08-15-2008, 09:46 PM
Hasan Sabbah'ı çoğumuz biliriz. İsmailiye mezhebi çatısı altında Mısır'da yetişen Hassan Sabbah ileride bu mezhebin en etkili kolu olacak Nizari İsmailileri'ni örgütleyerek hareketini Irak-ı Acem bölgesine kaydırmış ve 1090'da bir savaş hilesiyle Tahran'ın kuzeyindeki Elburz dağlarında aynı adı taşıyan bir vadiye hakim konumda bulunmakta olan Alamut (Kartal Yuvası) adındaki bir kaleyi ele geçirmiştir. Bu kaleyi ele geçirdikten sonra "Hiçbir şey gerçek değildir ve hepsi izne tabidir" idraki ile "Haşhaşi" (Suikastçi) örgütünü kurmuştur.
Hassan Sabah'ın fedailerini nasıl kullandığı ve yönlendirdiği çoğumuzun bildiği bir husus olduğu için bu mevzunun bilinen kısmını atlayıp konu başlığımız olan mevzuya gireceğim. Bahse konu aldatmaca Şamlı Abdurrahman'ın "Taklit Sanatı" adlı antik metninde kaydedilen bir bilgidir. Ayrıca Arkon Daraul'un "Dünden Bugüne Gizli Örgütler" adlı eserinde de bahsedilmektedir.
"Hasan'ın kabul odasının zemininde derin bir dar kuyu vardı. Müritlerinden (uyuşturulmuş) biri bu kuyunun içinde yalnızca başı ve boynu görülebilecek şekilde dikilirdi. Boynunun etrafında, ortasında bir delik bulunan ve birbirine sabitlenmiş iki parçadan oluşan dairevi bir disk vardı. Bu sanki zemin üzerinde metal bir levhada kesik bir baş varmış izlenimi uyandırıyordu. Görüntüyü daha inandırıcı yapmak için, Hasan levha üzerindeki kellenin çevresine kan döktürürdü."
"Artık tespit edilmiş acemiler içeri alınırdı.'Anlat' derdi şef, 'neler gördüysen'. Ardından başı kesik sanılan mürit cennetin tüm lezzetlerini anlatırdı. 'Hepinizin bildiği ölü bir adamın başını gördünüz. Onu kendi ağzıyla konuşması için yeniden canlandırdım derdi Sabbah"
"Sonra, adamın kesik başı gerçekten kalleşçe kesilir ve geide kalabilenlerin görebileceği bir yere yerleştirilirdi. Bu hokkabazlığın ve cinayetin etkisi şehadete duyulan heyecanı arzu edilen dereceye yükseltildi"
Bunun gerçekten acımasız bir aldatmaca, ama acemi yetiştirmek için kabul gören başarılı bir taktik olduğu görülmekte.
Hassan Sabah'ın fedailerini nasıl kullandığı ve yönlendirdiği çoğumuzun bildiği bir husus olduğu için bu mevzunun bilinen kısmını atlayıp konu başlığımız olan mevzuya gireceğim. Bahse konu aldatmaca Şamlı Abdurrahman'ın "Taklit Sanatı" adlı antik metninde kaydedilen bir bilgidir. Ayrıca Arkon Daraul'un "Dünden Bugüne Gizli Örgütler" adlı eserinde de bahsedilmektedir.
"Hasan'ın kabul odasının zemininde derin bir dar kuyu vardı. Müritlerinden (uyuşturulmuş) biri bu kuyunun içinde yalnızca başı ve boynu görülebilecek şekilde dikilirdi. Boynunun etrafında, ortasında bir delik bulunan ve birbirine sabitlenmiş iki parçadan oluşan dairevi bir disk vardı. Bu sanki zemin üzerinde metal bir levhada kesik bir baş varmış izlenimi uyandırıyordu. Görüntüyü daha inandırıcı yapmak için, Hasan levha üzerindeki kellenin çevresine kan döktürürdü."
"Artık tespit edilmiş acemiler içeri alınırdı.'Anlat' derdi şef, 'neler gördüysen'. Ardından başı kesik sanılan mürit cennetin tüm lezzetlerini anlatırdı. 'Hepinizin bildiği ölü bir adamın başını gördünüz. Onu kendi ağzıyla konuşması için yeniden canlandırdım derdi Sabbah"
"Sonra, adamın kesik başı gerçekten kalleşçe kesilir ve geide kalabilenlerin görebileceği bir yere yerleştirilirdi. Bu hokkabazlığın ve cinayetin etkisi şehadete duyulan heyecanı arzu edilen dereceye yükseltildi"
Bunun gerçekten acımasız bir aldatmaca, ama acemi yetiştirmek için kabul gören başarılı bir taktik olduğu görülmekte.