çağatay el kadar çocuk yanlış yönlendiriyorsunuz.
Tamam da ilk mesajda sorulan soruların hiçbirine cevap niteliği taşımıyor bu yazdığınız 3 madde.
Ayrıca soruyu soran Çağatay, üniversite öğrencisi 20 yaşında bir genç. "El kadar çocuk" falan pek hoş kaçmıyor. Siz 50 yaşında falan mısınız?
Alıntı:Bu arada 1812 Savaşı'nın nedenini de saptırmışsınız sayın Kutup Yıldızı, bu savaşı Amerika ve Amerikalılar istemiştir, İngiliz deniz ticareti yasası 1807 tarihlidir 1810'a kadar ortada bir şey yokken 1810'da Batı ve Güney eyaletlerinden senatoya gönderilen senatörlerin savaş yanlısı tutumları savaşın başlamasının en önemli nedenidir, bunun sebebi de ABD'nin sınırlarını genişletme arzusudur. İlginç bir biçimde en İngiliz düşmanı Amerikalılar da bu sınır eyaletlerinde yaşayanlardı, halbuki deniz ticareti yasaları en az onları etkilemişti. Sizin anlatımınıza bakan da mazlum Amerika kendisini savunmuş sanır.
Hiçbir savaş tek bir olayla başlamaz. Üst üste binen sebepler sonucu ortaya çıkar. 1807'de Atlantik sularında ABD'ye yönelik deniz ticareti baskılarıyla olayın temeli atılmıştır. Yine dediğim gibi İngilizler tarafından zorla el konulan ABD gemilerinin mürettebatı zorla Kraliyet Donanması'na asker olarak kaydettirilmiştir. Bütün bunlar zaten savaş için yeterli kamuoyu tepkisini oluşturmuş ve ABD'yi savaşa itmiştir. Sizin dediğiniz, sınır bölgelerinde yaşayan vatandaşlar kendileri için en büyük tehdit olan kızılderililerin İngilizler tarafından desteklenmesi sonucu savaş yanlısı olmuşladır.
Burada asıl savaş sebebi ülke ekonomisinin dayandığı okyanus ötesi ticaretin İngiltere tarafından engellenmesidir. İki taraf da kendisine göre haklıdır. İngiltere, kıta Avrupası'nı abluka altına almak istemiş, ABD de ticaret ilişkilerinin aksamasını önlemek istemiştir. Ancak ilk kıvılcımı İngiltere çıkartmıştır. Egemen bir devleti aşağılayacak hareketler yaparak ABD'yi provoke etmiştir. ABD de savaş ile ilgili planlarını yaparak bu savaşa girmiştir. Zaten benim önceki kısa açıklamamda "mazlum ABD" gibi bir tabirde bulunmadım, sadece bu çatışmayı İngilizler'in başlattığını söyledim.
Savaş ilanı yapıldıktan sonra da ABD pragmatik bir yaklaşımla, Avrupa'dan yardım alamayacağını düşündüğü İngiliz topraklarına saldırmıştır. Savaşın sonucunda iki taraf da maddi olarak bir şey elde edemese de, ABD büyük bir manevi kazanç sağlamıştır. Tam anlamıyla bir millet bilincine sahip olmuş ve zayıflıklarını görme imkanı bulmuştur.
Saygılar
aozkan demiş kiBu arada 1812 Savaşı'nın nedenini de saptırmışsınız sayın Kutup Yıldızı, bu savaşı Amerika ve Amerikalılar istemiştir, İngiliz deniz ticareti yasası 1807 tarihlidir 1810'a kadar ortada bir şey yokken 1810'da Batı ve Güney eyaletlerinden senatoya gönderilen senatörlerin savaş yanlısı tutumları savaşın başlamasının en önemli nedenidir, bunun sebebi de ABD'nin sınırlarını genişletme arzusudur. İlginç bir biçimde en İngiliz düşmanı Amerikalılar da bu sınır eyaletlerinde yaşayanlardı, halbuki deniz ticareti yasaları en az onları etkilemişti. Sizin anlatımınıza bakan da mazlum Amerika kendisini savunmuş sanır.
Burada 1812 savaşı hakkında fazla malumatım olmadığından yorum yapamayacağım dolayısıyla kutup yıldızı kardeşime veya size bu hususta katılamayacağım. Ancak burada önemli bir hususu dile getirmişiniz ki bu hususta size katılıyorum. Gerçekten ABD'nin kurulduğu tarihlerden itibaren topraklarını genişletme arzusu bulunmaktaydı. ABD-Meksika ve ABD-İspanya savaşları hakkında azda olsa malumatım olduğu için ve bu savaşların öncesinde ki hava hakkında malumatım olduğu için ve ayrıyetten bu mevzuda araştırma yapan, kitap yazan yazar ve tarihçilerin umumi manada ortak görüşü bu olduğu için bu hususta haklısınız. Ancak İngilizlerle olan hadiselerini sırf toprak kazanma arzusu ile sınırlandırmanın da yanlış bir değerlendirme olabileceği kanaatindeyim. Bunun ardında daha başka nedenlerde yatabilir bunları irdelenmesinin daha yararlı olacağı kanaatini taşımaktayım.