09-14-2008, 03:31 AM
Türk edebiyatının en iyi yazar ve şairlerinin başında gelen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur" adlı başyapıtından sonra en beğendiğim eseri,Saatleri Ayarlama Enstitüsü'dür.
İronik yapısı nedeniyle farklı düzlemelerde okunabilecek bir kitaptır.Konusu kısaca şöyledir:
Hayri İrdal,çocukluğundan beri saatlere karşı büyük ilgi duymaktadır.Devrin en önemli saat ustası, Nuri Efendi'nin yanında, bir süre çıraklık yapar.Askerlikten sonra farklı işlere girer çıkar.İşsiz kalınca,dostlarından birinin yardımıyla Halit Ayarcı ile tanışır.Halit Ayarcı da tıpkı kendisi gibi çeşitli işlere girip çıkmış,hep yenilikler peşinde koşan bir iş adamıdır.Sonunda bu iki kahramanımız bir Saatleri Ayarlama Enstitüsü kurmaya karar verirler.Müessese kurulur ancak ortada yapacak bir "iş" yoktur.Buna rağmen Saatleri Ayarlama Enstitüsü,Zemberek Şubesi,Mil Şubesi,Yelkovan Şubesi...gibi alt birimleri ve sayıları giderek artan çalışanlarıyla,yeni ve modern genel müdürlük binasıyla,şehrin değişik yerlerinde açtıkları şubeleriyle,kurum içi eğitimleri,üniformaları,ceza sistemleri ve bilimsel yayınlarıyla devasa bir bürokratik yapı olup çıkar.Yabancı memleketlerin de ilgisini çeker.Müessesede Halit Ayarcı'nın olmadığı bir gün yabancı bir heyet ziyarete gelerek,"Burada ne iş yapıldığını" sorar.Ve bu küçük soru,bin bir emekle oluşturulan bu güzide müessesenin sonu olur.
Aslında çevremize baktığımızda,özellikle kamu kesiminde çok sayıda "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" yok mu?Hangi gerekçe ile olursa olsun,bir kere oluşmuş bulunan bu yapıların kendi varlığını savunma özelliğini görüyoruz.SSCB'nin yıkılmasından sonra Nato'nun kuruluş amacı kısa bir süre askıda kaldıktan sonra kendine "uluslararası terörizm "diye yeni bir hasım bulmadı mı?Ya da Avrupa Müktesebatı yüzünden tasfiye edilmesi gereken,ya da yeni görev tanımlaması gereken pek çok örgüt buna direnmiyor mu?
Dili,kurgusu yanında, bana göre bu romanın tüm bu sorunlara da parmak basması ve her devire uyarlanabilir olması,onu bir klasik eser haline getiriyor.
Romanı okumayan arkadaşlara mukakkak tavsiye ederim
İronik yapısı nedeniyle farklı düzlemelerde okunabilecek bir kitaptır.Konusu kısaca şöyledir:
Hayri İrdal,çocukluğundan beri saatlere karşı büyük ilgi duymaktadır.Devrin en önemli saat ustası, Nuri Efendi'nin yanında, bir süre çıraklık yapar.Askerlikten sonra farklı işlere girer çıkar.İşsiz kalınca,dostlarından birinin yardımıyla Halit Ayarcı ile tanışır.Halit Ayarcı da tıpkı kendisi gibi çeşitli işlere girip çıkmış,hep yenilikler peşinde koşan bir iş adamıdır.Sonunda bu iki kahramanımız bir Saatleri Ayarlama Enstitüsü kurmaya karar verirler.Müessese kurulur ancak ortada yapacak bir "iş" yoktur.Buna rağmen Saatleri Ayarlama Enstitüsü,Zemberek Şubesi,Mil Şubesi,Yelkovan Şubesi...gibi alt birimleri ve sayıları giderek artan çalışanlarıyla,yeni ve modern genel müdürlük binasıyla,şehrin değişik yerlerinde açtıkları şubeleriyle,kurum içi eğitimleri,üniformaları,ceza sistemleri ve bilimsel yayınlarıyla devasa bir bürokratik yapı olup çıkar.Yabancı memleketlerin de ilgisini çeker.Müessesede Halit Ayarcı'nın olmadığı bir gün yabancı bir heyet ziyarete gelerek,"Burada ne iş yapıldığını" sorar.Ve bu küçük soru,bin bir emekle oluşturulan bu güzide müessesenin sonu olur.
Aslında çevremize baktığımızda,özellikle kamu kesiminde çok sayıda "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" yok mu?Hangi gerekçe ile olursa olsun,bir kere oluşmuş bulunan bu yapıların kendi varlığını savunma özelliğini görüyoruz.SSCB'nin yıkılmasından sonra Nato'nun kuruluş amacı kısa bir süre askıda kaldıktan sonra kendine "uluslararası terörizm "diye yeni bir hasım bulmadı mı?Ya da Avrupa Müktesebatı yüzünden tasfiye edilmesi gereken,ya da yeni görev tanımlaması gereken pek çok örgüt buna direnmiyor mu?
Dili,kurgusu yanında, bana göre bu romanın tüm bu sorunlara da parmak basması ve her devire uyarlanabilir olması,onu bir klasik eser haline getiriyor.
Romanı okumayan arkadaşlara mukakkak tavsiye ederim