08-07-2008, 11:26 PM
URAL BATIR (BAHADIR−YİĞİT URAL)
Başkurt efsanesi olan ve bugün Ural dağları olarak bildiğimiz yerlerin efsanesi.
Türk Mitolojisinin son yıllardaki temsilcisi yaşatanı olan Atilla Dirim bu efsaneyi kitap haline getirmiş. Geçen gün kitabı okumaya başladım. Sizlerle de hatırladığım kadarı ile miti paylaşmak isterim.
Dünyada bir diyar varmış. Bu diyarın her yeri su ile kaplı imiş. Kara parçası olarak sadece bir ada varmış suların arasında. Bu adada bir karı koca yaşarmış. Ömürleri sonsuzmuş.
(Buraya kadar efsanede Türk efsane tipindeki Sular ile kaplı dünya ile Gılgameş’de ki Nuh Peygamber ve Karısının ölümsüzlük bitkisini bulunduran adasını andırıyor. )
Bu çiftin canı sıkılmış. Çoluk çocuk istemişler. Neden sonra iki sene ara ile iki oğulları olmuş. Çocuklar babalarının ve annelerinin avladığı hayvanlar ile büyümüşler. Babaları ve anneleri aslanla doğanla ve bir turna balığı ile bir sürü av yaparmış. Bu avın başını ve yüreğini kendileri yer kanını küplere doldurup kendileri içer geri kalanı çocuklarına verirmiş. Çocukların baş yürek yiyip kan içmeleri yasakmış.
Çocuklardan büyüğü olan Şülgen dayanamayıp bir gün bu kandan biraz içmiş. Küçüğü olan Ural abisini uyardığı halde bunu engelleyememiş. Babaları bu işi anlamış. Ama “Hanginiz içtiniz” dediği halde Şülgen ben içtim diyememiş. Ural’da abisini babasına şikâyet etmemiş. İkisi de temiz bir dayak yemiş.
Günlerden bir gün Ural babasına Ölüm’ün neden onlara gelmediğini sormuş. Babası da çok eskiden kişi oğlunu yiyen bir dev olduğunu onun isminin ölüm olduğunu kimsenin bu devi görmeyip ne zaman geleceğini bilemediğini annesi ile bu devden kaçıp bu adaya geldiğini ve bu devin kişioğullarını bu adada bilmediğini bu nedenle kişioğlu bu adada ölmediğini ama hayvanların ise öldüğünü anlatmış.
Ural o zamanlardan kafasına koymuş. Kişioğluna ölümsüzlüğü verecek ve adı Ölüm olan devi bulup kafasını kesecekmiş.
Bir gün Annenin doğanı bir kuş yakalamış. Baba bu kuşun başını ve yüreğini kesip yiyeceği sırada kuş dile gelmiş ve “Ben Huma Kuşuyum. Güneş benim annem ve ölümsüzlük pınarı bulunan ülkenin padişahı Samrav da benim babam olur demiş.” (Huma kuşu Türk Kültüründe çok görülen mitolojik bir kuş.” Eğer beni serbest bırakırsanız eninde sonunda size yardımım dokunur demiş. Şülgen babasına kesmesini söylemiş. Ural ise itiraz etmiş ve babası Ural’ı dinlemiş. Kuşu serbest bırakmışlar. Kuş kanadından 3 tüy koparıp kanıyla dokundurmuş ve bu üç tüy kuş olup onu uçurarak istediği yere almış götürmüş.
O zamanlar Şülgen 12 Ural ise 10 yaşındaymış. Babaları oğullarından bu kuşun ülkesine gidip ölümsüzlük pınarından su getirmelerini istemiş.
DEVAMI TALEP GELİRSE...
Başkurt efsanesi olan ve bugün Ural dağları olarak bildiğimiz yerlerin efsanesi.
Türk Mitolojisinin son yıllardaki temsilcisi yaşatanı olan Atilla Dirim bu efsaneyi kitap haline getirmiş. Geçen gün kitabı okumaya başladım. Sizlerle de hatırladığım kadarı ile miti paylaşmak isterim.
Dünyada bir diyar varmış. Bu diyarın her yeri su ile kaplı imiş. Kara parçası olarak sadece bir ada varmış suların arasında. Bu adada bir karı koca yaşarmış. Ömürleri sonsuzmuş.
(Buraya kadar efsanede Türk efsane tipindeki Sular ile kaplı dünya ile Gılgameş’de ki Nuh Peygamber ve Karısının ölümsüzlük bitkisini bulunduran adasını andırıyor. )
Bu çiftin canı sıkılmış. Çoluk çocuk istemişler. Neden sonra iki sene ara ile iki oğulları olmuş. Çocuklar babalarının ve annelerinin avladığı hayvanlar ile büyümüşler. Babaları ve anneleri aslanla doğanla ve bir turna balığı ile bir sürü av yaparmış. Bu avın başını ve yüreğini kendileri yer kanını küplere doldurup kendileri içer geri kalanı çocuklarına verirmiş. Çocukların baş yürek yiyip kan içmeleri yasakmış.
Çocuklardan büyüğü olan Şülgen dayanamayıp bir gün bu kandan biraz içmiş. Küçüğü olan Ural abisini uyardığı halde bunu engelleyememiş. Babaları bu işi anlamış. Ama “Hanginiz içtiniz” dediği halde Şülgen ben içtim diyememiş. Ural’da abisini babasına şikâyet etmemiş. İkisi de temiz bir dayak yemiş.
Günlerden bir gün Ural babasına Ölüm’ün neden onlara gelmediğini sormuş. Babası da çok eskiden kişi oğlunu yiyen bir dev olduğunu onun isminin ölüm olduğunu kimsenin bu devi görmeyip ne zaman geleceğini bilemediğini annesi ile bu devden kaçıp bu adaya geldiğini ve bu devin kişioğullarını bu adada bilmediğini bu nedenle kişioğlu bu adada ölmediğini ama hayvanların ise öldüğünü anlatmış.
Ural o zamanlardan kafasına koymuş. Kişioğluna ölümsüzlüğü verecek ve adı Ölüm olan devi bulup kafasını kesecekmiş.
Bir gün Annenin doğanı bir kuş yakalamış. Baba bu kuşun başını ve yüreğini kesip yiyeceği sırada kuş dile gelmiş ve “Ben Huma Kuşuyum. Güneş benim annem ve ölümsüzlük pınarı bulunan ülkenin padişahı Samrav da benim babam olur demiş.” (Huma kuşu Türk Kültüründe çok görülen mitolojik bir kuş.” Eğer beni serbest bırakırsanız eninde sonunda size yardımım dokunur demiş. Şülgen babasına kesmesini söylemiş. Ural ise itiraz etmiş ve babası Ural’ı dinlemiş. Kuşu serbest bırakmışlar. Kuş kanadından 3 tüy koparıp kanıyla dokundurmuş ve bu üç tüy kuş olup onu uçurarak istediği yere almış götürmüş.
O zamanlar Şülgen 12 Ural ise 10 yaşındaymış. Babaları oğullarından bu kuşun ülkesine gidip ölümsüzlük pınarından su getirmelerini istemiş.
DEVAMI TALEP GELİRSE...
